Gece saat on. Kılıçbalığı Barı.
Bütün bir öğleden sonra beklemesine rağmen ödülünü alamayan Klein, bilerek dışarı çıkmıştı. Oz Kent ile görüşüp işlemlerin başladığı haberini almıştı almasına ama parayı ancak yarın sabah çekebilecekti.
Kılık değiştirip Kılıçbalığı Barı ndaki maceracılar arasında dönen özel bir takasa katılmış olsa da ne Çevik Kukla Ustası iksirinin ana malzemelerini ne de mistik bir eşya bulabilmişti.
Görünüşünü eski haline getirdikten sonra şapkasını önüne doğru eğdi ve kalabalığın arasından sıyrılmaya çalıştı. Günün en gürültülü, en hareketli saatlerini yaşayan barı arkasında bıraktı.
Tam o sırada, barda gözler yüzüne çevrildi. Ona bakanların çoğu önce kısa bir şaşkınlık yaşadı, ardından bir şey hatırlamış gibi iki saniye boyunca donakaldı.
Derken, sanki çekilen bir dalga gibi bakışlarını aniden kaçırıp ondan alabildiğine uzaklaştılar.
Gazetelerden ve kulaktan kulağa yayılan fısıltılardan Gehrman Sparrow un eşkalini de gücünü de çoktan öğrenmişlerdi. Maceracıların, korsanların ve çete üyelerinin toplandığı yerlerde onunla ilgili ayrıntılar dalga dalga yayılıyordu. Çoğu kişi durumun vahametini kavramıştı; Gehrman Sparrow un, Dilbaz Mithor King i görür görmez hiç tereddüt etmeden toplu tabancasını çekecek kadar gözü kara ve çılgın biri olduğunu biliyorlardı. Bu yüzden herkes aklını başına devşirmiş, bu tehlikeli adamdan uzak durmayı seçmişti.
Bar tezgahının önünde içkisini yudumlayan tüccar Ralph, ortamdaki bu ani dalgalanmayı fark etti. Gayriihtiyari gövdesini yarım dönüp o tarafa baktı.
Çok geçmeden, ince yüzlü, keskin hatlı, sessiz bir beyefendi çarptı gözüne. Gazete haberlerinde çıkan o tasvir zihninde canlanıverdi; Dilbaz ı avlayan Gehrman Sparrow!
Ardından Ralph, akşamüstü Direniş lideri Kalat ile yaptığı konuşmayı anımsadı. Karşısındaki bu çılgın maceracının Deniz Tanrısı na karşı bir düşmanlık beslemediğini kesinleştirmiş, hatta Direniş ile Koramiral Buzdağı arasındaki gizli ticarete tanıklık ettiğini doğrulamıştı.
Belki de onu Deniz Tanrısı nın bir inananı haline getirebilirim... İleride takımadalarla ilgilenmese bile, bazı hususlarda bize yardımı dokunabilir... Ralph ellerini birleştirip sanki bir deniz kabuğuna üflüyormuş gibi ağzına götürdü. Bu, Deniz Tanrısı Kalvetua ya dua ederken yapılan ritüellerden biriydi.
Sonra elindeki birayla aniden ayaklandı ve Gehrman Sparrow a doğru ilerledi.
O sırada Klein da Ralph in kendisine doğru geldiğini görmüş ve onu hemen tanımıştı.
Bu adam, yirmi bin altın sterlinlik servetinin üçte birini Deniz Tanrısı na sunmaya hazır, son derece dindar bir inanandı!
Onu bir çocuk hayır vakfı kurmaya ikna ettiği eski korsan, şimdiki tüccardı!
Vakıfla ilgili gelen haberler ve adamın dur durak bilmeyen içten duaları sayesinde, Ralph i her yönüyle tanıyordu artık. Bu yüzden, adamın Gehrman Sparrow a yaklaşmaya çalışmasına bir anlam veremedi, şaşırdı.
Bana vereceği bir iş mi var? Direniş in şu ya da bu sebeple kendi başına halledemediği bir mesele mi? Klein adımlarını yavaşlatırken gözlerini Ralph e dikti.
"Bay Gehrman Sparrow?" Ralph elindeki bira bardağını kaldırdı.
Klein başıyla hafifçe onayladı ve büründüğü karakteri bozmadan soğuk bir sesle, "Sizi tanımıyorum," dedi.
"Haha, maceracılar arasında tanışmak her zaman çok kolaydır. Bazen bir bardak bira bile yeter." Ralph bar tezgahını işaret etti. "Bir şeyler içmek ister misiniz?"
"Pekala," dedi Klein, içindeki derin şüpheye rağmen kestirip atarak.
Barın kuytu bir köşesine geçip oturdular. Klein kendine bir bardak Southville birası söyledi. İçkisinden bir yudum alırken, tek kelime etmeden gözlerini Ralph e dikti.
Korsan amiralleriyle aşık atabilecek düzeydeki güçlü birinin sessizce ve dik dik bakması, katlanılması kolay bir deneyim değildi. Ralph gerilen sinirlerini gizlemek için birasından büyük bir yudum aldı ve güldü.
"Sizin hakkınızda çok şey duydum. Bugün yaptıklarınızdan önce de sömürge topraklarının yerlilerine karşı hiçbir ayrımcılık yapmayan gerçek bir beyefendi olduğunuzu biliyordum."
Klein ın zihninden onlarca yanıt seçeneği geçti, sonunda karakterinin o mesafeli tavrına en uygun olan birkaç kelimeyi seçti.
"Lafı uzatmayın."
Sessizlik
Ralph az kalsın boğuluyordu, boğazını temizleyip kendini topladı.
"Sizi tanrımızla, takımadaların kurtarıcısıyla, denizin kutsanmışı Kalvetua ile tanıştırma şerefine nail olabilir miyim?
Bilirsiniz, deniz uçsuz bucaksızdır. Fırtınalar dehşet vericidir. Dört Kral bile olsanız, denizdeki onca zorluğun üstesinden gelip hayatta kalacağınızın garantisi yoktur. Bize bir tanrı gerek; dualarımıza karşılık verecek, denize ve fırtınaya hükmedecek bir tanrı."
Beni bana tanıtıyor, bir de üstüne kendime inanmamı bekliyor... Klein yüzünün seğirmesine engel olmak için büyük bir çaba sarf etti, ardından konuyu değiştirmek için sordu: "Bunun yerine, elinizde güçlü bir saldırı yeteneğine sahip mistik eşya olup olmadığıyla daha çok ilgileniyorum."
Ralph samimi bir gülümsemeyle karşılık verdi.
"Şu an elimizde hiç yok.
Ancak Deniz Tanrısı na canıgönülden inanırsanız, günün birinde size böyle bir eşya bahşedilebilir."
Elimde yokmuş... Benim adıma millete söz verip durma bari! Klein içten içe bu duruma hem çok gülmüş hem de bunu son derece komik bulmuştu.
Bu sohbetin artık bir yere varmayacağını hissederek Southville birasının kalanını tek dikişte bitirdi ve ayaklandı. "Bunu düşüneceğim."
Tam gitmek üzereydi ki barmen yanlarına gelip zoraki bir gülümsemeyle araya girdi.
"Bay Gehrman Sparrow, birisi size bir görev iletmemi istedi."
"Nedir?" Klein göz ucuyla Ralph e baktı.
Nerede durması gerektiğini bilen Ralph, birasını alıp masadan hemen uzaklaştı.
Bugün elde ettiği sonuçtan zaten oldukça memnundu. Amacı bu çılgın maceracıyı tek seferde Deniz Tanrısı inananı yapmak değildi; yalnızca zihnine bu fikri sokmak ve onu bunun getirileri ile götürüleri üzerine düşündürmekti.
Köşedeki sessizlik yeniden sağlandığında barmen gülümseyerek fısıldadı: "Sizi tanıyan bir eczacı olduğunu söyledi. Size iletmek istediği bir görev varmış. Eğer ilgilenirseniz burada beklemenizi rica etti. Kendisine önceden belirlediğimiz bir yöntemle haber uçuracağız."
Tanıdığım bir eczacı mı? Tombul Darkwill mi yoksa? Hani şu tombul bir baykuş besleyen Darkwill? Bana nasıl bir görev verebilir ki? Ustası Roy King i kurtarmak falan mı? Asla yapacağım bir iş değil. Riski çok ama çok yüksek... Kafasında düşünceler hızla dönerken, Klein önce görevin ne olduğunu öğrenmeye karar verdi.
"Tamam."
Saat neredeyse on bire gelirken Klein, Kılıçbalığı Barı nın üç numaralı bilardo salonunda endişe içinde bekleyen Darkwill ile karşılaştı.
Darkwill bu kez yerliler gibi giyinmiş, dikkat çekici bir büyücü hekimi cübbesi kuşanmıştı. Üzerinde yerel bir gömlek, bol şalvar pantolon ve kahverengi bir ceket vardı. O yuvarlak suratlı baykuşu ise sağ omzuna tünemiş, delici gözleriyle maceracıyı süzüyordu.
Tıpkı Bayan Adalet in Tarot Kulübü nün diğer üyelerini süzmesine benziyor... Bu baykuş sahiden de sıra dışı yetenekleri olan bir yaratık olabilir. Bir Seyirci mi acaba? Klein içinden bir tahminde bulundu, yüzündeki o ifadesiz maskeyi bozmadan tok bir sesle sordu: "Bana vereceğiniz görev nedir?"
"Mesele şu." Tombul eczacı sol elini cebinde tutuyor, yüzük kutusunu sıkıca kavrıyordu. "Başka bir adaya yolculuk yapacağım. Muhtemelen üç gün sürecek. Bazı gelişmeler yüzünden başım belaya girebilir. Tabii hiçbir şey olmama ihtimali de var. Kısacası bana bir koruma lazım ve bence bu iş için en uygun kişi sizsiniz."
Söyleme tarzına bakılırsa beni o kadar da önemsemiyorsun, sadece tanıdığın pek kimse yok... Ustanı kurtarmaktan vazgeçip Bayam dan ayrılmayı ve kendine yardımcılar bulmayı mı seçtin? Yoksa o zaten kurtuldu da tehlike ordunun peşinizde olmasından mı kaynaklanıyor? Klein işin arkasındaki gerçeği çözmeye çalışırken sakince sordu: "Tehlikenin boyutu ne?"
Darkwill in dudakları titredi. "Emin olamıyorum. E-eğer tehlike sizin baş edebileceğiniz boyutu aşarsa beni doğrudan karşı tarafa teslim edebilirsiniz. Bu konuda şimdiden anlaşabiliriz. Bu durum sizin namınıza da leke sürmez."
Sırf çenesi düşük, patavatsız biri olduğunu bilmeseydim, beni kışkırtmaya çalıştığını sanabilirdim... Klein düşündükten sonra sordu: "Karşılığında bana ne vereceksiniz?"
Darkwill aslında çok önceden kafasında belirlediği cevabı hemen vermek istedi ama bir an duraksadı. Bu iş gerçekten de çok tehlikeliydi. Yeterince büyük bir koz öne sürmezse Gehrman Sparrow u ikna edemezdi. Konsey üyesinin ortaya çıkmasından, işler tamamen çığırından çıkmadan önce korumasının pes edip onu bırakmasından korkuyordu. Güçlü birini kiralamak istemesinin yegane sebebi de buydu zaten.
Klein ona şöyle bir bakıp soğukça konuştu: "Bunu biraz düşünün.
Lavaboya gidiyorum. Döndüğümde kararınızı söylersiniz."
Bunu söyledikten sonra arkasını dönüp kapıya yöneldi. Kolu indirip dışarı çıktı.
Tavırları, işinin ehli, soğukkanlı bir maceracıya ve ödül avcısına yakışır nitelikteydi; fakat asıl amacı tombul eczacıya düşünme süresi tanımak değildi. Sadece lavaboya gitme bahanesiyle gri sisin üzerinde kehanette bulunmak için bir fırsat yaratıyordu.
Görevi kabul edip etmeyeceğini belirleyecek asıl unsur buydu!
Bilardo salonundan çıkıp lavabonun önüne geldi. Sıraya girdi ve nihayet boş bir kabine geçebildi.
İçeri girdiğinde, kabinin pisliği ve etrafa yayılan o iğrenç koku yüzünden yüzünü buruşturdu. Neredeyse arkasını dönüp gidecekti.
Tiksinmesine engel olmaya çalışarak sifonu çekti. Kehanet yapacağı yerin bu kadar berbat bir ortam olmasına içten içe hayıflanarak, saatin tersi yönünde dört küçük adım attı ve ritüeli başlattı.
Bilardo salonunda ise Darkwill, Gehrman Sparrow un tamamen gözden kaybolduğunu görünce hemen kapıyı kapatmaya gitti. Omzundaki baykuşa dönüp fısıldadı: "Bana ihanet eder mi dersin?"
"Hayır," diye mırıldandı baykuş. "Ayrıca bana soru sorarken daha kibar ol. Bana Bay Harry de."
Darkwill in etli yanakları titredi.
"Bay Harry, sizce nasıl bir ödemeyi kabul eder?"
"Onun içini okuyamıyorum. Duygularını gizlemekte çok başarılı," dedi baykuş dürüstçe.
Lanet olası Bay Harry. Yok, lanet olası aptal kuş! Darkwill, elindeki kozları düşünüp bir aşağı bir yukarı yürürken içinden küfürler yağdırıyordu.
Bir süre sonra Klein üçüncü bilardo salonuna geri döndü ve sordu: İyice düşündün mü?
Gri sisin üzerinde yaptığı kehanetle bu görevin tehlike derecesinin kabul edilebilir olduğunu zaten görmüştü. Üstelik tam da şu sıralar bir süreliğine Bayam’dan ayrılmayı planlıyordu.
Darkwill, pek de kendine güvenmeyen bir ses tonuyla, Üç gün için sekiz yüz pound, dedi. Bir de dostluğumuz. Kastettiğim, hocamın ve arkadaşlarının dostluğu.
Klein birkaç saniye sessiz kaldıktan sonra şartını sundu: Üç gün için bin pound. Ayrıca teşkilatınız, güçlü saldırı yeteneklerine sahip mistik bir eşya bulmam konusunda bana yardım edecek. Makul bir fiyat üzerinden ödemeyi nakit yapacağım.
Bin pound mu? Bende o kadar para ne arar... Darkwill bir an tereddüt ettikten sonra konuştu: Üç yüz pound ön ödeme yaparım. Kalanını varacağımız yerde, aradığım kişi öder.
Kalan miktarı hocasının hocasına kitlemeyi planlıyordu.
Klein hafifçe başını salladı. Anlaştık.
Darkwill’in yüzü rahatlamayla gevşedi. Ardından yanaklarını şişirip gülümseyerek sordu: Korumanın şu andan itibaren başladığına inanabilir miyim?
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.