Karanlık odada, kızıl ay ışığının altında tıkırdayan telsiz cihazı, illüzyon gibi parıldayan beyaz bir kâğıt şeridi çıkardı.
Leonard Mitchell’ın içinde Zoroast ailesinden bir melek yaşıyor. Soruyu değiştiren oydu.
Melek mi? Leonard’ın bedeninde bir melek mi yaşıyordu? Dördüncü çağın ünlü Zoroast ailesinden bir melek hem de. Klein zihnini ne kadar olağanüstü bir sırra hazırlamış olursa olsun, Arrodes’in ifşa ettiği bu gerçek karşısında sarsılmadan edemedi.
Bu haber onda hem büyük bir endişe hem de şaşkınlık uyandırmıştı.
Bir melek, Seviye 1 veya 2 olan dışgözleri temsil ederdi ki bu da onları neredeyse gerçek bir tanrının eşiğine getirirdi. Akla hayale sığmayacak mistik özelliklere sahiptiler; hatta aynı yolun alt seviye dışgözlerini belirli bir sınıra kadar etkileyebilirlerdi. Onlar, gerçek dünyanın zirvesinde duran kudretli figürlerdi. Çeşitli kiliselerde sadece papalar, piskoposlar, baş çobanlar ve bazı efsanevi çilekeşler yeryüzüne inmiş melekler olarak kabul edilirdi. Bu yüzden Klein, bu seviyedeki bir asalağın birinin bedenine yerleşmesinin pek de hayra alamet olmadığını düşünüyordu.
Karanlık ikinci çağda, meleklerin hepsinin ilahi isimleri vardı ve kadim tanrıların buyruğu altındaydılar.
Doğrudan ya da dolaylı olarak çok fazla melekle temas kurmadım. Küfürbaz Amon, Felaket Kraliçesi Cohinem, Kızıl Melek Medici olduğundan şüphelenilen kötü ruh, Küçük Güneş’in bahsettiği Kuyruk Yiyen Ouroboros, Roselle’in günlüklerinde geçen Mucize Yaratan Zaratul, Yaratıcı’nın oğlu Adam, melek olup olmadığı kesinleşmeyen Hermes ve hâlâ annesinin karnında olan kader yılanı Will Auceptin.
Son ikisi hariç, diğerleri son derece tehlikeli ve kötü görünüyordu. Geride bıraktıkları yazılar bile okuyanı delirtebilir ya da yoldan çıkarabilirdi. Acaba sevgili şairim sonunda bu melek asalağına kurban mı gidecek?
Bu durum, Leonard’ın kendisini neden bir oyunun başrolü, özel biri gibi gördüğünü ve sırlarımı saklamama neden yardım etmek istediğini açıklıyor. Zoroast ailesi, başkalarının dışgöz güçlerini çalabilen Hırsız yoluna hükmediyor. Leonard’ın Kader Keşişleri toplantısını bulup katılabilmesi bu yüzdendi. Kan Damarı Hırsızı eşyasını kullanmayı teklif etmesi de şaşılacak şey değil; ne de olsa arkasında ona yardım eden kurnaz bir ihtiyar var. Megose’un en güçlü yeteneğini bir anda bu sayede çalabilmişti.
Peh, ne Kader Keşişleri ama. Altı üstü bir grup hırsız ve şarlatan. En fazla çalacakları şey zaman ve kader olur.
Kısacası, şairimizin arkasındaki ihtiyar tekin biri değil. Onu uyarmak için bir fırsat bulmalıyım. Ama sorun şu ki, her an beraberler. Yapacağım herhangi bir uyarı sadece süreci hızlandırıp felakete yol açabilir.
Klein’ın zihninden binbir türlü düşünce geçse de işe yarar bir plan bulamadı. Şimdilik bu konuyu rafa kaldırıp Bay Azik ve cıva yılanı Will Auceptin’e danışmaya, bir çareleri olup olmadığını sormaya karar verdi.
O birkaç dakika içinde, Küfürbaz Amon’u kullanmayı bile düşündü. Basitçe anlatmak gerekirse, Yaratıcı’nın oğluna, Leonard Mitchell’ın bedeninde Zoroast ailesinden bir meleğin saklandığını çıtlatacak ve onun bu asalağı yutmasını sağlayacaktı.
Klein’ın bildiği kadarıyla, dördüncü çağda Amon ailesi Tudor İmparatorluğu’nu desteklerken, Zoroast ailesi Solomon İmparatorluğu’na bağlıydı; yani bu iki taraf ezeli düşmandı. Dahası, dışgöz özelliklerinin korunumu yasasına göre, aynı yoldaki güçlü varlıkların seviyesi yükseldikçe aralarındaki çatışma da büyürdü. Tıpkı iki cıva yılanı arasındaki amansız savaş gibi.
Ne yazık ki bu seçenek gerçek hayatın duvarlarına çarptı ve Klein bu fikirden vazgeçti. Bir kere, Küfürbaz Amon’u nerede bulacağını bilmiyordu. İkincisi, melek seviyesindeki bir savaşın Leonard Mitchell’ı doğrudan yok etmesinden korkuyordu. Üçüncüsü ise, daha da güçlenmiş bir Amon, başa çıkılması imkânsız bir belaya dönüşebilirdi.
Önce Emlyn’in bu takası gerçekleştirmesini sağlayıp durumu gözlemleyeyim. Daha fazla bilgi edindiğimde ne yapacağıma karar veririm. Klein düşüncelerini toparlayıp Arrodes’e bağlı olan telsize dönerek, "Sorunu sor," dedi.
Telsizin tıkırtıları daha da hızlandı ve illüzyon kâğıt yavaşça dışarı süzüldü.
"Hayır, gerek yok.
Bu, soruma ek bir bilgidir ve kurallara tabi olmak zorunda değildir.
Yüce usta, odanızın dışında özel bir eşya duyumsuyorum ancak ardını göremiyorum. Bana onun ne olduğunu söyler misiniz?"
Bu sihirli ayna gerçekten müthiş. Her şeyi görebiliyor gibi görünse de yüksek seviyeli işlere bulaştığında sanki önüne bir mozaik çekiliyor, parazit yapıyor. Klein sakin bir sesle cevap verdi: "Olasılık Zarı."
Tıkırtıların arasında, Arrodes beyaz kâğıt üzerinde yeni kelimeler belertti.
"Demek o şey... Yüce usta, sorunuzu sorabilirsiniz."
Klein bir an düşünüp sordu: "Olasılık Zarı hakkında ne söyleyebilirsin?"
Bu sırada telsiz cihazının ışığı biraz daha parladı, o kasvetli havası dağıldı. Kâğıdın çıkış hızı yavaşlamıştı.
"Son derece kindar ve küçük hesaplar peşinde koşan biridir. Usta, onu hemen başkasına vermelisiniz!
O, Şans Çarkı’nın tekliğinden oluşmuş bir eşyadır. Onu başka bir kader yılanına verirseniz size minnettar kalacaklardır. Kısacası, sizin hizmetkârınız olmaya hiç uygun değil.
Aura dağılıyor. Sadık ve aciz hizmetkârınız Arrodes gitmek zorunda. Son olarak, sizi bir kez daha övmeme izin verin yüce usta, ruhlar dünyasının üzerindeki hükümdar. Güle güle~"
Teklik mi? Olasılık Zarı aslında canavar yolunun tekliği demekti. İlk defa böyle bir kavramla karşılaşıyordu. Tüm gerçek dünyayı sayılara dökebilmesi gerçekten korkunç bir güçtü. Canavar yolu aynı zamanda Şans Çarkı yolu olarak da bilinirdi. Seviye 0, Şans Çarkı mıydı yani? Klein normal haline dönen telsize bakarken düşüncelerini dizginledi.
Olasılık Zarı’na karşı en ufak bir açgözlülük beslemiyordu. Çünkü bu eşya falcı yoluna ait değildi ve korkunç yan etkileri vardı. Ayrıca zamanla bu kindar zarın Kuyruk Yiyen Ouroboros’u üzerlerine çekmesinden endişeleniyordu.
Bu şey gri sisin üzerine konulduğunda izole edilip mühürlenebilse bile, o gizemli alanı sayısallaştırma ihtimali çok yüksekti. İleride tarot kulübü toplantıları bir masaüstü rol yapma oyununa dönebilirdi. Klein daha önce bu seviyede bir eşyayla karşılaşmadığı için, Olasılık Zarı’nı gri sise atarsa ne olacağını kestiremiyordu.
Zarı korkutmaya devam etmeye ve onu mühürleme yollarını bilen Hayat Ekolü üyelerinin bulunduğu Oravi Adası’na göndermeye karar verdi. Görevin zorluğunun alacağı ücretten fazla olması umurunda değildi; zira kazanacağı en büyük kazanç, kader yılanı Will Auceptin’in dostluğu olacaktı.
Backlund, Hasat Kilisesi.
Emlyn White, elinde gözbebeği büyüklüğündeki garip nişanı tutarken içten içe kıkırdıyordu.
Dünya gerçekten çok teferruatlı bir yer. Altı üstü Kuzey Bölgesi’ndeki Pinster Sokağı’nda Leonard Mitchell adında bir gecekuşu bulmam gerekiyor, değil mi? Üstelik adamın bir sırrı olduğunu ve beni bir rüyaya çekme ihtimalinin yüksek olduğunu özellikle vurguladı.
Bu resmen benim yeteneklerimden şüphe etmek demek!
Emlyn ayağa kalkıp frakını ve beyaz gömleğini giydi. Ardından başını çevirip pencereden dışarı baktı.
Onun bir sırrı varsa, benim de var. Lord Nibbs veya diğer kontların beni gizlice izlediğine kalıbımı basarım. Bir şey olursa bana mutlaka yardım edeceklerdir. Bir rüyaya çekilmek mi? Emlyn birkaç saniye düşündükten sonra, manevi açıdan zengin malzemeler kullanarak mavi bir iksir hazırladı.
Şişeyi ve ilacı cebine koyup ipek silindir şapkasını aldı ve dinlenme odasından çıktı. Piskopos Utravsky ile vedalaştıktan sonra Hasat Kilisesi’nden ayrıldı.
Vakit henüz sabahtı ancak Backlund’un gökyüzü kasvetliydi. Sokaklara su gibi yayılan hafif bir sis çökmüştü.
Emlyn gözlerini kısıp şapkasını düzeltti ve kendi kendine mırıldandı: "Güneş ışığı da biraz göz alıcı..."
Kiralık bir araba çevirip doğrudan buharlı metro istasyonuna gitti. Kuzey Bölgesi’ne gitmek için birinci sınıf bir bilete altı peni ödedi.
Bu, yürümekten çok daha fazla zaman kazandırmıştı!
Yaklaşık kırk dakika sonra varış noktasına ulaştı ve Pinster Sokağı yedi numaranın kapısının önünde durdu.
Emlyn kibarca zili çaldı ve bir dakika boyunca sabırla bekledi.
Tam daha uygun bir ziyaret zamanı ayarlamak için kapının altındaki deliğe bir not bırakıp gidecekti ki içeriden gelen gevşek ayak seslerini duydu.
Hizmetçiye benzemiyor. Emlyn hafifçe başını salladı, önceden hazırladığı ilacı çıkarıp tek dikişte içti.
Ardından kapı açıldı; siyah saçlı, yeşil gözlü bir adam belirdi. Üzerinde ev kıyafetleri vardı; beyaz bir gömlek ve siyah pantolon. Gömleğinin uçları dışarıda kalmış, rüzgarda hafifçe dalgalanıyordu. Yakışıklılığının ardında umursamaz bir özgürlük havası seziliyordu.
Her ne kadar bir gece inananı olsa da görünüşünün biz kan emicilerle neredeyse yarışabileceğini kabul etmeliyim. Emlyn şapkasını çıkarıp çenesini hafifçe yukarı kaldırdı.
"Günaydın, Bay Leonard Mitchell siz misiniz?"
Leonard, karşısındaki kırmızı gözlü, yakışıklı beyefendiye bakarken hafifçe kaşlarını çattı. Elini ağzına götürüp umursamazca esnedi.
"Siz kimsiniz?"
"Bir ziyaretçi. Sizden bir konuda yardım isteyecektim." Emlyn kimliğini açık etmeden, oldukça belirgin bir kibirle gülümsedi.
Bu tavır Leonard’a anlaşılmaz bir şekilde tanıdık gelmişti. Karşısında sanki eski halini görüyordu; kendisini her zaman en özel kişi, bu devrin başrolü sanan o eski halini.
Boğazını temizleyip konuştu. “Ben sadece sıradan bir vatandaşım. Sipariş falan kabul etmiyorum.
Bir derdiniz varsa gidin bir özel dedektif bulun.”
Emlyn White gülümseyerek, “Bu işi dünyada sadece siz halledebilirsiniz,” dedi.
Etrafına şöyle bir bakıp devam etti. “Başkalarının olağanüstü güçlerini çalabilen gizemli bir eşya satın almak istiyorum.”
Leonard’ın bakışları keskinleşti. Kısık, tehditkar bir sesle sordu. “Kimsin sen?”
Emlyn o an hemen cevap vermedi. Bunun yerine çevresini şöyle bir süzdü ve gülümseyerek dilini şaklattı.
“Etkileyici. Neredeyse bir rüyanın içine çekildiğimi fark edemeyecektim.”
Leonard Mitchell’ın ciddileşen yüz ifadesinin karşısında, acele etmeden elini cebine attı ve Dünya’dan aldığı o küçük nişanı çıkardı.
Leonard nişana şöyle bir göz attı, ardından yüzündeki gerginlik biraz olsun dağıldı. Başını hafifçe yana eğip birkaç saniye duraksadı.
Emlyn White tek bir söz bile etmeden etrafındaki manzaranın cam gibi çatlayıp hızla tuzla buz oluşunu, ardından da yok olup gidişini izledi.
Leonard yüzünde alaycı bir gülümsemeyle evin içini işaret etti.
“İçeride konuşalım.”
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.