Koharu kansere yakalandığında suçu kendimde aradım.
Gözlerini kaybetme ihtimali olduğunu söylediklerinde kalbim yerinden çıkacak gibi oldu. Yine de Koharu nefes aldığı sürece sorumluluklarımı yerine getirmek, onun için elimden gelen her şeyi yapmak adına umutsuzca çabalayacaktım.
Kansere karşı etkili olan geleneksel Çin tıbbı yöntemlerini duyar duymaz onu uzmanına götürdüm. Görme yetisine iyi gelen süper gıdaları öğrendiğimde, dünyanın neresinde olursa olsun sipariş ettim.
Ancak tüm çabalarımız boşa çıktı. O lanet hastalık, Koharu’nun gözlerindeki ışığı çalıp götürdü.
Koharu görme yetisini kaybettiğinde, hayatımın geri kalanını ona bakmaya adamaya karar verdim. Bu benim için bir tür kefaretti; olması gereken buydu.
Onun yanındayken zihnimden hep aynı cümle geçiyordu: Özür dilerim.
Ona güçlü bir beden veremediğim için suçluluk duyuyordum. Buna rağmen, içimdeki o azabı belli etmemeye çalışarak neşeli anne rolünü oynamaya devam ettim.
Fakat bugün Koharu’yu burada görmek, omuzlarımdaki yükün nihayet kalktığını hissettirdi.
Düğün törenine elli kadar davetli katılmıştı ve herkes bu mutlu çifti tebrik ediyordu. Göremese de Koharu, düğün pastasını kesip ilk dilimi tadarken gerçekten çok mutlu görünüyordu. Sadece o gülümsemesini görmek bile içimi büyük bir sevinç ile doldurmaya yetti.
Pembe gelinliğinin içinde Koharu, salonun merkezinde, spot ışıklarının altında duruyordu.
Çok güzelsin ve ışığını senden aldığım için çok üzgünüm.
Bu düşünceler zihnimi bir kez daha kemirmeye başladı.
“Canım annem.”
Koharu bana yazdığı mektubu okumaya başladı. Babasının yanında durmuş, sözlerini dinliyordum.
Aslında mektubu gerçekten okumuyordu; hepsini ezberlemişti.
“Senin için her şeyin ne kadar zor olduğunun farkındayım.
Bunun için senden daha önce de özür dilemiştim. Körlüğüm yüzünden bana çok destek oldun ama ben tüm bunlara rağmen mümkün olduğunca bağımsız olmak istedim, yalnız yaşamayı seçtim. Bu yüzden kendimi sana karşı hep borçlu hissettim.
Sen ise o huzur veren sesinle bana endişelenmememi söyledin.
Bize destek oldun; beni ve Kakeru’yu birlikte mutlu bir hayat kurmamız için yüreklendirdin.
Ben de senin gibi bir anne olmak istiyorum.
Umarım Kakeru ve ben de bir gün ebeveyn olabiliriz.”
Yanı başımda duran kocam, “Koharu…” diye hıçkırıklara boğuldu.
Salondaki herkesten daha yüksek sesle ağlıyordu; bu hali beni de gözyaşlarına boğdu. Bir an için ona kendine gelmesini söylemek istedim, öyle fenalaşmıştı.
Koharu artık yuvadan gerçekten uçuyordu. Sanki bir parçam benden sökülüp alınıyordu. İçim bomboş kalmış gibiydi.
Tam o anda Koharu’nun, sanki bana seslenir gibi “Anne?” dediğini duydum.
“Hayatım boyunca bana çok yardım ettin.
Bu yüzden artık kendi hayatının tadını çıkarmanı istiyorum. Bana verebileceğinden çok daha fazlasını verdin zaten.
Benim için yaptığın her şey için teşekkür ederim.
Şimdi sıra bende; bana verdiğin o mutluluğu sana geri verme sırası.
Bunu düşündükçe içim içime sığmıyor.
Bu kadar heyecanlanacağımı hiç tahmin etmemiştim.
Anne.
Beni bu kadar mutlu ettiğin için teşekkür ederim.
Beni bu dünyaya getirdiğin için çok mutluyum. Kendim olduğum için çok mutluyum.
Pek çok insanın desteğini ve nezaketini gördüm.
Ve Kakeru ile tanışma şansına eriştim.
Bir kez daha söylememe izin ver:
Beni doğurduğun için çok teşekkür ederim.
Annem olduğun için çok teşekkür ederim.
Umarım bir gün ben de senin gibi olabilirim.”
Bu sözler dayanabileceğimden fazlaydı.
Ona böylesine acı dolu bir hayat vermiştim. “Beni doğurduğun için çok teşekkür ederim,” cümlesi, duymayı beklediğim son şeydi. Hıçkırıklarımı bastırmak için ağzımı kapatsam da gözyaşlarım sel olup aktı.
Tören görevlisi, “Şimdi de Koharu’nun annesinden birkaç kelime duyalım,” diyerek mikrofonu bana uzattı.
Öyle çok ağlıyordum ki konuşamıyordum bile. Şimdi neden mikrofonu bana veriyorsun ki, diye düşündüm mahcubiyetle.
Güçlükle de olsa az da olsa birkaç kelime döküldü dudaklarımdan.
“Koharu. Doğduğun için teşekkür ederim.”
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.