Bir Şövalyenin Sözü

“Hepsi çok acımasızdı. Bana hayır dediler, ayak bağı olacağımı söylediler.”

Bundan sonra kısa bir süre Norn sustu, yine de burnunu çekmeyi sürdürüyordu. Ruijerd, Norn'u babasına bir an önce geri götürmenin en doğrusu olacağını düşündü. Ancak bunu dile getirdiğinde Norn başını kararlıca salladı. Paul ile arasında bir sorun olabileceğini düşünen Ruijerd, bunun yerine Norn'un hikayesini dinlemeye karar verdi.

“Anladım.” Tüm ayrıntıları dinledikten sonra Ruijerd mızrağını daha sıkı kavradı.

Norn'un anlattıkları tek taraflıydı ve yeterli açıklamadan yoksundu. Bu yüzden, birkaç şeyin daha açıklığa kavuşturulması gerekiyordu. Ancak ana noktalar yeterince netti; Ruijerd gerisini çıkarabilirdi. Norn'un babasıyla birlikte olma arzusunu da anlayabiliyordu.

“Zor bir durum olmalı.”

Ruijerd, baba olmanın ne demek olduğunu biliyordu. Bir zamanlar onun da kendi çocuğu ve eşi vardı. O zamanlar, Laplace'ın imparatorluk muhafızında hizmet ederken, İblis Kıtası'nı bir uçtan bir uca dolaşmıştı. Onları geride bırakıp savaşa gitmişti; hırs ve sadakat karışımıyla hareket ediyordu. Onları, arzularının önüne geçecekleri için değil, o kadar değerliydiler ki güvende kalmalarını istediği için geride bırakmıştı.

Ne var ki...

Köyünden ilk ayrıldığında, oğlunun bedeninde hâlâ bir kuyruk vardı. Gerçi bu, savaşın başlarıydı. Ruijerd, Laplace'ın kişisel muhafızında uzun yıllar dövüşmüştü. Savaşları kazanıp İblis Kıtası'nı birleştirmeye başladıkça, oğlu da büyüdü. Kuyruğu bir mızrağa dönüştü, bedeni kaslandı ve heybetli bir genç adam oldu. O kadar büyümüştü ki Ruijerd köyüne son kez döndüğünde, oğlu ona yaklaşıp küstahça ısrar etti: “Artık yetişkinim. Beni bir sonraki savaşına götür!”

O zamanlar, oğlu babasının söylediklerini dinleyecek bir zihne sahip değildi. Bu yüzden Ruijerd, oğlunu geri adım attırmak için gücünü kullandı. Ayrılmadan önce oğluna, “Eğer tüm yapabildiğin buysa, benim gözümde henüz bir savaşçı değilsin,” demişti.

Savaşçılar arasında yaygın bir düşünceydi bu. Sevdiklerini korumak için savaştan uzak tutmaya çalışırlardı. Ama nihayetinde, savaşçı olarak yetersiz olan Ruijerd'in kendisiydi. Asıl savaşçı oğluymuş. Ne de olsa, elindeki şeytani mızrak onu çıldırttığında Ruijerd'i yenen oğlu olmuştu. Diğer savaşçıları kurtaran da yine oğlu olmuştu.

Ruijerd, o zamanlar oğlunun kendisini nasıl yenebildiğini hâlâ bilmiyordu. Bu soruyla İblis Kıtası'nı bir baştan bir başa dolaşmış, ancak tatmin edici bir yanıt bulamamıştı. Şimdi ise aklına bir fikir gelmişti. Oğlu, babasının hiç bilmediği yollarla güçlenmek için muhakkak çok çalışmıştı. Babasının talimatlarına uymuş, hem annesini hem de köyünü korumak gayesiyle azim ve kararlılıkla kendini eğitmişti. Ruijerd büyük bir gurur duydu.

Eğer Norn da aynı şeyleri hissediyorsa, Paul ona ne kadar endişelendiğini ya da ne kadar değerli olduğunu söylerse söylesin dinlemezdi.

Keşke biraz daha büyük olsaydı. Biraz daha güçlü. Keşke aynı amaç ve kararlılık duygusuna sahip olup günlerini antrenman yaparak geçirseydi. Eğer Rudeus kadar yetenekli olsaydı, Ruijerd Paul'u onu yanına almaya ikna etmeye çalışırdı. Şu an ise Norn sadece genç ve kırılgandı.

“Norn.”

“Efendim?”

Ruijerd, yanında oturan kızın gözlerinin içine baktı. “Daha güçlü olmalısın.”

“Ha...?”

“Biriyle birlikte olmak istiyorsan, daha büyük, daha güçlü, daha etkileyici olmalısın. O noktaya gelebilmek için, şu anki koşullarına katlanmak zorundasın.” Sözleri biraz sakarcaydı. Ne demek istediğini pek net ifade edemiyordu.

Ama Norn anladı. Ne kadar tuhaf olsa da, sözlerinde bir anlam buldu. Lilia, Aisha ve diğer yetişkinlerin daha önce söylediklerinden farklı yankılanıyordu bu sözler. Belki de Ruijerd'in sözleri olumsuzluktan ziyade olumluluktan kaynaklandığı içindi.

“Öğğ.” Norn dudaklarını büzüp aşağıya baktı.

Buna karşılık Ruijerd gülümsedi ve elini uzattı. Başını nazikçe okşadı. “Merak etme. O noktaya gelene kadar babanın yerine seni ben koruyacağım.”

Dokunuşu o kadar nazikti ki Norn'u rahatlatmaya fazlasıyla yetti. Uzun bir sessizlikten sonra ince bir sesle, “Tamam,” dedi.

Memnun olan Ruijerd, elini çekmeye yeltendi.

“Ah!”

Norn'un nidasıyla durdu. “Ne oldu?”

“Lütfen başımı biraz daha okşar mısın?”

Ruijerd onu kırmadı. Norn, o saçlarını nazikçe okşarken, sanki bir civciv okşuyormuş gibi bedenini tamamen hareketsiz tutmak için içine kıvrıldı.

“Biraz rahatlatıcı hissettiriyor,” diye açıkladı Norn.

“Anladım.”

Ruijerd, bundan sonra kısa bir süre daha başını okşamayı sürdürdü. İkisini gören herkes için hoş bir manzaraydı bu. Hatta Norn'un şişkin, gözyaşlarıyla kaplı yüzü bile nihayet bir gülümsemeyle aydınlandı.

“Ah! İşte orada! Lilia Hanım, onu buldum!” Meydanın kenarından bir ses yükseldi. Mavi saçlı genç bir kızın, başındaki şapkasını tutmaya çalışarak onlara doğru koştuğunu gördüler.

“Görünüşe göre senin için gelmişler,” diye mırıldandı Ruijerd. Elini yanına indirip ayağa kalktı.

Norn, Ruijerd'in sıcaklığı kaybolunca biraz hüzünlendi. O da onu takip edip ayağa kalktı. “Şey...” Ruijerd zaten ona sırtını dönmüştü, ama Norn yüksek sesle seslendi: “Lütfen bana adınızı söyler misiniz?”

Omzunun üzerinden bir an baktı. Alnındaki bandın düğümü, daha önce iki adamla olan konuşmaları sırasında gevşemiş ve şimdi tamamen çözülmüştü. Düştüğünde, alnındaki yakut benzeri mücevheri ortaya çıkardı. “Ruijerd. Ruijerd Superdia.”

Tıpkı bir fantezi romanından fırlamış gibiydi bu sahne. Alnında güzel bir mücevher parlayan, arkadan gelen güneş ışığıyla aydınlanmış, yüzünde bir gülümsemeyle doğrudan ona bakan bir adam. O an, Norn, şövalyesinin onu kurtarmaya geldiği bir peri masalı prensesi gibi hissetti.


Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.