***

BAŞLIK: Görgü Kuralları Dersi

İşte o gece, Sylphie'yi banyoya davet ettim; güya ona nasıl kullanılacağını öğretecektim. Asıl amacım, banyoda birlikte kaliteli zaman geçirmekti. Eğer bu bir kitap olsaydı, şöyle anlatılabilirdi: Bir sapık, sevimli genç bir kıza dişlerini geçirmeye hazırlanıyordu.

Bu gece yapacağım. Yapacağım! İzle de gör, Baba!

Dur bir dakika, "Baba" dediğim Paul olmalı, değil mi? O zaman izlemese daha iyi.

"Şimdi," diye açıkladım. "Bizim evdeki banyo görgü kuralları, Asura kraliyet ailesininkinden biraz farklı."

Önce, aynı zamanda soyunma alanı olarak da kullanılan yıkama bölümüne geçtik. Orada, kıyafetlerini çıkarıp sepetlerden birine koyması gerektiğini söyledim. Bu sefer, ben kendim çıkardım, katladım ve sepetlerden birine attım.

Sylphie, fazla vücut yağı olmayan minyon bir figüre sahipti ama iskelet gibi de değildi. Zayıf olmasına rağmen kasları da vardı. Göğüsleri küçük olsa da yumuşak ve biçimliydi. Sadece ona bakmak bile nefesimi düzensizleştirmişti.

"Şey, ııı, beni senin mi soyman gerekiyor?" diye sordu Sylphie.

"Hayır."

"Peki neden bu kadar hızlı nefes alıyorsun?"

"Çünkü tahrik oldum."

"Şey, banyoya girmek için tahrik olmak gerekli mi?"

"Hayır."

Her soruya uygun cevabı verirken, banyo alanına girebilmek için hızla soyundum. Duş veya ayna yoktu ama bir kova ve bir sandalye vardı. Sırf eğlencesine, kovaya "Kerorin" yazmıştım, tıpkı Japonya'daki halk hamamlarında kovalarda sıkça görülen aspirin reklamı gibi.

"Banyoya girmeden önce omuzlarına su dökeceksin. O yüzden buraya otur ve bu bezle sabunu kullanarak vücudunu yıka."

"Hey Rudy, bu sandalyenin ortasında neden bir delik var?"

"Vücudunu daha kolay yıkamak için tabii ki." Bezi ılık suyla ıslattım, köpürttüm ve Sylphie'nin vücudunu yıkamaya başladım. Özellikle kulak arkalarına, köprücük kemiğinin çukuruna, sırtına ve kolay kirlenen diğer bölgelere odaklandım. Daha yumuşak, bezle ovamayacağım yerler için elimi kullandım. Delik de bu yüzden oradaydı.

"Şey, bir süredir bezi kullanmıyorsun ve sadece o yerlere odaklanıyorsun. Ayrıca, şeyin bana değiyor."

"Eyvah, benim hatam."

Anlaşılan arzularım beni ele geçirmişti. Buna izin veremezdik. Bu, evimizdeki banyo görgü kurallarının bir parçası değildi.

"Şey, eğer kendini gerçekten tutamıyorsan, ııı, istersen yapabiliriz?"

"Onu banyo bittikten sonra yaparız."

Önce banyo geliyordu. Vücudumuzu yıkamalıydık.

"Vücudunun her köşesini yıkadıktan sonra sıra kafana geliyor. Şimdi gözlerini kapat."

"T-tamam." Sylphie gözlerini sımsıkı kapattı. Ne kadar da sevimliydi. Onu öpüp kendime çekerek biraz "eğlenmek" istedim ama bu düşünceyi zihnimin en ücra köşesine ittim. Bir anlık bile olsa gardımı düşürmek ölümcül olabilirdi. Oh be, bu yıkama işi tam bir işkenceydi.

"Saçlarını suyla ıslattıktan sonra sabunla köpürt. Sadece kafanda değil, vücudunda saç çıkan her yerde. Saçlarını o kadar sık yıkamana gerek yok herhalde." Konuşurken saçlarını şampuanlamaya devam ettim. Kısa ve temizlemesi kolaydı. "İşin bitince, hepsini ılık suyla iyice duruladığından emin ol." Sihir kullanarak su çağırdım ve saçlarını duruladım.

Kıkırdadı. "Bu bana ilk tanıştığımız zamanı hatırlattı."

Ah, evet... O zaman da onu ılık suyla durulamıştım. Buena Köyü'ndeydi, kasabada yürümeye başladığım zamanlardı. Sylphie'yi mahalle çocukları ona zorbalık yaparken hıçkırıklara boğulmuş halde bulmuştum. Babasının öğle yemeğini götürürken ona saldırmışlar ve çamur topları atmaya başlamışlardı. Ben de onu kurtarmış, sonra ılık suyla yıkamış ve ılık bir esintiyle kurutmuştum. O zamanlar, kısacık saçları yüzünden kısmen bir oğlan çocuğuna benziyordu.

Ah, gerçekten de anıları canlandırmıştı. O küçük çocuğun benim sevimli karım olacağını asla hayal edemezdim. Hayat insanı gerçekten de beklenmedik yerlere götürüyordu.

"Yıkanma işin bitince sıra banyoya geliyor. Dikkatli ol; kaymak kolaydır."

Sylphie talimatlarımı dinledi ve kayarak suya girdi, kendini suya bıraktı. Suyu hafifçe ılık tutmuştum ki birlikte uzun uzun keyfini çıkarabilelim.

"Ah, sıcaklığın kollarıma ve bacaklarıma yayıldığını hissediyorum. Çok iyi hissettiriyor."

Tam kıvamında gibiydi. Çok güzel.

Sylphie'nin banyonun keyfini çıkardığından emin olunca, kendimi yıkamaya başladım. Dürüst olmak gerekirse, keşke Sylphie'yi sabunlayıp onun vücudunu benimkini yıkamak için kullanabilseydim diye düşündüm ama bugünlük kendimi tuttum. Her şeyi bir anda yapmaya gerek yoktu. Ona nazikçe, dikkatle davranacaktım.

...

Aniden, Sylphie'nin bana göz ucuyla baktığını fark ettim. Belki de banyoya girmeden önce vücudun nasıl yıkandığını dışarıdan görmek için izlediğini düşündüm ama öyle değildi. Bende olup da onda olmayan o vücut parçasının görüntüsü ilgisini çekmiş olmalıydı. Merak, diye varsaydım.

Oh be.

Yıkanmayı bitirince, başıma el havlumu koyduğumdan emin olarak banyoya daldım. Ilık suya batınca, kan dolaşımımın arttığını ve üşümüş kollarıma, bacaklarıma yayıldığını hissettim. Ahh, banyolar ne kadar da güzeldi. İnsan kültürünün zirvesi. Eski hayatımda banyodan nefret ederdim, kendimi yıkamayı bir eziyet bulurdum. Şimdi ise bu hissin tadını çıkarıyordum. Karlarla kaplı bir ülkede yaşamak, banyonun ne kadar değerli olduğunu öğretmişti bana.

"Bu arada, kendini yıkadığın bezi banyoya sokma," dedim.

"Neden olmasın?"

"Suyu kirletir."

Gerçi, aile olduğumuz için pek de önemli değildi. Bu dünyada halk hamamları da yoktu, bu yüzden o kurala uymaya gerek yoktu. Bunları düşünürken, Sylphie bana sokuldu. Elimi tuttu ve nemli başını omzuma yasladı.

"Ne kadar kalmalıyız burada?"

"Sıcaklığı kemiklerinin iliğine kadar hissedene dek." Bir kolumu omzuna doladım ve onu kendime çektim. Bunu yapınca, döndü ve sanki üzerime oturuyormuş gibi vücudunu konumlandırdı. İkimiz de birbirimize yakın, yüz yüze duruyorduk. Sylphie'nin kirazları göğsüme sürtünüyordu.

Kahretsin. Artık kendimi tutamayacak gibiydim. Erkekler dayanıklılık, kadınlar ise sevgi göstermeliydi. Ve sevgi derken, "sevgi sularını" kastetmiyordum.

"Heh heh, bu eğlenceli," diye kıkırdadı Sylphie.

Ona baktım. İnce sırtından minik kalçasına kadar, suyun yüzeyinde çırpınan ince bacaklarını görebiliyordum. Göğsümde ve omuzlarımda bir hareket vardı: Sylphie bana sarılmış, boynuma gömülmüştü. O pozisyondan, elleriyle vücudumu okşuyordu.

Heh heh, istediğin kadar okşa beni. Bu kaslar bunun içindi.

Çok uzun zaman önce, Sylphie'ye bakıp bir gün güzel bir erkek olacağını düşünmüştüm. Ama onun yerine, tüm beklentilerimi aşan sevimli ve güzel bir kadına dönüşmüştü. Belki de ona olan hislerim yüzünden taraflıydım ama yine de... Bu güzel kadın, şimdi çırılçıplak bana sarılıyordu. Bu gidişle, buradaki giderleri tıkayacak bir şeyler yapacaktık.

Sırtını okşadım, sonra koltuk altlarına, oradan da yanlarına geçtim. Mmm, ne kadar da inceydi.

"Rudy, gıdıklanıyorum," dedi Sylphie, vücudu kıvrılarak.

Arzumun sembolü bir süredir ona değiyordu ama hiçbir şikayette bulunmadı. Eve yürürken ona dokunduğumda sinirlenirdi ama bu ortamda gardını düşürmüştü. Benim insafıma kalmıştı. Ne yaparsam yapsın, izin verecekti.

Sonra gözlerime baktı. Ben de onunkilere baktım. Bakışlarımız kendiliğinden buluştu. Ve aniden Sylphie kıkırdadı, yüzünde dişlerini göstererek genişçe bir sırıtma belirdi. "Rudy, seni seviyorum," dedi ve yanağıma bir öpücük kondurdu.

Kahretsin.

"Ah!"

Onu prenses usulü kollarımın arasına aldım ve şapırtıyla banyodan çıkardım. Hala ona banyo görgü kurallarını öğretmekle meşguldüm ama işimiz bitince her zaman devam edebilirdim. Hala sırılsıklam bir halde, ikinci kata yöneldim ve doğruca yatak odamıza gittim.


Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.