Doğduğu günden beri Claire Latria kibirli ve inatçıydı. Çocukken asla bir hatasını kabul etmez, özür dilemesi için de ağzından kerpetenle laf alınırdı.
Kendi annesi —Rudeus’un büyük büyükannesi Meredy Latria— ona, “Kendini düzgünce idare et,” derdi.
Ancak bu tavsiye vahim derecede yanlıştı. Kendi hatalarını görmeye ne istekli ne de muktedir olan Claire, hiçbir kusuru olmadığına inanıyordu. İnatçılığının haklı olduğunu düşünüyordu. Oysa hatalar insanı insan yapar.
Annesinin tavsiyesini dinlemişti Claire, ancak bu onu sert bir kıza dönüştürmüştü. Doğru değil, sadece sert. En çok da kendine karşı. Eğitimine başladı ve hatalar yaptı —çünkü bir bakıma eğitim tam da buydu. Bunu kabul etmek yerine, kendine koyduğu standartlar katılık ve acımasızlıkta giderek arttı. Bu işkence gibi standartları sadece kendine uygulasa neyse. Ama öyle olmadı. Kimse onun titiz beklentilerini karşılayamadı ve Claire, bunun bedelini onlara ödetmekten geri durmadı.
İnatçılığını ve kibrini törpüleyemeyen annesinin tavsiyesi onu mahvetmişti. Çarpık erdemleri vardı. Sertti, bu yüzden her zorluğun üstesinden geliyordu. Kibirliydi, bu yüzden canı yandığında kimsenin bilmediğinden emin oluyordu. Ve bunu çevresindeki herkesten bekliyordu. Yanlış olduğunu duymaya asla tahammülü yoktu.
Kimse onu sevmezdi.
Başkalarına göre, sanki her şeyi zahmetsizce başarıyor, sonra da aynı görevlerde zorlanan herkesi azarlıyordu. Asla, hiçbir şey için özür dilemezdi. Soğuk, şımarık ve kalpsizdi.
Elbette bazıları Claire’in gerçek yüzünü görüyordu. Kimse izlemezken ne kadar çok çalıştığını fark ediyorlardı. Ancak savunmasız olamadığı için, onlara sunabildikleri tek şey takdirdi. Bu iyi niyetli kişiler, “Claire, ben senin gerçek seni görüyorum ama başkası görmeyecek,” derlerdi. Yine de değişmeyi reddetti. Annesinin sözlerinde de kendi felsefesinde de yanlış bir şey görmüyordu. Bu durum onun işine yarıyordu. Neden değişsindi ki?
Evlilik çağına geldiğinde, herkes ondan bıkmıştı ve kimse onu gelin olarak istemiyordu. Evlilik konusu birçok kez gündeme gelmişti —sonuçta Latria Hanesi’nin en büyük kızıydı— ama ilgili soylular onunla tanışıp sertliğini ve inatçılığını bizzat gördüklerinde, çığlık çığlığa kaçıyorlardı.
On sekiz yaşına geldiğinde Claire, “Eğer bir koca bulamazsam, o zaman rahibe olurum,” diye ilan etti. Latria Hanesi’nin bir hanımefendisiydi. Rahibe olmak, evde kalmış bir kız olarak aile ismine leke sürmekten daha yeğdi. Millis’te o günlerde genç kadınlar için yaygın bir yoldu bu.
Claire Latria kendine karşı da çevresindeki herkese karşı da sertti. Ve kısacası, ondan ibaretti.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.