Gayriihtiyari başımı kaldırıp yan tarafa göz attım.
Gördüğüm şey beni anında biraz huzursuz etti.
Karşımdakinin göz alıcı bir güzel olmasından değil, patronumuz Huang’ın kızı olmasındandı bu huzursuzluk.
Bayan Bernie Huang!
Düzgün kaşları, kalkık burnu ve gözlerindeki mavi renkli lensleriyle tam bir yabancı güzelliğine sahipti. Kestaneye boyattığı hafif dalgalı saçları da bu havayı pekiştiriyordu.
Bana baktığını görünce gayriihtiyari selam vermek için ağzımı açtım.
Bayan Huang?
Yok, bu biraz fazla resmi kalabilirdi…
Küçük hanımım Bayan Huang?
Aşırı abartılı, sanki akılsızca bir gençlik dizisinden fırlamış gibi…
Madam Huang?
Bu da gencecik bir kıza hiç uymazdı, kesin kızardı…
Huang Öğretmen?
Kız henüz öğrenciydi…
Zihnimde bu düşünceler uçuşurken genç kız, yani Bayan Bernie Huang bana hafifçe baş salladı.
“Merhaba.”
“Merhaba,” diye karşılık verdim refleks olarak, nezaket kurallarını gözeterek.
“Babam ofiste mi?” diye sordu Bayan Huang yumuşak bir sesle.
“Ah, kusura bakmayın. İnanın bilmiyorum. Şirket dışındaki bir işten henüz yeni döndüm, daha içeriye adımımı bile atamadım,” dedim tüm dürüstlüğümle.
Bayan Huang başıyla hafifçe onayladı ve başka bir şey söylemedi. Zaten beklediğimiz asansör de ilk kata gelmişti.
Asansör yukarı doğru süzülürken ortamdaki o gergin sessizliği bozacak bir konu bulmaya çalıştım ama öyle kafama göre laf atmaya da cesaret edemedim.
Patron Huang kızının üstüne titrerdi. Yanlış bir şey söyleyip kızı kızdırırsam, akşama kovulmuş olabilirdim!
“Zhou…” Tam o sırada Bayan Huang bana döndü. Adımı hatırlamaya çalışıyormuş gibi tereddütlü bir ses tonuyla konuştu.
“Zhou Mingrui,” diyerek hemen tamamladım cümlesini.
Bayan Huang annesi adına babasını denetlemek için sık sık şirkete uğrasa da, benim gibi sıradan bir çalışanı tanıma ihtimali yok denecek kadar azdı. Soyadımı hayal meal de olsa hatırlaması bile inanılmaz bir hafızası olduğunu gösteriyordu.
“Bay Zhou, sizden bir konuda yardım isteyecektim,” dedi Bayan Huang kibarca.
“Elbette, elimden gelen bir şeyse seve seve!” diye yanıtladım hiç duraksamadan.
Bayan Huang’ı memnun edebilirsem, terfi ve maaş zammı çok da uzak sayılmazdı.
Konuşurken asansörden çıkıp şirketin koridoruna geçtik.
Bayan Bernie Huang deri çizmelerinin tıkırtıları eşliğinde yürürken, “Benim için bir dizi belgeyi tercüme etmenizi istiyorum,” dedi.
“Tercüme mi… Hangi dilde acaba?” diye sordum alelacele.
“El yazısı,” diye kestirip attı Bayan Huang.
El yazısı mı… Onu daha önce hiç öğrenmemiştim ki… Tam bunu söyleyecekken Bayan Huang aniden adımlarını hızlandırdı.
Patron Huang’ın odasının önüne gelmiştik bile.
Genç kız babasının karizmasını falan hiç umursamıyordu. Kapıda bekleyen kadın sekreterin yanından süzülüp geçti, elini uzattığı gibi kapıyı hafifçe iterek içeri girdi.
İnşallah Patron Huang sabahın köründe çapkınlık yapmıyordur… Patronun aile içi meselelerine bulaşmamak adına çaktırmadan bir adım geri çekilip içimden dua ettim.
Tabii o kadar da tedirgin değildim aslında. Sonuçta Patron Huang ununu elemiş eleğini asmış bir adamdı. Ofiste uygunsuz bir iş karıştıracak olsa kapıyı içeriden mutlaka kilitlerdi.
Nitekim içeride kimsecikler yoktu.
Kadın sekreter panikle ayağa kalkarak Bayan Huang’a, “Patron Huang toplantıda,” dedi.
“Onu içeride bekleyeceğim.” Bayan Huang başıyla onaylayıp odaya girdi.
Bir adım attıktan sonra başını çevirip bana baktı. “Bay Zhou, lütfen içeri gelin.”
“Peki.” Yaklaşıp hızlıca ekledim, “El yazısı konusunda pek bir bilgim yoktur yalnız.”
“Önce bir bakın.” Bayan Huang kapının eşiğinde durup konuştu.
İçeri girdiğimde kapıyı arkamızdan rahat bir tavırla kapattı.
Ardından çapraz astığı çantasını kurcalayıp içinden bir tomar kağıt çıkardı.
“Okuyabiliyor musunuz bir bakın. Mümkünse bana okuyun.”
“Tamamdır.” Kağıtları elinden aldım.
Öyle üstünkörü bir bakış atmamla bütün vücudumun buz kesmesi bir oldu.
Yanılmıyorsam, kağıttaki o süslü el yazısı bizzat Patron Huang’a aitti!
Daha önce belgelerin üzerine koyduğu şerhleri birkaç kez görmüştüm!
Bu… Bu Patron Huang’ın günlüğü müydü yoksa? Kahretsin, sakın bana yasadışı ilişkilerini tek tek yazdığını söylemeyin! Hangi namuslu insan günlük tutar ki zaten! Alnımdan soğuk terler boşanmaya başladı.
Okusam, Patron Huang’a ayıp edip kellemi koltuğa alacaktım.
Okumasam, Bayan Huang’ı karşıma alacaktım.
İki arada bir derede kalmak ne demekmiş, işte tam olarak bu demekti!
Bir dakika, ben el yazısı bilmiyordum ki! Hahaha, okuyamıyorum işte! Patron Huang’ın ne yazdığını az çok sökebilsem de, ben aslında hiç el yazısı bilmiyordum ki! Anında ağzımı açtım.
“B-Bayan Huang, ben bunu okuyamam…”
Sözümü bitiremeden ofisin kapısı pat diye açıldı.
Küt!
Patron Huang nefes nefese içeri daldı, büyümüş gözleriyle ikimizi süzdü.
Bakışlarını aramızdaki mesafeden çekip gülümsedi.
“Bebe, neden haber vermedin geleceğini? Aşağı inip seni alırdım.”
“Resmi olarak reşitim artık.” Bayan Huang göz ucuyla bana baktı. “Sadece Bay Zhou’dan bir konuda yardım rica ediyordum.”
Ne demek istediğini anında kavradım. Çaktırmadan kağıtları arkama sakladım.
“Ona Zhou Amca diyeceksin!” dedi Patron Huang bastıra bastıra ve gülümseyerek. Sonra kafasını bana çevirdi. “Çıkabilirsin. Bir şey olursa çağırırım.”
“Tamamdır.” Bu fırsatı ganimet bilip odadan tüydüm, masama dönüp belgeleri sakladım.
Daha bilgisayarı bile açamadan Rozanne üzerime doğru eğildi ve kısık sesle, “Ayvayı yedin,” dedi.
“Ha?” Öylece kalakaldım.
“Patron Huang’ın kızına olan takıntısını bilmiyor musun? Başka erkeklerin kızının etrafında dolanmasından nefret eder. Bayan Huang’ın daha önceki gelişlerinde ona yardım etmeye kalkan adamların hepsi ya ‘kendi isteğiyle’ istifa etti ya da ücra bir şehirdeki bölge temsilciliğine sürüldü,” dedi Rozanne hafifçe kıkırdayarak.
“…Yok artık. Ben sadece yanındaydım. O da Patron Huang’ın gözüne girmek içindi zaten.” Bunu duyunca dişlerimi sıktım.
“Cık cık, Patron Huang’ın nasıl bir adam olduğunu bilmiyor musun sanki? Onun gözünde bütün erkekler kendisi gibi. Parası olan kesin zamparalık yapar, gördüğü her kadına aşık olur—yok, her kadınla yatıp kalkar. Parası olmayan da gider zengin ve güzel kızı tavlar, şirketin başına geçer, hayatının zirvesine oynar. Yani sizin gibi adamların gözünde Bayan Huang bulunmaz bir nimettir,” dedi Rozanne yarı şaka yarı ciddi.
“Ama… Ama Bayan Huang kendisi benden yardım istedi. Ben hiç öyle bir niyet taşımıyordum ki!” Kendimi acayip haksızlığa uğramış hissettim.
“Gerçekten hiç niyetin yok muydu yani?” diye sordu Rozanne öylesine.
“Tabii ki yoktu.” Parmağımı kaldırıp yemin eder gibi konuştum. “Bir düşünsene. Bir kadınla ilişki yürütmek gün içinde en az iki üç saatini alır, değil mi? İki kadın olsa dört beş saat demek. Her gece yedi saat uyku, öğlen bir saat şekerleme, dokuz saat mesai, üç öğün yemek de bir saat etse… Etti mi sana 18 saat! Geriye sadece altı saat kalıyor. Ben bir de iki kadını idare etmeye kalksam oyun oynamaya, video izlemeye, roman okumaya vaktim kalmaz! Ne gerek var o kadar yorulmaya, ne kadar sıkıcı!”
“Mantıklı aslında…” Rozanne yavaşça başını salladı, sonra gülerek ekledi, “Senin şu an acilen bir zaman yönetimi kitabına ihtiyacın var.”
Cevap vermeme fırsat kalmadan devam etti, “İyi de Patron Huang aynı anda o kadar kadını nasıl idare ediyor peki?”
“O farklı. Tek bir kadın için iki üç günde bir, sadece bir saatini ayırsa yetiyordur ona,” dedim derin derin düşünerek.
Rozanne onaylarcasına bir ses çıkardı.
“Doğru ya. Patron Huang bizden farklı tabii. Adam hem yakışıklı hem zengin…”
“İç çeker.” Rozanne ile aynı anda iç çektik.
Dedikodu yapmaya bayılan Rozanne aniden geriye doğru çekildi.
“İhtiyar Ai geliyor, ben masama kaçar.”
Rozanne tam giderken, Patron Huang’ın sağ kolu, genel müdürlük direktörü İhtiyar Ai belirdi ve önümde durdu.
Adam bayağı yaşlanmıştı. Saçları bembeyazdı, yüzü de sapsarıydı.
Hemen ayağa kalktım. İhtiyar Ai bana dönüp, “Bugün masraf olarak bildireceğin ne varsa muhasebeye ilet. Bay Zaratulstra’yı karşılamana gerek kalmadı artık,” dedi.
…Olamaz… Beni şimdiden kovuyorlar mı yani? Bir aylık tazminatımı alıp gidecek miyim şimdi? Bir an neye uğradığımı şaşırdım.
İhtiyar Ai bana bir dosya uzatarak konuşmasını sürdürdü:
“Bu projede yer alan ekiple irtibata geç. Şirketin emniyetle birlikte yürüttüğü bir proje bu.”
Vay be… Olaylar o kadar hızlı gelişmişti ki ne diyeceğimi bilemedim.
Yarın Rosago ile aynı arabaya binmek zorunda kalmayacağımı anlayınca, nedense içimi garip bir rahatlama kapladı. Belki de bu yaşananlar o kadar da kötü olmamıştı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.