Gelecek’in güvertesinde ellerini küpeşteye dayayan Anderson Hood, zifiri karanlık denizi kaplayan hortlak ordusunun çekilen bir dalga gibi gerilediğini gördü. Yaratıklar birbirlerini ezerek Siyah Lale’nin kıç tarafına doğru akın ediyordu. Gehrman Sparrow’un ise sağ eliyle şapkasını bastırarak gökyüzünden süzüldüğünü ve Amiral Cehennem Ludwell’in tam karşısına indiğini fark etti.
Bu manzara, koyu kırmızı ve kasvetli yeşil ışıklarla aydınlanıyordu. Tayfların, gölgelerin ve ruhlar alemine ait her türlü tuhaf yaratığın varlığıyla metne dökülemez bir güzellik kazanmıştı.
Harika! Çılgın avcı dedikleri kadar varmış... Anderson, içten içe adamı takdir ederken birden bir şey hatırladı.
Gehrman Sparrow havalanmadan hemen önce önüne bir tılsım fırlatmıştı. Üstelik tılsımı aktifleştirecek büyü sözlerini de özellikle göstererek mırıldanmıştı!
Amacı... Anderson Hood bakışlarını aşağı kaydırdığında ayaklarının dibinde tenekeden yapılma bir tılsım gördü.
Siyah Lale’nin üzerinde belini hafifçe bükmüş, gözlerini düşmanına dikmiş duran Klein, aslında dışarıdan göründüğü kadar soğukkanlı ve sakin değildi.
Anderson o tılsımı kullanıp buraya uçsa iyi eder. Adamı tek başıma halletme şansım oldukça düşük. Hatta bu iş çok tehlikeli bir hal alabilir... Klein bir yandan gümüş maskeyi ve onun arkasındaki iki soluk beyaz alevi süzerken, bir yandan da içinden dua ediyordu.
Hem güverteyi ve kendisini izleyen o gizemli gözler hem de Anderson Hood’un bahsettiği, rüya alemindeki kapı açıcı yüzünden grey fog üzerindeki Deniz Tanrısı Asası’nı kullanmak amacıyla kendi kendine dua etme fikrinden tedbiren vazgeçti. Çok çaresiz kalmadıkça bu tür kozları açık etmemesi gerektiğini bir kez daha hatırlattı kendine.
Kullandığı Sürünen Açlık ve Çakmak’ın yanı sıra Büyücü yetenekleri ve Deniz Tanrısı alanına ait tılsımların, ona Amiral Cehennem Ludwell ile dövüşme gücü verdiğine inanıyordu. Azik’in bakır düdüğüne gelince; Ölüm yoluna yatkın hortlakları ve ruhlar alemi yaratıklarını çekebiliyordu. Bu da güçlü bir Ruh Medyumu’nun en etkili kozunu etkisiz hale getirebilirdi. Ölüm yolunun 5. Dizi bir beyonder’ı, orta diziden bir grupla karşılaştığında —yaratık sayısı belirli bir sınırı aşmadığı sürece— genellikle düşmanını sayıca ezmeyi seçerdi.
Yine de Klein, mevcut şartlar altında Ludwell’i tek başına yenebileceğine, hatta onu öldürebileceğine inanmıyordu. Birincisi, savaş alanı Siyah Lale’nin üstüydü. Yıldızlar Amirali’nin Gelecek’i nasıl kullanabildiği düşünüldüğünde, aklı başında hiç kimse böyle bir durumu olumlu değerlendirmezdi. İkincisi, Ludwell şu anki en kıdemli korsan amiraldi. Arkasında Beş Denizin Kralı ve Ruhlar Kilisesi gibi iki devasa güç vardı. Sahip olduğu mistik eşyalar veya mühürlü eserler Klein’ınkilerden aşağı kalmayabilir, hatta onu aşabilirdi. Üstelik söylentilere göre, kadim Ölüm’den kalma bir yüzüğü taşıyordu!
Dizisinin Cehennem Amirali’nden düşük olması bir yana, Klein şu an ne başarılı bir avın eşiğindeki o adrenalini hissedebiliyor ne de çılgın avcı rolünü oynayabiliyordu. Aksine, zihni gerginlik ve endişeyle kıvranıyordu. Dikkatsizlik etmeye gelmezdi. Tek dileği, bahtsızlık abidesi en güçlü avcının bir an önce buraya uçup gelmesiydi.
Ancak benzer güçteki iki kişi ittifak kurarsa, hortlak ordusunu kaybeden Ludwell’e karşı koyma veya onu yenme şansları olabilirdi. Bu durum Cattleya ve korsanlarına da o yamalı canavarın işini bitirmek için zaman ve alan kazandırırdı.
Bu düşünce zihninden geçer geçmez Klein saldırmakta tereddüt etmedi. Çakmak ile çaldığı zehir bulutunu etrafa yaydı.
Yüreğindeki huzursuzluğu ve kaygıyı kimse göremiyordu.
Abartılı üç köşeli şapka ve gümüş bir maske takan Ludwell, sıkılı sol yumruğunu kaldırdı, parmaklarını açıp avucunu Klein’a doğrulttu.
Gemi burnunun güvertesi bir anda korkunç, sarımsı yeşil bir zehir bulutuyla kaplandı. Ludwell’in hemen önünde ise düşsel bir parıltı patladı. Ardından bir nokta içe doğru kıvrılıp çöktü ve iki yana açılan bulanık bir bronz kapının siluetini oluşturdu.
Bronz kapı her türlü mistik desenle kaplıydı. Tarif edilemez bir ağırlığa ve sessizliğe sahipti.
Bir gıcırtıyla sarsılan kapı, aralandı.
Aralığın arkası, sanki en derin, en zifiri geceymişçesine sonsuz bir karanlıktı.
Kapının arkasındaki karanlıkta tarif edilemez göz çiftleri gizlenmişti. Her yeri kaplamışlardı ama gerçek bedenlerini ayırt etmek imkansızdı.
Kanlar içinde, derisi soyulmuş kollar ve üzerinde bebek yüzleri olan yeşilimsi siyah sarmaşıklar dışarı uzandı. Dişlerle dolu ağızları olan avuçlar, çığlıklar atarak, gülerek, hıçkırarak ve bağırarak kapının ötesindeki her şeyi yakalamaya çalışıyordu.
Bu durum dehşet verici bir emme kuvveti yarattı. Yoktan var olan, iliklere kadar işleyen soğuk kasırgalar koparak nesneleri bu tuhaf yaratıklara ve bronz kapıdaki aralığa doğru sürüklemeye başladı!
Sarımsı yeşil zehir bulutu anında dağılırken Klein ister istemez öne doğru sendeledi.
Sol avcundaki eldiven anında zifiri karanlığa büründü. Gecenin tekinsizliğini ve evrenin ihtişamını barındırıyordu.
Klein’ın kahverengi gözleri karardı; sol kolunu bir nezaket gösterisiyle yana doğru açtı.
Güvertenin baş tarafını kasıp kavuran o dehşet verici emme kuvveti aniden yön değiştirerek kıç tarafına doğru koşan iskeletleri ve çürüyen zombileri "yakaladı" ve onları kapının aralığına fırlattı. Sayısız gözün bulunduğu bronz kapının arkasına, bebek yüzlü yeşilimsi siyah sarmaşıklar ve kanlı kollar tarafından çekildiler.
Çarpıtma!
Yozlaşma Baronu’nun Çarpıtma yeteneği!
Klein, gizemli kapının hedefini saptırmış, Siyah Lale üzerindeki iskeletleri ve zombileri kendisinin yerine yem etmişti.
Buna rağmen, devasa emme kuvvetinin kalıntıları yüzünden hâlâ etkileniyordu. Adım atmakta zorlanıyor, çevikliğini tam olarak kullanamıyordu.
Kafasındaki şapka kasırgayla çoktan uçup gitmiş, havada dönerek emilen hortlakların peşinden süzülüyordu.
Tam o sırada, abartılı üç köşeli şapkasını takan Amiral Cehennem Ludwell sağ elini tekrar kaldırdı ve avucunu uzattı.
Üst bedeninin sağ tarafı, sanki bir tayfa ya da hortlağa aitmişçesine hızla saydamlaştı. Kolu uzamaya devam etti ve soluk avucu düşmanını kavramak üzere aradaki mesafeyi anında kapattı.
Hışşş!
Kasırganın gürültüsü birdenbire bıçak gibi kesildi. Klein’ın kulaklarına giren hafif hıçkırık sesleri, sanki kanı donmuş gibi bedenini uyuşturdu.
O soluk avuç yaklaşırken, sanki bir tayf ya da kötü bir ruh tarafından ele geçirilmiş gibiydi. Ölümün yaklaşmasını izlerken etkili bir tepki veremiyordu. Çaresizlik içinde, yaşam gücünün hızla tükendiğini hissetti.
Herhangi bir direnişle karşılaşmayan Ludwell’in soluk ve saydam sağ avucu Klein’ı yakaladı ve onu incecik bir kağıt bebeğe dönüştürerek ezdi.
Kağıt bebek koyu yeşil çürüme izleriyle kaplandı. Çok geçmeden, durmaksızın esen kasırganın altında parça parça olup toza dönüştü.
Bronz kapının yan tarafında Klein’ın silueti yeniden belirdi. Sol eldiveni çoktan saf güneş ışığının rengine bürünmüştü.
Hemen doğruldu ve kollarını iki yana açtı.
Gökyüzünden inen kutsal bir ışık sütununun etrafında altın alevler girdap gibi döndü ve mistik desenlerle kaplı bronz kapıya çarptı.
Güneş ışığı patlaması o kadar göz alıcıydı ki Klein gözlerini açmakta zorlandı. Ludwell’in yarattığı o korkunç kapı ise sarsılmaya ve hafifçe bulanıklaşmaya başladı. Kapının arkasındaki o dehşet verici emme kuvveti bile zayıflamıştı. Bebek yüzlü sarmaşıkların ve kanlı kolların yarısından fazlası buharlaşıp yok oldu.
Ancak, kapıdaki açıklıktan dışarı sıyrılmaya çalışan daha da tuhaf kollar ve deforme olmuş yaratıklar belirdi.
Klein tam Işık Rahibi’nin Arındırma Işığı yeteneğini kullanarak bronz kapıyı arındırmaya devam edecekken, Ludwell’in soluk avucu vahşice aşağı indi.
Klein kasırganın kalan etkilerinden ve ruh emen avuçtan kaçınmak için hızla yana doğru yuvarlandı.
Bir, iki, üç yuvarlanışın ardından vücudu çapraz bir şekilde yukarı fırladı. Sürünen Açlık çoktan altın bir renge bürünmüştü.
Klein’ın gözlerine ilk yansıyan şey Cehennem Amirali’nin gümüş maskesi ve göz çukurlarındaki soluk alevler oldu. Ardından, gözlerinin derinliklerinde iki şimşek çaktı.
Sorgucu’nun Zihinsel Delme yeteneği!
Tam o anda, Ludwell’in sol işaret parmağındaki siyah, kare şeklindeki yüzük hafifçe parıldadı.
Klein’ın zihninde anında bir sahne belirdi.
İnsan, elf, dev, ejderha, iblis kurdu, deniz canavarı ve vampir gibi yaratıkların çürüyen kafalarından oluşmuş devasa bir tahttı bu. Her iki yanında tayfların, gölgelerin ve kötü ruhların saydam, küçük yüzleri vardı. Nefret, vahşet ve öfkeyle dolulardı.
Aniden Klein, kafasına bir baltayla vurulmuş gibi hissetti. Korkunç bir acı zihnini esir aldı.
Zihinsel Delme yeteneği sadece etkisiz kalmakla kalmamış, katlanarak kendi zihnini vurmuştu!
Daha şiddetli acılar tecrübe etmemiş olsaydı, Klein kesinlikle yere düşer, acı içinde kıvranıp çığlık atardı. Yine de yüzünü buruşturup sırtını bükerek geçici olarak direncini kaybetti.
Bu fırsattan yararlanan Ludwell’in ağzının olduğu aralıktan, sıradan canlıların anlayamayacağı ağır bir dilde sözler döküldü. Etraf bir anda karanlık, bulanık ve düşsel bir hal aldı.
Bu, cehennemin ve Ölüler Diyarı'nın bağrından kopup gelen Ölümün Dili'ydi.
Klein kendini henüz biraz olsun toparlayabilmişti ki Ruh Bedeninin kendi kontrolü dışında yukarı doğru süzüldüğünü, santim santim etinden ayrıldığını fark etti.
Üstelik bronz kapıdan yayılan o dehşet verici çekim gücü, bir ruhun asla karşı koyamayacağı türden amansız bir kuvvetti.
Hayır, böyle bitemezdi! Ruh Bedeni henüz bedenini tamamen terk etmemişken sağ kolunu zorlukla yukarı kaldırdı. Üzerinde Kav parıldayan elini ileri doğru açtı.
Farklı renklerdeki ışıltılar bir anda iç içe geçerek önünde belirdi; renkler hızla değişiyor, göz alıcı bir süratle çakıyordu.
Klein hiç tereddüt etmeden kasvetli bir yeşille sarmalanmış soluk beyaz bir ışık kümesine uzandı. Bileğini burkup o gücü söküp aldı.
Bu dövüşte çalmayı en çok istediği sıradışı güç, o bronz kapıyı var eden güçtü fakat başarılı olacağının hiçbir garantisi yoktu. Elinden gelen tek şey Tanrıça'nın lütfuna sığınmaktı.
Işıltı süzülerek Kav'a yerleşti.
Arzuladığı o asıl güç değildi belki ama en kötüsü de sayılmazdı.
Ludwell'in gümüş maskesinin ardındaki ağız hareket etti fakat yaşayan fani kulakların anlayamayacağı o ağır, hantal kelimeleri bir türlü dökemedi.
Tam o anda Klein ağzını açtı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.