"Ekselanslarıyla görüşme onuruna erişeceksiniz."
Barton, koyu mavi piskopos cübbesi giymiş bir adamın kendisine böyle söylediğini duydu.
Ne kadar çabalarsa çabalasın, adamın yüzünü seçemiyordu. Sanki çehresi gri, bulanık bir gaz bulutunun ardına gizlenmişti.
Tabii bu hiç önemli değildi. Rabbin sadık bir kulu olarak, "O'nun" bir vekiliyle karşılaşmak Barton için şüphesiz şereflerin en büyüğüydü.
Öyle heyecanlanmıştı ki tek bir kelime bile edemiyordu. Piskoposun arkasından salona doğru adım adım ilerlerken vücudu tir tir titriyordu.
Barton salonu da tam olarak tarif edemezdi. Tek bildiği, muazzam bir baskı yayan, inanılmaz derecede görkemli ve ihtişamlı bir yer olduğuydu. Sadece uysalca başını eğebildi.
Sonunda merdivenlerin önüne geldiler.
O an, sanki gizli bir izin almış gibi gayriihtiyari başını kaldırdı.
Ve karşısında bir Golden Retriever gördü.
Bu köpek, perdeyi andıran koyu mavi, şatafatlı bir cübbe giymişti. Kafasında rengârenk mücevherlerle bezenmiş piskoposluk tacı vardı. Devasa bir tahtta oturmuş, sessizce kendisini süzüyordu.
"..." Barton donakaldı.
Bu, bu ruhani lider miydi? Barton dehşete düştü, kalbini amansız bir korku kapladı.
Gözlerini birden açtığında, tavanı aydınlatan sabah ışığını gördü.
Oh be... Barton yatakta doğruldu. Derin derin nefes alırken rüyanın kasvetini üzerinden atmaya çalışıyordu.
"Ne oldu?" Karısı bir terslik olduğunu anlayıp uyandı.
Barton başını salladı.
"Kötü bir rüya."
Karısına gerçeği söylemedi. Ruhani lideri bir Golden Retriever olarak gördüğünü anlatamazdı.
Kadının dehşetle, "Nasıl böyle kutsal değerlere saygısızca şeyler düşünebilirsin?" diyeceğinden adı gibi emindi.
Öyle bir durumda sadece omuz silker, "Şaka yapıyordum," demek zorunda kalırdı.
Sıkıntılarımı aile hayatıma taşıyamam. Burası insanların dinlenmesi için bir sığınak... Üstelik kadınlar derin mevzuları pek kavrayamaz. Onların olayı duyguları hissetmek, sevmek... Barton rüyanın ayrıntılarına daha fazla kafa yormadı. Yataktan çıkıp dişlerini fırçalamak üzere banyoya geçti.
Kahvaltının ardından karısını ve çocuklarını öpüp evden ayrıldı. Şehrin kıyısındaki çalışma bölgesine giden troleybüse bindi.
Loen Yadigar Arama ve Koruma Vakfı'nda çalışıyordu ve dolgun bir maaşı vardı. Doğu Chester eyaletinin başkenti Stoen gibi bir yerde, orta-üst sınıf sayılırdı.
Yol boyunca can sıkıntısından dışarıdaki sokakları seyretti.
Savaştan doğrudan etkilenmediği için Stoen şehri eski canlılığını koruyordu. Faytonlar, bisikletler, yayalar ve sokak köpekleri akıp gidiyordu; etraf cıvıl cıvıl, uğultuluydu.
Barton bu manzaraya zaten alışkındı. Normalde pek dikkatini çekmezdi ama dün geceki rüya yüzünden ne zaman sokakta bir köpek görse huzursuz oluyordu. Sanki karşısındaki ruhani liderin bir tecellisiydi de önünde eğilip selam vermesi gerekiyordu.
"Fırtınaların Yüce Rabbi, lütfen tövbekâr kulunu bağışla." Barton sağ elini kaldırıp yumruk yaptı ve hafifçe göğsünün soluna vurdu.
Bir süre sonra Loen Yadigar Arama ve Koruma Vakfı'na vardı. Mesai arkadaşlarına selam vererek odasına geçti.
Şapkasını ve ceketini astıktan sonra rahatladı. Kendine keyifle özel bir siyah çay demledi. Yaşı kemale ermek üzereydi, eski enerjisi kalmamıştı. Zahmetsizce vücudunu zinde tutmanın yollarını arıyordu.
Çayını hazırladıktan sonra masadaki birkaç gazeteyi eline aldı. İşe koyulmadan önce dünyada neler olup bittiğine göz atmak istiyordu.
Backlund'daki ekonomik durum geçen sezona göre epey toparlanmıştı...
Sonia Denizi ve Çılgınlık Denizi'nde Yıldızların Kraliçesi unvanıyla Seviye olarak korsan krallar denginde yeni bir korsan ortaya çıkmıştı...
Desi Körfezi Meyve Fuarı...
Gazeteyi ağır ağır okuduktan sonra siyah çayından bir yudum aldı ve mesaisine başladı.
Vernal'den gelen bir mektup mu? Barton masadaki evrakları incelerken eski bir dostuna ait mektubu fark etti.
Loen Yadigar Arama ve Koruma Vakfı ile yakın ilişkileri olan bir arkeologdu kendisi.
Barton hemen mektup açacağını alıp zarfı açtı, yazılanları dikkatle okumaya başladı.
"Sevgili dostum,
Öğrencilerimle birlikte Sivellaus eyaletinin dağlarında çok ilgi çekici kalıntılar bulduk. Belki de Dördüncü Devir'den kaçan sığınmacılara aittir...
Hakkında pek bir şey bilmediğimiz o karanlık çağda, belirsiz sebeplerle şehri terk etmişler. Ormanların derinliklerine çekilip dış dünyayla tüm irtibatı koparmışlar. Bir kabile gibi yaşamışlar...
Hâlâ bir şeylerin nöbetini tutuyor olabilirler ama o şeyler çoktan zamanın sularına gömülmüş. Geride sadece harabeler ve cesetler kalmış...
Öğrencilerimle birlikte burayı koruma altına alarak kazılara devam edeceğiz. Dördüncü Devir tarihini aydınlatmamıza yarayacak somut şeyler bulmayı umuyoruz. Vakfınız bu işle ilgilenir mi merak ediyorum.
...Sizi, yürüttüğümüz çalışmanın doğruluğunu teyit etmeniz için bir ekiple aramıza katılmaya davet ediyorum..."
Dağlara tırmanmak... Barton'ın zihninde canlanan ilk şey yadigarlar veya tarih olmadı; sinek bulutları, nemli ve karanlık bir orman, bir de yırtıcı hayvanlara açık hedef olan çadırlar geldi gözünün önüne.
Başını salladı, eline kâğıt kalem aldı. Mektubu dosyalamak ve üstlerine iletmek üzere hazırlamaya başladı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.