Yeni Bir Yolculuk

Terk edilmiş bir şatonun karanlık odasında, kalın perdelerin arasından süzülen güneş ışığı kapkaranlık bir tabutu aydınlatıyordu.

Aniden tabutun kapağı gıcırdadı, yavaşça yana doğru kaydı.

Gürültülü bir küt sesiyle yere düştü.

Birkaç saniye sonra Azik Eggers, oldukça şaşkın ve ne yapacağını bilemez bir halde tabutun içinde doğrulup oturdu.

Üzerinde Loen'da yıllar önce moda olan bol pijama takımlarından biri vardı. Malikanesinde yeni uyanmış bir soyluyu andırıyordu.

Bir süre sonra gözlerini hafifçe kıstı. Kim olduğunu bile hatırlamıyormuşçasına kafa karışıklığı içinde etrafına bakındı.

Perdelerin yarıklarından süzülen o parlak güneş ışığını ve ışık hüzmesinde dans eden toz taneciklerini fark etti. Odadaki masanın, yerlerin ve etrafındaki tabut kapağının üzerine saçılmış mektupları gördü.

Odanın yarısını kaplayan devasa kar tanelerini andırıyorlardı.

Azik tabuttan dışarı adımını attı. Şaşkın bir ifadeyle eğilip yerdeki mektuplardan birini aldı ve okumaya başladı.

Yazıları taradıkça yüzündeki kafa karışıklığı biraz olsun dağıldı, sanki geçmişe dair pek çok şey zihninde yeniden canlanıyordu.

Hemen kendine bir sandalye bulup oturdu. Etraftaki bütün mektupların uçuşup önünde dağ gibi birikmesine izin verdi.

Mektupları tek tek açtı, sırayla hepsini okudu. Bazen derin düşüncelere dalarak duraksıyor, ciddiyetle geçmişi hatırlamaya çalışıyordu.

Perde aralığından süzülen güneş ışığı zamanla zayıfladı. Uzun bir sürenin ardından odayı yeniden aydınlatmaya başladı.

İşte o an Azik nihayet bütün mektupları bitirmiş, o derin meditasyonu andıran uzun tefekkürünü tamamlamıştı.

Masaya yığılmış mektuplara baktı ve yavaşça derin bir iç çekti.

Ardından bir tabaka kağıt, bir dolma kalem ve halen kullanılabilir durumdaki mürekkebini çıkardı. Yüzünde sıcak bir ifadeyle yazmaya başladı:

“…Nihayet uyandım ve gönderdiğin bütün mektupları aldım. Sayelerinde kim olduğumu ve senin kim olduğunu hatırladım. Geçmişteki pek çok anı da zihnime geri döndü.

Yaşadıkların, ne kadar karmaşık ve heyecan verici olursa olsun, hayal gücümün çok ötesinde. Ayrıca daha önce zihnimi kurcalayan bazı meseleleri de anlamamı sağladı.

Mektuplarından sevincini, yorgunluğunu, hayata olan inancını ve omuzladığın o ağır sorumluluğu hissedebiliyorum.

En nihayetinde neden böyle bir tercih yaptığını az çok tahmin edebiliyorum. Senin yerinde ben olsaydım, belki de böyle bir kararı alamazdım.

En başından beri sen bir koruyucuydun. Başkaları tarafından taklit edilene dek sen başkalarını taklit ettin.

Şimdi geçmişin izini sürmek ve bu dünyadaki değişimlere tanıklık etmek üzere bir yolculuğa çıkacağım.

Hala uykudasın gibi görünüyor ama bunun bir önemi yok. Karşılaştığım ilginç şeyleri, ilgi çekici gelenekleri ve insanları sana anlatmak için yazmaya devam edeceğim.

Sanırım bu mektupları sana adak ayinleri vasıtasıyla gönderebilirim…”

Altın kalemin ucu güneş ışığını yansıtırken, beyaz kağıt üzerinde hışırdayarak yeni satırlar dökmeye devam etti.

Backlund, bir teras evinin güneşlenme odası.

Melissa, henüz on yaşına bile basmamış küçük bir kız çocuğuyla içeri girdi.

Küçük kız meraklı gözlerle etrafa bakındı. “Melissa Hala, neden buradayız? Dinlediğim bütün hikayelerde gizemli ritüeller hep bodrum katında yapılıyordu.”

Saçlarını toplamış, gözlüklü Melissa tebessüm etti. “Onlar alışılagelmiş mistisizm ritüelleri değil.”

Hazırlanmış sunak masasını ve henüz yakılmamış mumları işaret etti. “Başlayabilirsin.”

“Gerçekten mi?” Küçük kız başını yana eğip pencereden dışarıdaki parlak güneş ışığına baktı. “Perdeleri kapatmamız gerekmiyor mu?”

“Hiç gerek yok. Böyle gayet iyi.” Melissa cevabını verdikten sonra, acemi ve beceriksiz hareketlerle ritüel adımlarını taklit etmeye çalışan küçük kıza sevgiyle gülümsedi.

Bu süreçte zaman zaman ona rehberlik etti, hatta ritüel öncesi hazırlıkları tamamlamasına bizzat yardım etti.

“Pekala, şimdi beni tekrar et.” Melissa derin bir nefes aldı, ifadesi yavaşça ciddileşti.

“Tamam, tamam.” Küçük kız da elinden geldiğince ciddi görünmeye çalıştı.

Melissa bir an sunağın üzerindeki mum alevlerine baktı, ardından kadim Hermes dilinde yavaşça mırıldandı: “Bu çağa ait olmayan Budala…”

“Bu saa ait olmayan Budala…” Küçük kız daha önce hiç kadim Hermes dili öğrenmemişti. Halasını taklit etmek için elinden geleni yapsa da ne söylediğinin farkında bile değildi.

“Gri sisin üzerindeki gizemli hükümdar…” Melissa okumaya devam etti.

“Gwi sisin üzelindeki gizemli ükümdaw…” Küçük kız büyük bir ciddiyetle tekrar etti.

“Şansın dizginlerini elinde tutan Sarı ve Siyahın Kralı…” Melissa sözlerini bitirdiğinde, en uçtaki mum küçük kızın onu taklit etmesini beklemedi. Alev aniden büyüyerek bir insan kafası boyutuna ulaştı.

O büyük alevin içinden, üzerinde tekinsiz desenler bulunan kaygan bir dokunaç belirsiz bir biçimde dışarı uzandı. Hareketi son derece ağırdı.

Küçük kız dona kaldı. Geri çekilip halasının arkasına saklandı.

Melissa dudaklarını büzdü, yumuşak bir tebessümle konuştu: “Korkma, git ve selam ver.”

Küçük kız halasının arkasından başını ürkekçe çıkardı. pencerelerden süzülen parlak güneş ışığının altında hafifçe sallanan o korkutucu, kaygan dokunacı gördü. Sanki havadaki tozları dağıtmaya çalışıyor ya da kendisine el sallıyordu.

“Git hadi, korkacak bir şey yok,” diye yineledi Melissa.

Küçük kız nihayet cesaretini toplayıp sunağın önünde durdu.

Az önce kendi uydurduğu o tılsımlı sözleri mırıldandı, ardından samimi bir gülümsemeyle avucunu kaldırdı.

Üzerindeki desenlerin kaybolduğu o kaygan dokunaç bir an duraksadı. Sanki tereddüt ediyor, biraz acemilik çekiyor gibiydi.

Sonra başını kaldırdı, hafifçe kıvrılarak santim santim aşağı indi.

Güneş ışığının tam ortasında, o küçücük avuca hafifçe dokunup çak yaptı.

—SON—

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.