Sıradan bir şirket çalışanıyım. Her günkü en büyük sevincim, işten zamanında çıkabilmektir.
Bu öyle her zaman gerçekleşebilecek bir şey değil; nitekim ancak mesaiye kaldığımda daha yüksek bir maaş alabiliyorum. Yalnızca böyle davranarak birazcık olsun güvende hissedebiliyorum.
Bu açıdan bakınca patronum o kadar da kötü biri sayılmaz. En azından, sadece slogan atmayı bilen yan komşu şirketin aksine mesai ücretini ödüyor. Komşunun tek yaptığı, çalışanların cebine tek bir kuruş bile koymadan onları gazlamaktır.
Yaptığım gözlemlere dayanarak, batmalarının an meselesi olduğunu söyleyebilirim. Zira patronları çoktan kendi WeChat gönderilerinde ikinci el bilgisayarlarını satmaya çalışmaya başladı bile.
Bunu keşfeden ben değilim. Onların patronuyla WeChat'te arkadaş falan da değilim. Bu bilgi bana bizzat çalışanların ağzından ulaştı.
Bu dünyada, kadınların olduğu her yerde dedikodu olduğunu söylemek cinsiyetçiliktir. Doğrusu, insanların olduğu her yerde dedikodu vardır.
Tabii ki bu sözlerime sonuna kadar güveniyor değilim. Bir keresinde bir köpekle bir kedinin biz insanları eğlenerek izlediğini ve hakkımızda gıybet ettiğini hissettiğim bir an olmuştu.
Tıpkı şu anki gibi; ofis binamın yakınlarında sürekli beliren o golden retriever, tam giriş kapısının önünde oturuyor.
Cidden, tüylerinin bakımına bakılırsa bir ustası yokmuş gibi durmuyor. Bir insan köpeğini tasmasız nasıl gezdirir ki? Böyleleri evcil hayvan beslememeli. Hiç ahlak kalmamış! Ha, boynunda bir tasma var, bir ip bağlı ve ipin ucu kendi ağzında… Kendi kendime konuşurken, internette trend olan bir görseli hatırlıyorum:
Öz denetimi amma güçlü!
Hıhlayıp bakışlarımı cam kapıların ötesine çeviriyorum. Gökyüzü öyle karanlık ki. Kasvetli ve nemli havayı yaran kocaman yağmur damlaları hışımla yere vuruyor.
S*ktir, ne çabuk yağdı böyle! Tam şu anda Tanrı'yı sorgulamak istiyorum.
Bugün işten zamanında çıkmayı zar zor başarmıştım. Bir fırtınaya yakalanacağım yetmezmiş gibi yanıma şemsiye de almamıştım!
Hala ofisteyken dışarısının kararıp kasvetlendiğini fark etmiş, fırtınanın yaklaştığını anlamıştım ama otobüs durağına yetişecek kadar vaktim var sanıyordum.
Otobüsüm kiraladığım apartman dairesinin yakınına varana kadar yağmurun durması ya da en azından çiselemeye dönmesi gerekirdi. Sonuçta yaz ayındayız, yağmur çabuk gelir çabuk gider.
Gökyüzüne orta parmağımı kaldırmaktan kendimi alamıyorum. Çaresizce başımı kapının yanındaki golden retriever'a çevirip öylesine, "Sen de mi şemsiye almadın yanına?" diyorum.
Bu sadece kendi kendime yaptığım öz eleştirel bir yorumdu ama bir an sonra şaşkına dönüyorum.
O koca golden retriever bana gözlerini deviriyor.
Bana gözlerini devirdi.
Bildiğin gözlerini.
Biliyordum işte. Bu köpekte insani bir şeyler var! Bakışlarımı başka yöne çevirip mırıldanıyorum.
Otobüs durağına kadar koşup koşmamam gerektiğini tartarak dışarıdaki fırtınayı tekrar süzüyorum.
Burnumu çekiyorum. Gripim tam geçmediği için bu isteğimi bastırmak zorunda kalıyorum.
İç çekerim, yetişkin bir adamın yanında sadece telefon, ulaşım kartı ve anahtar kartı taşıması kadar doğal ne olabilir ki?
Durup dururken kim yanında çanta taşıyıp içine şemsiye tıkıştırır?
Bu devirde yanımda bozuk para bile taşımıyorum artık.
Aman, boş ver. Ofise dönüp vakit öldüreyim en iyisi. İnternette takılır, yağmur çiseleyene kadar beklerim. İşler gerçekten umduğum gibi gitmezse ben de yemek sipariş ederim… İçimi çekip asansöre doğru ilerliyorum.
Derken, bina lobisinin bir köşesine yeni bir otomat eklendiğini fark ediyorum.
Kahve otomatiği mi? Canım aniden sıcak bir şeyler içmek istiyor.
Aklıma geleni yapıyorum. On yuanın altındaki içecekleri alabilecek finansal özgürlüğe sahip biri olarak, özgüvenle otomata doğru yürüyüp satıştakilere göz gezdiriyorum.
Mizone, Nongfu Spring, Master Kong buzlu çay ve yasemin çayı… Ha… Sergilenen içecekleri incelerken tuhaf bir şey dikkatimi çekiyor.
En üst sıradaki içeceklerin köşesine yerleştirilmiş bir kutu bu.
Bu da ne? Ekrana bakıp kayan yazıları ve görselleri okuyorum.
Çok geçmeden kutunun ne olduğunu anlıyorum.
Son zamanlarda popüler olan o gerçek hayat ganimet kutusu!
Bu devirde içeceklerde bile mi ganimet kutusu var? Gerçekten tam bir zeka vergisi… Ama kumar oynamak harika bir his… Ganimet kutusundan nelerin çıkabileceğini incelerken kendi kendime konuşuyorum.
Vay anasını, bu bayağı ilgi çekiciymiş.
Bu ganimet kutusu aslında yeni bir içecek serisiyle alakalıymış. Daha önce piyasada hiç görülmemiş, şişe tasarımı benzersiz ve isimleri de pek havalı!
Kahin, Çırak, Ozan, Savaşçı, Uykusuz—Ha, bu hoşuma gitti işte. Yasa Yapıcı, Suikastçı, Avcı da var… Ganimet kutusunun fiyatına göz atıyorum ve sadece 5 yuan olduğunu görüyorum.
Beklediğimden ucuzmuş, bu yüzden şansımı denemeye karar veriyorum.
Hayat kısa, neden denemeyeyim ki?
Sistem kölesi biri olarak günlük çalışma saatleri dokuzdan altıya, yediye, sekize, dokuza, ona kadar uzayıp gidiyor… Çalışmayı, yemeyi, uyumayı ve yolda geçen zamanı düşersen, eğlenceye kalan vakit bir hiçten ibaret.
Günün birinde robotlar bile her Allah'ın günü tekrarlanan bu monoton hayattan bıkıp usanır. Öyle sıkıcı ki.
Emlak fiyatları ise insanı daha da depresyona sokuyor. İnsanda çalışacak şevk bırakmıyorlar. Ya hayattan soğuyorsun ya da akışına bırakma moduna geçiyorsun.
Romanlar, çizgi romanlar, videolar ve oyunlar dışında ucuz eğlencelerde yeni bir heyecan bulabilmek bile büyük bir sürpriz sayılır.
Telefonumu çıkarıp karekodu taratmaya başlıyorum.
Aynı zamanda zihnimde birkaç isim mırıldanıyorum:
Kahin, Uykusuz, İzleyici, Suikastçı…
Ganimet kutusundan çıkmasını en çok umduğum içecekler bunlar.
Bunlardan biri çıktığı sürece halimden memnun olacağım.
Ödemeyi yaptıktan sonra otomat takılmış gibi görünüyor. Epey bir süre hiçbir hareket olmuyor.
Beni kazıklamaya çalıştığından şüpheleniyorum.
Şikayet etmeyi ciddi ciddi düşünürken içimden söyleniyorum, orada canlı canlı paketliyorlar sanki?
Tam o anda otomattan nihayet bir hareketlilik sesi geliyor. Ganimet kutusu itiliyor ve pat diye haznemize düşüyor.
Bir mucizeye tanıklık etme vakti! Eğilip haznenin sürgülü kapağını açıyorum ve pek de şık paketlendiği söylenemeyecek ganimet kutusunu çekip çıkarıyorum.
Kutuyu hızlıca açtığımda, etrafına yılanlar dolanmış bir şişeyle karşılaşıyorum.
Ekranda gördüklerime dayanarak bunun hangi içecek olduğunu hemen tanıyorum.
Bir Assassin’s Creed oyuncusu olarak, tam da dört gözle beklediğim sonuç bu işte:
Suikastçı!
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.