Rüyadaki Ders

Danitz’in korktuğu başına gelmedi. Klein ona şöyle bir bakıp dinlenmek için yatak odasına geçti.

Astar gemisinde geçirdiği beş saat boyunca sinirleri yay gibi gergindi. Üstelik dün gece de diken üstünde olduğundan doğru dürüst uyuyamamıştı. Şu an yorgunluktan bitap düşmüş durumdaydı.

Klein, tok bir sesle yatak odasının kapısını kapattı.

Oh be... Ödümü patlattı! Danitz rahat bir nefes alarak kendini şezlonga bıraktı.

Az önce zihninde canlanan, altına dönüştüğü o sahneler bir türlü peşini bırakmıyordu. Bu korkunç görüntülerin birbiri ardına gözünün önüne gelmesine engel olamıyordu.

Şafağa kadar barlarda sürtüp duran Danitz, bir anlık sessizliğin ardından farkında bile olmadan uykuya daldı. Rüyasında kaptanının onu kurtarmaya geldiğini ama başarısız olduğunu gördü. Kaptanı, Gehrman Sparrow’a yakalanmış ve bu kaçık maceracıya hizmetçilik yapmaya mahkûm edilmişti.

Danitz tam öfkeyle dolup taşmış, karşı koymaya yelteniyordu ki, uyanmak üzereyken etrafındaki bulanık manzara birden berraklaştı. Sahne, Mavi Rüzgâr Hanı’nın lüks süitinde donup kaldı.

Tık! Tık! Tık!

Danitz kapıda yavaş, yatıştırıcı bir vurulma sesi duydu.

Rüya görmüyor muydum ben? Kafasındaki bu soruyla kapıya yöneldi ve kolu çevirdi.

Kapı aralandıkça tanıdık bir figür belirdi.

Yumurta şeklinde yüzü, kalkık burun köprüsü, ince dudakları ve berrak kaynak sularını andıran soluk mavi gözleriyle çok güzel bir hanımefendiydi bu.

Ortadan ayrılmış uzun kahverengi saçları, başının arkasında sade ama zarif bir düğümle toplanmış, aşağı doğru süzülüyordu.

Şapka takmamıştı; üzerinde beli sımsıkı saran bej rengi bir palto vardı. Yakası, beyaz dantelden örülmüş avuç içi büyüklüğünde çiçeklerle bezeliydi.

Paltonu altına dizlerine kadar uzanan koyu renkli bir etek giymişti. Eteğin pileleri birbirine eklenmiş, hafif kabarık bir görüntü oluşturuyordu. Ayağında ise saçlarıyla aynı renkte deri botlar vardı.

“Kaptan!” diye bağırdı Danitz dehşet içinde.

Hızla hayallerinden sıyrılıp arkasını döndü ve savunma pozisyonu alarak Gehrman Sparrow’un odasına doğru bağırdı:

“Dikkat et! Kaç! Bir deli seni arıyor! Arkasında korkunç bir örgüt var!”

İçini bir fedakarlık hissi kaplamışken, kaptanının sakin bir sesle şöyle dediğini duydu: “Bu bir rüya.”

Rüya mı... Doğru ya, rüyadayım, neden korkuyorum ki... Danitz sağına soluna bakındı, kollarını kavuşturup arkasına dönerek, “Kaptan, Kabus güçlerini mi simüle ettiniz? Ama bu imkansız, daha geçen hafta Sonia Adası civarındaydınız,” dedi.

Sonia Denizi’nin en büyük adası olan ve ismini buradan alan bu yer, neredeyse küçük bir kıta büyüklüğündeydi. Aslında Kıyamet’ten sonra elflerin elinde kalan tek yerleşim yeriydi ama zamanla bu kadim ötesi ırk türlü nedenlerle kırılmış ve yavaş yavaş yok olmuştu. Arada sırada görülen birkaç elf ise soylarının tamamen tükenmediğinin kanıtıydı.

Dördüncü Devir’in sonunda Loen Krallığı bu adayı işgal etmiş, ancak Yirmi Yıl Savaşı’nda ağır bir yenilgi alarak Sonia Adası’nu Feysac İmparatorluğu’na devretmişti. Bunun üzerinden zaten yedi yüzyıldan fazla zaman geçmişti.

Sonia Adası, Rorsted Takımadaları’nın kuzey-kuzeybatısında yer alıyordu ve gemiyle oraya varmak neredeyse yarım ay sürüyordu. Buzdağı Koramiral Edwina Edwards geçen hafta hâlâ Sonia Adası civarındaydı, bu yüzden bir hafta içinde Bayam’a ulaşması imkansızdı. Tabii uçabiliyorsa ya da ruh dünyasını kullanarak seyahat edebiliyorsa o başka.

Danitz’in Kaptan diye hitap ettiği güzel hanımefendi başıyla onayladı.

“Rorsted denizlerine yeni girdik, Bayam’a hâlâ bin deniz mili mesafedeyiz.”

Yani varması bir üç-dört gün daha mı sürecek? İşte normal olan bu... Danitz merakla sordu: “Bu mesafe bir Kabus’un menzilini çoktan aşmış olmalı, değil mi?”

Üstelik fazlasıyla aşıyor diye ekledi içinden.

Koramiral Buzdağı Edwina odaya girip masa ve sandalyeye doğru ilerledi.

“Bu bir Kabus gücü değil, gizli bir ritüel büyüsü. Gemide bırakılan bir eşyayı kullanarak çok uzaktaki birinin rüyasına girmeyi sağlıyor...”

Kaptanın titiz açıklamasını dinlerken Danitz bir an için kendini Altın Rüya gemisine dönmüş ve dersine başlıyormuş gibi hissetti.

Böyle bir ritüel büyüsünü daha önce hiç duymamıştım... Evet, Kaptan pek çok tuhaf ve nadir büyüye, cadılığa hakim. Ne kadar bilgiye sahip olduğunu kimse kestiremez... Sanırım Sekans adının Mistisizm Magisteri olduğundan bahsetmişti... Ah, eğer bu gizli tekniğe sahip olduğunu bilseydim, Bayam’daki beklenmedik olayları ona nasıl haber vereceğim diye bu kadar helak olmazdım... Danitz, kafasındaki düşünce yağmuruyla Edwina’nın sözünü kesti.

“Kaptan, buradaki irtibat noktamızda bir sorun olduğunu mu sezdiniz?”

“Evet, bu da başka bir gizli teknik...” Edwina yöntemi detaylarıyla anlatmaya hevesli görünüyordu.

Bunu gören Danitz hemen içini çekti.

“Zavallı Yaşlı Rinn ve diğerleri...”

Edwina yürümeyi bıraktı, arkasını pencereye dönerek kısa ve öz bir şekilde sordu: “Ne oldu?”

“Damir Limanı’ndan başlamam gerekecek.” Danitz, sanki uzun süredir çektiği tüm o sıkıntıların mükafatını alıyormuş gibi bir enerjiyle doldu.

Gehrman Sparrow’u ekibe dahil etme çabalarını ama sonunda onun bir deli olduğunu nasıl keşfettiğini anlattı; Beyaz Akik gemisinde çektiği çileyi ise biraz ballandırarak aktardı.

Dün gece hazırladığı taslağa sadık kalarak, Bansy Limanı’ndaki tuhaf ve tüyler ürpertici olayları, Çelik Maveti’nin dahil olduğu pusu ve suikast girişimini bir bir anlattı. Kontratak ve av için Gehrman Sparrow ile nasıl güçlerini birleştirdiklerini, Gehrman’ın geçmişi ve güçleri hakkındaki teorilerini her şeyiyle açıkladı. Buna Sürünen Açlık ve arkasındaki gizemli, güçlü örgüt de dahildi.

Tüm bu anlatım boyunca gerçeklere sadık kalmaya çalışsa da, kendi rolünü biraz abartarak uşak veya hizmetkar konumundan, asistan veya iş ortağı mertebesine yükselmeyi de ihmal etmedi.

Koramiral Edwina, sözünü hiç kesmeden sessizce dinledi. Anlatacakları bittiğinde hafifçe başını salladı: “Kötü bir niyeti yok.”

Onun mu? Gehrman Sparrow’un kötü bir niyeti yok mu yani? Danitz hemen atıldı: “Kaptan, ne olursa olsun, o tehlikeli biri!”

“Kötü niyeti olmadığına emin misiniz?”

“Emin olamam,” diye yanıtladı Edwina gayet sakin bir tavırla.

“O zaman neden...” Danitz sessizce bir nefes aldı; kaptanıyla Gehrman Sparrow arasındaki benzerliği sezmişti. İkisi de insanı lafın ortasında öylece bırakan, kolay kolay sohbet edilemeyen tiplerdi.

Koramiral Buzdağı Edwina ciddi bir ifadeyle, “Bu sadece benim tahminim ve yargım,” dedi.

“...”

Danitz sağ eliyle şakaklarını ovdu. “Her neyse, o adam tehlikeli. Arkasında gizli bir örgüt var ve o örgütün neyin nesi olduğu hakkında hiçbir fikrim yok. Kaptan, sizden bir ricası olduğunu iddia etse bile onunla iletişim kurma riskine girmemelisiniz bence.”

Edwina bir an düşündükten sonra, “Risk almaya gerek yok,” dedi.

“Senin aracılığınla onunla iletişim kurabilirim.”

Danitz önce rahat bir nefes aldı, sonra merak ve beklentiyle sordu: “Kaptan, bu nasıl olacak? Yani, benim ne yapmam gerekiyor?”

Edwina sağ elini kaldırdı; rüyasında bir kürsü ve yazı tahtası belirdi.

“Bir ritüel gerçekleştirmen gerekiyor,” dedi.

“Buna Ruh İnişi Ritüeli denir. Ruhumun ruh dünyasından geçerek senin bedenine tutunmasını sağlar. Böylece Gehrman Sparrow ile doğrudan konuşabilirim. Yarı tanrı seviyesinin altındaki herkeste işe yarar ve menzili beş yüz deniz milini geçmez...”

“Akıl ve iletişimle ilgilidir, Bilgi ve Bilgelik Tanrısı’nın alanına girer. İlgili sembolleri ve büyü etiketlerini çizmelisin...”

“Mistisizmde mavi yıldız, Bilgi ve Bilgelik Tanrısı’na karşılık gelir. Cıva, pirinç, lavanta, karabiber ve nane gereklidir...”

“Mavi yıldız cumartesi gününe denk gelir. Mavi yıldızın saati cuma gece yarısından bire kadar ve cumartesi öğlen on birden on ikiye kadardır...”

Edwina tahtaya hatırlanması gereken kilit noktaları yazarak açıklarken, Danitz içgüdüsel olarak yerine oturup dinleme pozisyonu aldı.

Dinledikçe bir an boşluğa düştü.

Neden rüyamda bile derse girmek zorundayım ki?

Yatak odasında uyumakta olan Klein, hayal meyal bir şeyler sezip aniden yerinden fırladı.

Yataktan kalkıp bir süre kulak kabarttı. Oturma odasında Danitz horluyordu ama nefes alışverişi eskisinden daha sakindi.

Çok tuhaf bir durum değildi ama mistisizm konusunda tecrübeli ve başından pek çok olay geçmiş bir uzman olan Klein için bu kadarı bile yeterince şüpheliydi.

Yatak odasını oturma odasından ayıran kapıya sessizce yürüdü, kolu kavrayıp yavaşça çevirdi.

Klein çıt çıkarmadan odadan çıktı ve şezlongda derin uykuda olan Danitz’i gördü. Etraftaki her şey normal görünüyordu.

Klein sessizce Ruh Görüşü’nü aktif edip Alevli’yi kontrol etti ama ters bir durum bulamadı. Ne aurasının renginde ne de ruh halindeki değişimlerde bir anormallik vardı; her şey makul sınırlar içindeydi.

Bir süre izledikten sonra Klein kaşlarını çatarak gümüş bir tılsım çıkardı.

“Rüya Tılsımı!”

Rüyada Danitz, yüzünde acı dolu bir ifadeyle Ruh İnişi Ritüeli’ni öğreniyordu. Karşısındaki kaptanın gerçek olduğundan en ufak bir şüphesi yoktu.

Kimse böyle bir tarzı ve hobiyi taklit edemezdi!

Tam o sırada kilit sesinin döndüğünü duydu.

Danitz bilinçaltının etkisiyle yatak odasına doğru baktı; kapı aralanıyordu ve üzerinde sadece beyaz bir gömlek olan Gehrman Sparrow, ifadesiz bir yüzle dışarı çıktı.

“Sen! Senin burada ne işin var!” Danitz şok içinde ayağa fırlayarak ağzından kaçırdı.

Hemen kendine gelip kekeledi: “B-bu benim rüyam!”

Gehrman Sparrow nasıl bu kadar kolay ortaya çıkabiliyordu?!

Klein, elini koyu renk pantolonunun cebine atmış halde sırtı pencereye dönük kadına doğru ilerledi. Kısık bir sesle, "Bir tılsım," dedi.

Ardından doğrudan kadının gözlerinin içine bakarak, neredeyse emin bir tavırla sordu: "Edwina Edwards?"

Kıyafetleri biraz tuhaf... Bir maceracıya, hele ki bir korsana hiç benzemiyor. Kendi ayakları üzerinde durabilen, saygın bir işi olan bir kadını andırıyor. Giyim tarzı sanki Intis'ten gelmiş gibi... Klein, bu duruma pek alışık olmadığını hissederek içinden geçirdi.

Edwina hafifçe başını salladı ve benzer şekilde bir soruyla karşılık verdi: "Gehrman Sparrow?"

"Evet, tünaydın hanımefendi." Klein hafifçe gülümsedi, elini göğsüne götürerek hafif bir selam verdi.

Edwina da başıyla onaylayıp cevapladı: "Tünaydın."

Büründüğü kişiliğin gereği olarak Klein, karşı tarafın amacını sormasını bekleyerek sessizliğe gömüldü.

O Edwina'ya bakıyordu.

Edwina da ona.

Rüyanın içinde bir an birkaç dakikalık bir sessizlik hakim oldu.

Danitz, bir sağa bir sola bakıp duruyor, tüm bunların gerçekten bir rüya olabileceğine dair kafa karıştırıcı bir hisse kapılıyordu.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.