Üç Yıl Önceki Gerçek

Çocukken bayıldığımız mangalardan nefret eder oluruz; gençken anlamadığımız romanlar ise ilerleyen yaşlarımızda büyük keyif verir.

Bir zamanlar sevdiğimiz insanlardan nefret etmeye, nefret ettiklerimizi sevmeye başlarız; değer verdiklerimize kayıtsız kalır, değersiz gördüklerimizden kurtulduğumuza pişman oluruz. Eğer bu döngünün tekrarı bir hayatı, bir yaşamı oluşturuyorsa, o zaman bunun hiç boş gelmediğini söylemek dürüstlük olmaz.

Tam da bu yüzden mi her anın kıymetini bilmeliyiz? Ne kadar abartılı, ne kadar samimiyetsiz bir ifade.

Kıymetli sandığımız anılar silinir gider, değersiz diye attığımız şeylere aniden ihtiyaç duyarız. Böyle düşünmeye başlarsan, hayat pişmanlıklardan ibaret olmaz mı?

Numachi Roka'ya ne demeliydim ki? Rol yapıp kolumu geri mi istemeliydim? Kayıpları göğüsleyebilen, kararlı, inançlı bir kadın gibi mi davranmalıydım?

Yapamamıştım.

Teşekkür de edememiştim.

Sonunda öylece bırakıverdim, akışına bıraktım, hiçbir şey yapamadım. Onu arayıp durduktan sonra nihayet tekrar görmüştüm; üstelik o beni görmeye gelmişti yahu... Ama yine de hiçbir şey yapamadım.

Hikayesini dinledim.

Ve moralim bozuldu, içime bir kasvet çöktü. Hepsi bu kadardı.

Kendi çapımda haksızlığa uğradığıma inanmıştım ama Numachi Roka'nın hayatıyla kıyaslandığında benimki çocuk oyuncağıydı. Gerçi böyle kıyaslamalar elbette anlamsızdı.

Eve geldikten sonra bile hiçbir şey yapmak içimden gelmedi; felaket diye adlandırdığım yatak odamın zemininde öylece bıraktığım futonun üzerine yüzüstü yığıldım.

Okul üniformamı çıkarmaya bile tenezzül etmedim.

Anlaşılan, üniformanın kırışmasına izin vermeme sağduyusu bilinçaltında işliyor ve rutinlerden bile daha temel bir şeydi; düştüğüm yerde yüzüstü yatarken, tembelce üniformamın düğmelerini çözmeye başladım.

Yarı yolda, sanki ondan asla kurtulamayacakmışım gibi geldi.

İki elimi de kullanırsam, o pozisyonda bile kıyafetlerimi çıkarabilirdim – eğer iki elimi de kullanırsam.

—Doğru... evet, doğru. Artık yapamayacağım hiçbir şey yok. Bu sol elimle... kıyafetlerimi çıkarabilirim, basketbol oynayabilirim, diye mırıldandım, sadece uyumayı umarak.

Ve düşündüm ki, uyandığımda her şeyi unutmuş olsam, sanki hepsi bir rüyaymış gibi, ne harika olurdu.

Ama o dileğim gerçekleşmedi.

Belki de şeytan gittiğine göre, artık hiçbir dileğim gerçek olmayacaktı. Tam uykuya dalmaya başlarken, kenara attığım eteğimin cebinden cep telefonumun zil sesini duydum.

...

Uzandım, telefona baktığımda LCD ekranda Karen'ın numarası belirdi.

—Ah, Suruga Hanım? Üzgünüm, uyuyor muydunuz?

—Yok, sorun değil... Sadece bir an uzanmıştım.

—Üzgünüm, o zaman kısa keseceğim, dedi Karen ciddi bir tonla. —Dün bana sorduğunuz Numachi Roka hakkında bilgi edindiğim için arıyorum.

—Ah... anladım. Sesimdeki o bitkinliği gizlemeyi başaramadığıma üzülerek, "Üzgünüm, benim için onca zahmete girmişsiniz ama aslında bugün onunla karşılaştım," dedim.

—Karşılaştınız mı?

—Evet. Belki de Karen, Numachi Roka'yı mümkünse görmek istemediğim imasına takılmıştı diye düşündüm ama sorun bu değildi.

—Garip. Bu doğru olamaz.

—Ha? Doğru olamaz mı? Ama bugün onunlaydım, ta ki—

—Olamazsınız, dedi Karen. Hâlâ ciddi bir ifadeyle, sanki duygularımı gözetiyormuş gibi. —Numachi Roka üç yıl önce intihar etti.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.