Fulgrim Tazıları'nın vücudundan kopup havada süzülen kor halindeki iki koyu kırmızı ateş topu önüne inince Klein ancak kendine gelebildi. Kafası karışmıştı ama içten içe bir rahatlama hissetti.
Bana bir çift göz sunabilmek için neden kendilerine zarar verdiler ki? Üstelik etraflarında yapışkan, koyu bir kan tabakası var gibi...
Eğer bu bir tuzak olsaydı, çoktan kapana kısılmıştım. Bir anlığına da olsa dalgın hissetmek... Bir Bizarro Sorcerer için savaş meydanında ölümcül bir hatadır bu.
Yine de kim olursa olsun, böyle bir durumla ilk kez karşılaştığında benzer bir tepki vermesi kaçınılmazdı. Alt etmek için kırk takla attığı, planlar kurduğu o korkunç düşman, kendisini görür görmez diz çöküp kuyruk sallamaya başlamıştı. Adeta bir rüya gibiydi...
Bu tavır Arrodes’inkine çok benziyordu. Acaba ruhlar dünyasının üzerindeki o yüce varlık, bu alemde kendine has bazı özellikler mi sergiliyordu?
Zihninden bu düşünceler geçerken, boşlukta secde edercesine yatan ve kuyruk sallayan iki köpeğe baktı. Sol elini uzatıp iki koyu kırmızı alevi ve etraftaki yoğun, koyu kırmızı kanı kavradı.
Bunlarla temas ettiği an, kulaklarında aniden o tanıdık fısıltılar ve kükremeler yankılandı. Sesler kah tizleşiyor kah boğuklaşıyor, kah çılgınca bir hisle yükselip kah baştan çıkarıcı bir hal alıyor, bazen delice tınlarken bazen de tamamen ruhani bir tona bürünüyordu.
Hemen ardından, önünde hayali, grimsi beyaz bir sis belirdi.
Sis her yöne yayıldı. Yukarıda ise bir tanrının meskenini andıran, heybetli ve görkemli bir saray yükseliyordu.
Bu manzara onun için fazlasıyla tanıdıktı; gri sisin üzerindeki o gizemli alana her geçişinde buradan geçiyordu.
Başlarda, saat yönünün tersine dört adım attıktan sonra çevresinde ne olup bittiğini fark etmesi oldukça zordu.
Fakat zamanla bu duruma alışmış, Sıra'sında yükseldikçe de bu doğaüstü hadiseyi rahatça gözlemleme fırsatı bulmuştu.
Üstelik şu an ne Göğün ve Yerin Kutsamalar İçin Göksel Saygını unvanını fısıldamış ne de saat yönünün tersine dört adım atmıştı.
Bu durum onu son derece temkinli olmaya itti. Tam o sırada, sonsuz gri sisin içinde birkaç siluetin belirdiğini gördü. Bu siluetler bazen sisle iç içe geçiyor, bazen de ondan ayrılıyordu. Bunlar, gözlerinde koyu kırmızı alevler yanan, gövdeleri kısa siyah tüylerle kaplı Fulgrim Tazıları'ndan başkası değildi.
Birer gözünü kaybetmiş olan iki Fulgrim Tazısı, hemcinslerinin yanına dönerek gri sisin içindeki karanlık noktalara karışıp gözden kayboldular.
Bununla birlikte tüm o manzara da uçup gitti. Ruhlar dünyasının derinliklerinde kalan Klein, etrafında artık tek bir Fulgrim Tazısı bile olmadığını fark etti. Yanında sadece kendi iki marionette'i ve ruhlar dünyasının tuhaf yaratıkları kalmıştı.
Klein başını eğip elindeki o göz küresi benzeri şeylere ve kana baktı. Bunların varlığı, az önce yaşadıklarının bir illüzyon olmadığını kanıtlıyordu.
Fulgrim Tazıları aynı zamanda Sefirah Kalesi Muhafızları olarak da bilinir... Tarihsel Boşluk'ta yaşarlar... Onları gri sisin içinde hareket ederken ve sonra da o karanlık noktalarla bütünleşirken gördüm... Gördüklerini ve duyduklarını bir araya getiren Klein, yavaş yavaş cesur bir çıkarıma ulaştı:
Belki de Sefirah Kalesi denen yer, gri sisin üzerindeki o gizemli alanın ta kendisidir. O tuhaf ışık kapısını kastediyor olmalı.
Gri sise gelince, o da ruhlar dünyasındaki tüm tarihin birleşiminden oluşan sembolik bir unsur. İçinde tarihsel boşlukların boş geçitleri barınmakta...
Gri sis vasıtasıyla o gizemli alana her girişimde orada birtakım izler bırakıyorum. Bu da Fulgrim Tazıları'nın beni yabancılamasını engelliyor. Beni Sefirah Kalesi'nin sahibi olarak görüyorlar. Bu yüzden beni görür görmez ihtiyacım olanı sundular ve yaranmak için kuyruk salladılar, öyle mi?
Günlerce plan yapıp, sağa sola danışıp, yardımcılar ayarladıktan sonra hedef olarak kendi muhafızlarımı mı seçmiştim yani?
Bunu düşününce, durumun absürtlüğü karşısında içinde tuhaf bir his uyandı. Sanki gri sisin üzerindeki The Fool, birilerini soymak için elini uzatmış ama sonunda kendi cebini boşaltmıştı.
Oh be... Sefirah Kalesi... Bu gelişme beni daha da ürkütse de en azından gri sisin ve o gizemli alanın sahibi hakkında artık biraz fikir sahibiyim. Bilinmezlik her zaman en korkunç olanıdır...
Ruhlar dünyasının derinliklerinde bir an sessizce bekledikten sonra, Klein derin bir nefes verip iki marionette'ini geri çağırdı.
Bizarro Sorcerer iksirinin tamamen sindirilmesini beklemeyi, ardından da Arrodes ve diğer kaynaklar vasıtasıyla Sefirah Kalesi hakkında bilgi edinmeye çalışmayı planlıyordu. O an geldiğinde olağanüstü bir durum yaşanırsa, bir üst Sıra'ya geçiş gücünü buna karşı bir koz olarak kullanabilirdi.
Doğu Bölgesi'nde, iki odalı kiralık bir apartman dairesi.
Gözlerinin altı morarmış olan Fors eve döndü, gelirken günün gazetesini ve gelen mektupları da yanına aldı.
Yeni eve dönmüş, öğle yemeği yiyen Xio, "Nasıl geçti?" diye sordu.
Fors eliyle ağzını kapatarak esnedi.
"Fena değil. Tanıdığım editör yeni kitabımın konusunu ve tarzını çok beğendi. Bir an önce tefrika edilmesi için hazırlıklara başlama kararı aldı.
Baklund hastanelerindeki korku hikayeleri son zamanlarda çok popüler, belki haberin yoktur. Çok satan bir yazar da bundan ilham alıp benzer hikayeler yazmaya başlamış. Yani bu konuda ilk adımı atan ben değilmişim!"
"...Bu aslında iyi bir şey." Xio biraz düşünüp hak vererek başını salladı.
Bu durum, yine Backlund hastanelerindeki korku hikayelerini yazan Fors'un dikkatleri üzerine çekmeyeceği anlamına geliyordu. Yeni takma adı da göze batmayacaktı.
"Farkındayım." Fors gazeteyi bir kenara fırlattı, arasına sıkışmış birkaç mektubu çıkarıp hızlıca göz gezdirdi.
Çok geçmeden öğretmeni Dorian Gray Abraham'dan gelen cevap mektubunu buldu.
Fors'un yüzü ciddileşti. Zarfı alelacele yırtıp açtı, mektubu düzeltip okumaya koyuldu.
"...Benjamin Abraham aslen İntisliydi. Roselle çağında yaşadı... Okült bilgiler ve ufak bir miras dışında arkasında değerli hiçbir şey bırakmadı... Daha sonra her şey Aurora Düzeni tarafından yerle bir edildi. Sana bu konuda yardımcı olacak bir bilgi sunamıyorum..."
Bay Gehrman Sparrow hayal kırıklığına uğrayacak... Fors dudaklarını büzdü, ufak bir sihirbazlık numarasıyla elindeki mektubu yakıp küle çevirdi.
Ardından öğretmenine Kan İmparatoru Alista Tudor'un gizli kalıntıları hakkında bilgisi olup olmadığını sormak üzere yeni bir cevap yazmaya koyuldu.
Gri sisin üzerine çıkan Klein, Bayan Büyücü'nün dualarını dinledi. Benjamin Abraham'a uzanan ipuçları da çıkmaza girdi... Hep o Aurora Düzeni'ndeki deliler yüzünden...
Aynı esnada, Backlund hastanelerindeki korku hikayelerinin tefrika edileceğini de öğrenmiş oldu.
Gerçek dünyaya dönüp yemek yemek için dışarı çıkmaya hazırlanırken, Bayan Haberci'nin elinde dört kafasıyla boşluktan süzülerek çıktığını gördü. Kafalardan birinin ağzında bir mektup vardı.
Klein şaşkınlıkla, "Kimden?" diye sordu.
Reinette Tinekerr'in kalan üç kafası sırayla cevap verdi: "Bir..." "Aklı çelinmiş..." "Aptal..."
Kim olabilir ki... Klein'ın kafası karışmıştı. Mektubu alıp açtı.
"Tüm bu işlerin arkasındaki beyin George III. Amacı Black Emperor olmak. Bu gidişata dur demekle ilgilenir misin?
Trissy."
Trissy mi? Bu İblis bana mektup yazma cesaretini nereden buluyor? Bayan Haberci tarafından anında yakalanmaktan korkmuyor mu? Doğru ya, Bayan Haberci göndericinin aklı çelinmiş bir aptal olduğunu söylemişti... Trissy bir adamı baştan çıkarıp haberciyi çağırmasını sağladı, kendisi ise uzakta bir yerde bekleyip onunla ayna vasıtasıyla iletişim kuruyor olmalı. Akıllıca bir hareket... Hmm, bu meseleyi kurcalamakta amma da kararlı. Benim ya da George III'ün elinde can vermekten hiç mi korkmuyor? O adam da bir Beyonder olmalı. Sıradan bir insanın davet ritüeli gerçekleştirmesi, kendi ruhuna ve tinselliğine dayandığı için oldukça zordur... Klein önce şaşırsa da durumu kısa sürede kavradı.
Hemen ardından, Trissy'nin George III'ün Black Emperor olmak istediğini nasıl tahmin ettiğini düşünmeye başladı.
Yeterli okült bilgiye sahip olmadan, Black Emperor'ın tanrılaşma ritüelini ya da ilgili tarihi bilmeden, bir yarı tanrı bile bunu kolay kolay tahmin edemezdi. Kırmızı Melek kötü ruhunun iddia ettiği kadar basit bir iş değildi bu!
Yoksa Trissy'nin başka yardımcıları mı vardı? Ya da İlksel İblis'ten her türlü sırrı ve bilgiyi içeren daha büyük güçler mi elde etmişti? Klein hafifçe kaşlarını çattı, yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunu seziyordu.
Eğer eline bir fırsat geçerse, İblis Trissy'yi kesinlikle ortadan kaldıracaktı.
Birkaç saniye düşündükten sonra cebinden kağıt kalem çıkarıp hızlıca bir cevap yazdı: "İlgileniyorum ama ne yapmayı planladığını bilmiyorum."
Backlund Köprüsü bölgesinde, otuzlu yaşlarında bir adam, kafası olmayan — hayır, dört kafalı o iblis kadının yeniden önünde belirmesiyle dehşet içinde kaldı. Yaratık önüne bir mektup bıraktı.
Gizemli dünyanın tüm habercileri bu kadar korkunç olmak zorunda mıydı? Ancak Reinette Tinekerr gittikten beş dakika sonra adam nefes alabildi. Mektubu yerden alıp açtı.
Mektubu okurken gözlerindeki heyecan giderek arttı, çünkü bu durum o güzeller güzeli kadınla yeniden buluşabileceği anlamına geliyordu.
Kadının talimatlarına uyarak akşama kadar bekledi. Ardından siyah, yapışkan macunu çıkarıp bir aynanın yüzeyine eşit şekilde yaydı.
Birkaç saniye sonra ayna, sanki başka bir dünyaya açılan bir kapıymış gibi karardı.
Göz açıp kapayıncaya kadar, aynada şu anki odasından tamamen farklı bir yer belirdi. Orada koyu siyah bir elbise giymiş genç bir kız duruyordu. Bu kız, İblis Trissy'den başkası değildi.
Ritüeli tamamlayan adamın yüzüne anında hayranlık dolu bir ifade yayıldı. Bilincini yitirmiş gibi fısıldadı. “Cevap geldi... İlgilendiğini söyledi.”
Trissy’nin yanaklarında beliren hafif gamzeler yavaşça belirginleşti, onun gülüşüyle ayna sanki bir an aydınlanır gibi oldu.
Genç kız çatık kaşlarını gevşeterek konuştu. “Sana bir mektup göndereceğim. Bunu Gehrman Sparrow’a ilet. İçeriğini kesinlikle okumayacaksın.”
Karşısındaki adamın hiç tereddüt etmeden verdiği sözün ardından Trissy, sağ elini uzatıp aynanın yüzeyini boydan boyda sıyırdı. Aynadaki o karanlık, sulu ışık dalgalanarak kayboldu.
Vakit kaybetmeden kağıt kalem buldu. Birkaç saniye derin derin düşündükten sonra kalemi hızla oynatmaya başladı:
George III’ün ritüeli için ihtiyaç duyulan gizli anıt mezarlar muhtemelen Kan İmparatoru Alista Tudor dönemine ait. Üstelik bu konuyu çok iyi bilen bir varlık var. Ritüel sırasında içeri sızıp orayı yerle bir etmemize yardım edebilir.
Bu varlıkla iletişim kurmanın bir yolunu biliyorum ancak bir sonraki dolunaya kadar beklememiz gerek. Senin yapman gereken ise bana Abraham ailesinin soyundan gelen birinin kanını, saçını, etini ya da kemiğini temin etmek.
Trissy.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.