Sisli Şehirde Yeni Bir

Düüt, düüüüt!

Kocaman metal bir canavar olan buharlı lokomotif, peşine taktığı yirmiden fazla vagonla birlikte istasyonun her köşesinde yankılanan bir ıslık eşliğinde yavaşça durdu.

Üzerinde smokini, kafasında silindir şapkasıyla Klein, cüssesine pek de uymayan devasa bir valiz taşıyordu. Loen Krallığı’nın başkenti Backlund'un toprağına ilk sağlam adımını attı.

Güneydoğuya doğru akan Tussock Nehri bu şehri iki bölgeye ayırıyordu. Beş milyonu aşan nüfusuyla iki yakayı birbirine bağlayan Backlund Köprüsü ve feribotlarıyla burası, hem Güney hem de Kuzey Kıta'nın en müreffeh başkentiydi.

Klein uzaklara baktığında her yeri sarmış soluk sarı bir pus gördü. Görüş mesafesi berbattı; peronun tepesinde asılı duran gaz lambaları, kasveti ve karanlığı dağıtmak için çoktan yakılmıştı.

Saat daha altı buçuk bile değil. Ama sanki gece yarısı gibi görünüyor... Klein belli belirsiz başını salladı. Birden Tussock Gazetesi'nde okuduğu bir fıkra aklına geldi.

Backlund'a yeni gelen bir beyefendi yoğun siste yolunu kaybeder. Çaresizce, yanından geçen sırılsıklam birine sorar: “Tussock Nehri’ne nasıl giderim?” Adam dostane bir tavırla cevap verir: “Hiç durmadan dümdüz yürü. Ben az önce oradan yüzerek geldim.”

Ne zaman Backlund gazetelerini veya dergilerini okusam, muhabirler ve editörler kirli havayla ya da artan sisli gün sayısıyla bir şekilde dalga geçiyorlar... Geçenlerde Backlund Günlük Haber Bülteni bir istatistik yayınlamıştı; otuz yıl önce yılda yaklaşık 60 gün olan sisli gün sayısı şimdilerde 75'e çıkmış... Bu yüzden öngörülü pek çok kişi Kurum Azaltma Derneği, Dumanla Mücadele Derneği gibi örgütler kurmuştu... Görünüşe göre Eylül ayında Ulusal Atmosfer Kirliliği Konseyi'nin kurulması gerektiğini belirten bir yasa tasarısı bile sunulmuştu... Klein koca valizini yere bırakıp burnunu çimdikleyerek bu ani rahatsızlıktan kurtulmaya çalıştı.

Ardından yeleğinin cebindeki altın zinciri takip ederek altın cep saatini çıkardı. Kapağını açıp saate baktı.

Kardeşlerine gerçekten veda ettiğinde, özel olarak bir mağazaya gidip 4 pound 10 soli ödeyerek bu altın cep saatini almış, yanına da 1 pound 5 soli değerinde altın bir zincir uydurmuştu.

Zamanın tam olarak kaç olduğunu bilmemek onda bir tür dehşet duygusu uyandırıyordu.

Aslında mizacına daha uygun olduğunu düşündüğü için gümüş bir cep saati almayı planlamıştı. Ancak Palyaço'nun gerçek doğasını göz önüne alınca, sonunda daha gösterişli ve dikkat çekici olan altın olanı seçmişti.

Altı otuz dokuz... Henüz çok geç sayılmaz... Klein saatini cebine koydu, bastonunu ve valizini kavrayıp kalabalıkla birlikte buharlı lokomotif istasyonundan ağır ağır çıktı.

Birden sert bir dönüş yaptı; o an arkasından gizlice yaklaşan birinin eli boşluğa düştü. Yankesici tam elini Klein'ın cebine atmaya çalışıyordu.

Klein bu olayı hiç bozuntuya vermeden çimentoyla döşenmiş yolu takip etti, kalabalığa karışarak önündeki kavşağa ulaştı.

Orada, bacayı andıran bir sütunun etrafını çevreleyen bir çimlik ve bahçe vardı.

Hayır, bu büyük ihtimalle gerçekten bir baca... Klein sütunun tepesinden yükselen yoğun dumanı gördü.

Dumanın bir kısmı gökyüzüne süzülüyor, bir kısmıysa küçük sıvı damlacıkları halinde yoğunlaşıp her yere dağılıyordu.

Klein tekrar durakladı ve valizini yere bıraktı. Diğer elinde tuttuğu gazeteyi ve haritayı açtı.

Buharlı lokomotifteyken nereye gideceğini ve ne yapacağını zaten planlamıştı.

Başına gelenler ve sabah palyaço kılığındayken edindiği zihinsel tecrübe, Klein'ın nihayet Palyaço'nun özünü anlamasını sağlamıştı: “Kader hakkında biraz bilgi sahibi olsa da, kader karşısında çaresiz kalmak; bu yüzden tüm acıyı, kederi, kafa karışıklığı ve depresyonu gülen bir yüzün arkasına saklamak.”

O anda Palyaço iksirinin vücudunda sindirildiğini açıkça hissetti. Eğer bu şekilde rol yapmaya devam ederse, bir sonraki aşamaya geçmek için yeni bir deneme yapması çok uzun sürmeyecekti.

Ancak asıl sorun şuydu; 7. Sıra iksirinin adını bilmiyordu, tam formülünden bahsetmeye gerek bile yoktu.

Formülü nasıl ele geçirmeliydi? Gizli Tarikat nadiren ortaya çıkıyordu. Sadece Antigonus ailesinin eşyalarıyla ilgileniyor gibiydiler... Diğerlerinin onlar hakkında pek bilgi sahibi olmamasının sebebi de buydu. Evet... İki ihtimali değerlendirmeliyim. Birincisi, yerel Beyonder çevreleriyle temasa geçip bir ipucu bulabilir miyim bakmalıyım. İkincisi, bir tuzak kurup Antigonus ailesinin hazinesini yem olarak kullanarak Gizli Tarikat'ı dışarı çekmeliyim. Sonuçta o gizemli sembollerden oluşan tuhaf dikey göz bebeği hakkında bilgi sahibiyim.

Ama bu çok riskli. Dikkatli olmam lazım çünkü yem ne çok iyi ne de çok kötü olmalı. Kötü olursa ilgilerini çekmez, çok iyi olursa da beni bütün olarak yutabilecek bir köpekbalığını üstüme çekebilirim... Gizli Tarikat'ın lideri Zaratul, İmparator Roselle'e rehberlik etmiş bir figür. Belki de o devrim şöleninden en büyük payı o koparmıştı... Tabii, bu iki yüz yıl öncesinin meselesi olduğu için hala hayatta olmayabilir...

Düşüncelere daldığı sırada Klein, Backlund'un soğuğunu hissetti ve elinde olmadan titrer gibi oldu. Bir an önce kalacak bir yer bulmaya karar verdi.

Gazete sayfalarını çevirdi, kiralık ilanları kısmına gelip işaretlediği reklama tekrar baktı.

Cherwood Bölgesi, Minsk Sokağı, No: 15... Müstakil ev... Haftalık kira 18 soli...

Klein kalacağı bölgeyi çok ince eleyip sık dokumuştu. Backlund'un nüfusu beş milyonu aşsa da, yerel Gecekuşları ile karşılaşma ihtimaline karşı tetikte olması gerekiyordu. İster yeni tayin olan Daly olsun, ister daha önce tanıştığı Lorotta, Aiur Harson ve Borgia; hepsi onu görür görmez tanırdı.

Bu yüzden Klein, Gece Tanrıçası Kilisesi'nin Backlund piskoposluk merkezi ve Aziz Samuel Katedrali'nin bulunduğu Kuzey Bölgesi'ni eledi. Ayrıca güvenliğin en üst düzeyde olduğu ve çok sıkı denetlenen İmparariçe Bölgesi ile Batı Bölgesi'ni de seçenekler arasından çıkardı. Bu iki bölge soylulara ve en zengin iş adamlarına aitti; soyluların çoğu İmparariçe Bölgesi'ne yakın yerlerde yaşıyordu.

İşçi mahallelerini, limanı, yoksulların toplandığı Doğu Bölgesi ve Backlund Köprüsü civarını da eledikten sonra, Klein'ın elinde çok az seçenek kalmıştı. İlk tercihi Backlund Borsası, Takas Merkezi, Vadeli İşlemler Merkezi, yedi büyük bankanın genel merkezi, çeşitli yatırım fonları, demiryolu şirketleri ve büyük nakliye firmalarının bulunduğu Hillston'dı. Burası Loen Krallığı'nın finans, ticaret ve ekonomi merkezi olarak biliniyordu. İkinci tercihi ise pek çok küçük şirketin ve konutun bulunduğu Cherwood Bölgesi'ydi.

Bu iki bölge oldukça kalabalıktı ve güvenlik nispeten iyiydi. Saklanmak için uygundu. Ciddi bir değerlendirmeden sonra Klein, daha ucuz olan Cherwood Bölgesi'ni seçti.

Başkent Konut Geliştirme Şirketi veya Başkent Konut Geliştirme Derneği gibi kuruluşlara gitmemesinin sebebi, şu an için ibraz edemeyeceği bir kimliğe ihtiyaç duymalarıydı.

Bugün kiralık bir yer bulamazsam, geceyi geçirmek için kimlik istemeyen ucuz bir pansiyon bulurum... Klein eşyalarını toparlayıp valizini yüklendi. Haritaya göre büyük bir mağaza girişine benzeyen yere doğru yürüdü.

Burası Backlund Metrosu'nun girişiydi.

Evet, bir metro!

Klein gazete ve dergilerde "metro" kelimesini ilk gördüğünde neredeyse korkudan küçük dilini yutacaktı. Elektrik çağının henüz başlamadığı bu çağda, böyle bir ulaşım aracının gerçeğe dönüştüğünü hiç beklememişti.

Yirmi beş yıl önce doğmuştu bu fikir. Önce Tussock Nehri'nin iki yakasını birbirine bağlamış, şimdi ise şehrin kilit noktalarına kadar yayılmıştı. Tabii şimdilik çok fazla istasyon yoktu.

Klein ana kapıdan girip önündeki insanları takip ederek bilet gişesine ilerledi.

Birkaç dakika kuyrukta bekledikten sonra nihayet güzel sarı saçlı bir gişe memuruyla karşılaştı.

Kadın başını bile kaldırmadı. Sadece pencerenin yanındaki fiyatların yazılı olduğu ahşap tabelayı işaret etti.

Yoğun saatler (07:00-09:00, 18:00-20:00): 10 dakikada bir sefer.

Diğer saatlerde 15 dakikada bir sefer.

Birinci sınıf koltuk: 6 peni

İkinci sınıf koltuk: 4 peni

Üçüncü sınıf koltuk: 3 peni.

Gidiş-dönüş biletleri sırasıyla: 9, 6, 5 peni.

Yıllık Abonman

Birinci sınıf: 8 pound

İkinci sınıf: 5 pound 10 soli

Üçüncü sınıf: Yıllık abonman yok

Tahmin ettiğimden ucuzmuş... Üstelik mesafe kısıtlaması da yok... Melissa bunu kesinlikle at arabasından daha çok severdi. Bu tam bir makineleşme harikası... Klein bunları düşünürken birden hüzünlendiğini hissetti.

Yüzüne parlak bir gülümseme yerleştirip 4 peni çıkardı ve kasiyere uzattı.

“İkinci sınıf bir bilet lütfen.”

Şrak! Kasiyer bir bilet koparıp damgaladı ve Klein'a uzattı.

Cherwood Bölgesi'ne giden hattı bulup çok da sıkı olmayan güvenlik kontrollerinden geçtikten sonra Klein merdivenlerden indi ve hızla perona ulaştı. Yerdeki işaretleri takip ederek ikinci sınıf koltukların bulunduğu peron kısmını buldu.

Düüt, düüüüt!

Çok beklemeden trenin homurtusunu ve gök gürültüsünü andıran buhar ıslığını duydu. Devasa bir buharlı lokomotif yaklaşıyordu.

Kıvrılarak gelen o koca gövdesi, siyah metalik parıltısı ve karmaşık mekanizmasıyla birleşerek kendine has bir güzellik oluşturuyordu.

Backlund metrosu hala buharlı lokomotifler kullanıyordu. Püskürttükleri duman, yukarıdaki bir boruya girip oradan bir bacayla dış dünyaya salınacak şekilde özel olarak tasarlanmıştı.

Sokaklardaki o çimlik alanların ve bahçelerin asıl kullanım amacı da buydu.

Metalin metale sürtünürken çıkardığı o tiz çığlıklar eşliğinde duran trenden yolcuların inmesini bekledi Klein. Ardından bastonunu ve valizini kavrayıp ağır adımlarla vagonun kapısına yöneldi; biletini kontrol etmesi için biletçiye uzattı.

Üçüncü mevkinin aksine, ikinci mevkide koltuklar tek kişilikti. Bu yüzden birinin yerini kapması gibi bir endişe taşımasına gerek yoktu. Klein yerine yerleşip eşyalarını kaldırdığı ve bastonuna yaslandığı an, koridordan gelen aceleci ayak sesleri kulağına çalındı.

Gayriihtiyari kapıya doğru baktığında, vagona apar topar dalan zayıf, ergenlik çağında bir çocuk gördü.

Çocuğun üzerindeki palto yaşına göre oldukça büyüktü. Kafasına yuvarlak bir şapka geçirmiş, omzuna ise eski püskü bir heybe asmıştı. Başını mümkün olduğunca öne eğmiş, gözlerini yerden ayırmıyordu.

“Özür dilerim, yanlış vagona binmişim. Benim biletim üçüncü mevki…” Biletini oradaki yolculara gösterip özür diledikten sonra hızlı adımlarla üçüncü mevki vagonuna doğru seğirtti.

Klein bakışlarını çekip vagon kapılarının kapanmasını beklerken bir kez daha varacağı yeri teyit etti.

Tam o sırada, düzensiz ve telaşlı yeni ayak sesleri duyuldu. Siyah paltoları ve yarım silindir şapkalarıyla bir grup adamın hışımla vagona girdiğini gördü.

O on beş yaşındaki çocuğun peşindeler mi acaba? Klein’ın zihninden ister istemez bu düşünce geçti.

Hafifçe başını iki yana salladı; vagondaki diğer yolcular gibi gazetesine ve haritasına gömülerek yolculuğun başlamasını bekledi.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.