Ödül... Danitz’in yanağındaki kaslar seğirdi; yanan adam değilmiş ya da bu durum zerre umurunda değilmiş gibi yapıp zoraki bir gülümsemeyle karşılık verdi.
Elland odadan çıkar çıkmaz hışımla Gehrman Sparrow’a döndü. “Bence hemen başka bir hana geçmeliyiz. Hatta en iyisi Bayam’dan bir an önce tüyelim!”
Eğer başıma konan ödül gerçekten beş bin poundu aştıysa, hiçbir yerde güvende değilim demektir! Benim seviyemdeki korsanlar ve maceracılar kan kokusu almış köpekbalıkları gibi üzerime çullanacaklar. Hem kendilerini kanıtlayabilecekleri hem de ceplerini doldurabilecekleri, kolayca işini bitirecekleri bir av her zaman rağbet görür. Resmen ayaklı hazineyim! Danitz içindeki feryatları bastırmak için kendini zor tutuyordu.
Klein ne onayladı ne de itiraz etti; yüzüne yavaşça bir gülümseme yayıldı.
“Ödülün çok yüksek olmasından mı endişeleniyorsun?”
Danitz, bu kaçık Gehrman Sparrow’un sonunda mantıklı bir laf ettiğini düşünerek ağır ağır başını salladı.
“Saklanmak dışında başka çözümler de var,” diyen Klein, paltosunun asılı olduğu askılığa doğru ilerledi.
“Neymiş onlar?” diye sordu Danitz gayriihtiyari.
Klein yarım silindir şapkasını alıp başına geçirdi.
“Seviye atla.”
Gücün, başına konan ödüle denk olsun... Paltosunu giyip kapı kolunu çevirdi ve odadan çıktı.
Seviye 6’ya mı çıkayım? Komplocu mu olayım yani? Danitz iki saniye öylece kalakaldı, sonra yüzünü ekşitip surat astı.
Seviye 9 Avcı ve Seviye 8 Provokatör iksirlerini içtiğinde pek bir sorun yaşamamıştı. Hatta o zamanlar efsanevi hazineler bulmayı, orta veya yüksek seviye formüllerle gerekli malzemeleri ele geçirip bir yarı tanrıya dönüşmeyi, denizin yeni kralı olmayı düşlüyordu. Ancak Kundakçı iksirinin yaşattığı o tarif edilemez acı ve rahatsızlık, içine derin bir korku salmıştı. Kaptanının talimatlarına harfiyen uyup rakiplerini sürekli kışkırtmasına rağmen neredeyse kontrolü kaybedeceğine hâlâ inanamıyordu.
Bu durum Danitz’i, acaba sadece parayı vurup Intis’e zengin bir adam olarak dönse mi diye kara kara düşündürmeye itmişti.
Birkaç dakika boyunca olduğu yerde huzursuzca dikildi. Sonunda aklına bir soru takıldı.
İksiri içip ilerlemek istesem bile bu kısa sürede olacak iş değil. Önce formülü bulup malzemeleri toplamam lazım. Hiç de kolay değil, üstelik yeni ödül listesi yarın, hatta bugün bile yayınlanabilir!
Bu yüzden, ne olursa olsun hanı değiştirmeli ve Bayam’dan hemen gitmeliyim!
Alger, Ralph Ticaret Şirketi’nden ayrıldıktan sonra durumu kolaçan etmek için birkaç yere uğradı. Öğle vaktine yaklaştığında Fırtına Kilisesi’nden yeni bir rapor aldı.
“Katedralin kapısına ilanları asan kişinin Yanan Danitz olduğu kesinleşti.
Nerede olduğunu takip edin.”
Yanan Danitz... Alger elindeki kağıt parçasını evirip çevirirken ismi içinden tekrar etti. Dudaklarının kenarı kıvrıldı, artık zihninde en ufak bir şüphe bile kalmamıştı.
İçinde büyük bir rahatlık ve güvenle, malzeme avı için denize açılmaya hazırdı.
Çünkü görevi denizdeydi ve Sayın Budala artık yeni bir kimliğe sahipti: "Deniz Tanrısı!"
Sabahın o soluk mavi yıldızını kaçıran Danitz, Gehrman Sparrow dışarıdayken Ruh Çağırma Ritüeli’ni denemek için öğleden sonra dördü bekledi.
Bilgi ve Bilgelik Tanrısı’nın kutsal amblemini, yani açık bir kitabın üzerindeki her şeyi gören gözü, alışkın olduğu üzere çizdi ve sunağı kurdu.
Ruhaniyet duvarının içinde bir mum yakıp lavanta ve nane özütünü aldı, yanan alevin üzerine birkaç damla damlattı.
Odayı ferahlatıcı bir koku sardı. Danitz birkaç şifalı ot tozunu daha yakıp dumanını tütsüledi.
Hazırlıklarını tamamlayınca bir adım geri çekildi ve antik Hermes dilinde mırıldanmaya başladı: “Bilginin gücü için dua ediyorum;
Sağduyunun gücü için dua ediyorum;
Bilgelik Tanrısı’nın lütfu için dua ediyorum;
Bilginin peşindeki öğretmen, ruh dünyası yaratıklarının araştırmacısı, Lenburglu, denizlerin Buzdağı Koramiral’i Edwina Edwards’ın ruhuyla iletişim kurmama izin vermen için dua ediyorum.”
Vuv!
Büyü sözleri yankılanırken sunağın çevresi aniden buz kesti. Üç mum dışındaki her şey; pirinç hançer, tuz tabağı, özüt şişesi, dolma kalem ve kağıt havada asılı kaldı.
Danitz heyecanla bekliyordu, bir sonraki an ne olacağını kestiremiyordu.
Yaklaşık yirmi saniye sonra üç mumun alevi titremeye başladı ve renkleri soluk yeşile döndü!
Danitz’in vücudu bir anda kaskatı kesildi. İliklerine kadar işleyen, karşı konulamaz bir soğuğun bedenini istila ettiğini hissetti.
Ayaklarının kendi iradesi dışında hareket ettiğini, bir adım öne çıktığını gördü.
Sol elinin yükselip siyah dolma kalemi ve bir kağıt parçasını kavradığını fark etti.
Sol elindeki kalemle kağıdın üzerine eğilip hızla bir şeyler yazışını izledi: “Bir şey mi oldu?”
Yazı son derece zarif ve sanatsaldı; Danitz’in kaba saba el yazısıyla uzaktan yakından alakası yoktu.
Danitz ancak o zaman başını ve boğazını kontrol edebildiğini anladı.
“Kaptan, Deniz Tanrısı Kalvetua öldü!” diye fısıldadı. Sesi, ağır bir gribe yakalanmış gibi pürüzlü ve boğuk çıkmıştı.
“Detayları anlat,” diye yazdı sağ eli, pürüzsüzce.
Danitz’in beklediği fırsat ayağına gelmişti. Gehrman Sparrow’un bir maceracının son isteğini yerine getirmek için Symeem Adası’na gidişini, deniz tanrısının lanetine uğramış olma ihtimalini ve kapıyı kapatıp bu sorunu nasıl tereyağından kıl çeker gibi hallettiğini bir çırpıda anlattı. Kaçığın antik elv harabelerini bir deniz tanrısı harabesi sanması gibi ayrıntıları da eklemeyi unutmadı.
Lafın sonuna doğru kendi yorumunu da araya sıkıştırdı.
“Kan Amiral’in uzun bir süre Bayam’a uğrayacağını sanmıyorum. Çoğu ünlü korsan da öyle.
Bu olayın soğuması en az yarım yılı bulur.
Kaptan, Gehrman Sparrow ile olan av planınız bir süreliğine rafa kalkabilir. Şey... Ben artık Altın Rüya’ya dönmek istiyorum.”
Sol eli birkaç saniye havada asılı kaldı, sonra yazdı: “Gehrman Sparrow’u takip etmeye devam et ve onunla aramdaki irtibat noktası ol.”
“Kaptan, o-ona Ruh Çağırma Ritüeli’ni öğretebilirsiniz!” diye bağırdı Danitz boğuk bir sesle.
Sol eli yanıtladı: “Bu ancak beş yüz deniz mili mesafede yapılabilir ve ritüeli gerçekleştiren kişi için oldukça risklidir. Üstelik çeşitli adalardaki irtibat noktalarımız sana emanet. Bunlar dışarıdan birine anlatılabilecek şeyler değil.”
Doğru ya... Gehrman Sparrow alt tarafı bir yabancı... Ama Kaptan, gerçekten Altın Rüya’ya dönmek istiyorum! Danitz kafasını çalıştırdı ve “Belki onu gemiye konuk olarak davet edebiliriz. Hayır, bu...”
Birden Danitz’in aklına bir fikir geldi.
“Kaptan, onun bir habercisi var! Bir habercisi var!
Mektup taşımak için ruh dünyasını kullanan bir haberci!”
Bu kısıtlamasız bir iletişim yolu olmalı, hem daha gizli ve güvenli! Artık aracı olmama gerek kalmayacak! Danitz tarif edilemez bir sevinç içindeydi.
Sol eli birkaç saniye boşlukta bekledikten sonra yazdı: “Eğer öyleyse, sorun yok.
Yeni yıl tatili bitmek üzere, artık gemiye dönme vaktin geldi. Dil konusunda biraz yeteneğin var ama diğer konularda hâlâ eksiklerin çok. Daha fazla derse girmeli ve çok çalışmalısın.”
Danitz ağzını açtı ama tek kelime edemedi.
Birden Altın Rüya’ya dönmenin o kadar da heyecan verici olmadığını hissetti.
Akşam olduğunda Klein, Mavi Rüzgâr Hanı’na döndü.
Bütün gün uğraşmasına rağmen "rol yapmak" için uygun bir hedef bulamamıştı. Son baskınlar yüzünden aranan birçok korsan ve maceracı yakalanmıştı. Geriye kalanlar ise dışarı çıkmaya cesaret edemeden köşe bucak saklanıyordu. Barlar, kumarhaneler, genelevler... Her yer sinek avlıyordu, müşteri namına kimse yoktu.
“Durum böyle işte.” Danitz yanına gelip boğazını temizledi ve yapmacık bir şekilde kıkırdadı. “Ruh Çağırma Ritüeli’ni ilk kez kullanacaktım, pek güvenemiyordum. Önceden bir deneme yaptım ve haha, başarılı oldu. Kaptan’la görüştüm; kendisi Kan Amiral’i avlamak için yakın zamanda bir fırsat doğmayacağını düşünüyor. Beni Altın Rüya’ya geri çağırmayı planlıyor. İletişim meselesine gelince, senin bir habercin yok mu zaten? Kaptan’a mektup göndermek için onu kullanabilirsin.”
Haberciyi bana o büyük şahsiyet verdi, benim malım sayılmaz... Dahası, haberci sadece sahibi ile mühür sahibi arasında gidip gelir, başkasını karıştırmaz. Gerçi ritüeli yapanla sahibi arasında da olabilir... Bu bana kendi habercimi edinmem gerektiğini hatırlattı, yoksa pek çok iş aksayacak. Bunun çözümü de belli; bu işlerin uzmanı olan Sayın Azik’e yazmalıyım... Klein sakince bir sandalye çekip oturdu. Öne doğru eğildi ve alçak sesle konuştu: “Kaptanına söyle, Kan Amiral’i bulmanın bir yolunu biliyorum.”
“Ha?” Danitz afallamıştı, böyle bir cevap beklemiyordu.
Sonra Gehrman Sparrow’un dudaklarının kenarının yavaşça yukarı kıvrıldığını gördü. Adam sözünü tekrarladı: “Kaptanına söyle.”
“...”
Danitz ürperdi. Soru sormaya cesaret edemeyerek zoraki bir gülümseme yerleştirdi yüzüne.
“O zaman bir sonraki mavi yıldızı beklememiz gerekecek; o da bu gece on bir ile gece yarısı arasında.”
“Çok güzel,” diyerek övdü Klein onu, gülümseyerek.
Ancak Danitz hiç de mutlu değildi.
Klein ağır adımlarla ayağa kalktı, akşam yemeğinde yediği o özel yemeği anımsayarak yatak odasına yöneldi.
Yemeğin adı Teativa’ydı, Loen diline "meyve içindeki et" olarak çevrilebilirdi. Aşçı, bölgeye özgü devasa bir meyve olan Teana’yı almış, içini boşaltıp sadece sert kabuğunu bırakmıştı. Ardından içini ezilmiş koyun eti ve balıkla doldurmuş, deniz tuzu ve çeşitli baharatlar ekleyip ateşin üzerinde defalarca közlemişti. Et taze ve mis kokuluydu; meyvenin tatlı ve hafif ekşi aromasıyla mükemmel bir uyum yakalamıştı.
Kapıyı arkasından kapatan Klein, önce Bay Azik’e daha önceki rehberliği için teşekkür ettiği bir mektup yazdı; ardından kendi habercisine nasıl sahip olabileceğini tekrar sordu.
Mektubu katladıktan sonra bakır düdüğünü çıkarıp haberciyi çağırdı.
Haberci orada fazla oyalanmadı, mektubu alır almaz parçalara ayrılarak gözden kayboldu.
Oh be... Klein bir an dinlendi. İnançlıların dualarının kendisine faydalı bir bilgi getirip getirmeyeceğini, mesela kimin kılığına bürünebileceğini anlamak için gri sisin üzerindeki o gizemli alana girmeye hazırlandı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.