Av Sonu

Bir saat geçti. Gölün çevresi yanıp kavrulmuş bir çorak araziye dönmüştü. Işıltılı Ayıların cesetleri her yere yayılmıştı. Çoğu tamamen yanıp kül olmuştu, ama az bir kısmının kürkleri hala nispeten sağlamdı. O an, olabildiğince çok derilerini yüzüyorduk.

Ateş büyüm ayıları büyük ölçüde yok etmişti. Ardından, dağılıp her yöne kaçmaya başlamışlardı. Birkaç tanesi üzerimize saldırmaya devam etse de, Suzanne ve diğerleri onlarla ilgilenmiş, ben de Taş Topu ile kaçmaya çalışanları avlamıştım.

Son canavar yere serildiğinde, herkes uzun bir an sessizlik içinde öylece durdu, ta ki ben sonunda cesetlerle ilgilenmeyi teklif edene dek. Bir süredir bu işin başındaydık şimdi.

Görevimizi tamamladığımızı kanıtlamak için Işıltılı Ayı kuyruklarını, nakit para karşılığı satmak için de kürklerini geri götürmemiz gerekiyordu. Doğal olarak, kürkleri oldukça iyi bir fiyata alıcı buluyordu. Maceracılar için taşıyabildikleri kadarını geri götürmek standart bir uygulamaydı. Bu kirli iş için ikişerli takımlara ayrılmıştık. Ben de büyücü arkadaşım Timothy ile eşleşmiştim. Bir süredir sessizdi şimdi. Bana ne söyleyeceğinden pek emin değilmiş gibi bir hisse kapılmıştım.

Yalnızca Timothy değildi sessiz olan. Diğer herkes de suskundu. Yine de, dünyanın en kötü sessizliği değildi bu. Bozma gereği duymuyordum.

Ayıların derilerini yüzmüş, kuyruklarını ve kürklerini toplamış, cesetlerini bir yığın halinde yakmaya başladığımızda, gökyüzü aydınlanmaya başlıyordu. Hava cızırdayan et kokusuyla dolmuştu. Bu koku, başarılı bir canavar avının sonuyla özdeşleştirdiğim bir koku haline gelmişti.

Ateşi seyrederken, Suzanne yanıma geldi. “Sanırım sana bir borcumuz var, değil mi?” dedi omuzlarını silkerek. “Sen olmasaydın hepimiz ölmüştük. Sende göründüğünden fazlası olduğunu hissediyordum ama böyle bir performans beklemiyordum doğrusu.”

“Bilmiyorum. Ben olmasaydım, bu işi en başta almazdınız, değil mi? Muhtemelen bölgeyi tanımak için B ya da C seviye bir görevle başlardınız.”

“Pekala, doğruya doğru…”

Suzanne yüzünde garip bir ifadeyle yanağını kaşıdı, ama ben her kelimeyi içtenlikle söylemiştim. Hatta, Karşı Ok'a minnettardım. O savaşın ortasında bir şeyi fark etmeme yardımcı olmuşlardı ve bu yüzden kendimi biraz daha iyi hissediyordum. “Yine de beni buraya getirdiğinize sevindim. Tekrar teşekkür ederim.”

“…Ne demek, evlat. Geri dönmeye hazır mısın?”

“Elbette.”

Suzanne yüzüme baktı ve gülümsedi, sonra kürk yığınımıza doğru geri döndü. Bir sonraki adım, taşıyabildiğimiz kadar çok şeyi yüklenip Rosenburg'a muzaffer bir dönüş yapmaktı. Canavarlar öldürülmüştü, ama bu işimizin henüz bitmediği anlamına gelmiyordu. Kanıtları geri getirip ganimetini satana kadar bitmiş sayılmazdı.

Az sonra, omzuma bir kürk demeti atarken, birinin gelip önümde durduğunu fark ettim. Bu kez Suzanne değildi; benim boylarımda bir kızdı.

“…Kurtardığın için teşekkürler.”

Bu kısa sözlerin ardından Sara hemen arkasını dönüp Suzanne'ın yanına geri koştu.


Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.