Altın Rüyalar, güneş ışığı altında gezici bir hazine sandığı gibi sarı pırıltılar saçıyordu.
Danitz kaptan köşkünde dikilmiş, bir ileri bir geri yürüyüp duruyordu. Bir ipucu bulma umuduyla son birkaç günde yaşanan her şeyi zihninde defalarca baştan sardı.
Üç gün önce Kaptan Buzdağı Edwina, on ila yirmi saat sürebilecek bir araştırmaya gömüleceğini söylemişti. Bu yüzden o süre zarfındaki tüm dersler iptal edilmişti. Danitz ve mürettebatı bunu hiç yadırgamamıştı, ne de olsa sıkça yaşanan bir durumdu.
Derslerin iptal edilmesine öyle sevinmişlerdi ki gemide içip şarkılar söylemiş, büyük bir ateş yakıp kutlama yapmışlardı. Altın Rüyalar’ı yakmalarına ramak kalmıştı ama harika vakit geçirmişlerdi.
Ne var ki zaman geçtikçe, Danitz gibi kafası biraz geç çalışan biri bile ortalıkta bir gariplik olduğunu sezmeye başladı. Araştırmasını yirmi dört saat içinde bitirmesi gereken kaptan, ertesi gün de ortaya çıkmamıştı. Hatta su niyetine içtiği hafif biradan ya da yiyeceğinden bile sipariş etmemişti!
Yarım gün daha sabırla bekledikten sonra denizciler cesaretlerini toplayıp kaptanın kapısını çaldı. Fakat kapının arkasında derin bir sessizlik vardı.
İkinci Kaptan Bru Walls’un önderliğinde kapıyı kırıp içeri girdiklerinde kaptan köşkü bomboştu.
Koleksiyon odasına ve geminin diğer köşelerine baktılar ama izine rastlayamadılar.
Geçmiş tecrübelerine dayanarak, kaptanlarının aklına aniden bir şey geldiğini ve arkasında tek bir not bile bırakmadan, mistik bir teknikle ya da başka bir Beyonder gücünü taklit ederek Altın Rüyalar’dan alelacele ayrıldığını düşündüler.
Ardından Danitz ve arkadaşları Ruh İndirme Ritüeli gibi yöntemlerle onunla iletişim kurmaya çalıştı fakat hiçbir yanıt alamadılar. Ellerinden gelen tek şey, kendilerini sabırla beklemeye ikna ederken gemiyi altüst etmek oldu.
Üç gün devrilmişti ama Kaptan Buzdağı Edwina ne dönmüş ne de bir haber göndermişti. Bu durum denizcileri derin bir paniğe sürükledi.
"Kahretsin, falından bir şey çıkmadı mı hâlâ? Uzmanım diye geçiniyordun!" Danitz öfkeyle Çiçekli Kravat Jodeson’a döndü.
Siyaha boyalı sarı saçlarını karıştıran Jodeson, şakaklarını ovuşturup boğuk bir sesle konuştu: "Başarısız oldu. Onu bulmak için denediğim her kehanet yöntemi boşa çıktı.
Ama şimdilik Kaptan’ın hayatta olduğunu doğrulayabilirim. Sadece nerede olduğu belirsiz."
Gri, kıvırcık saçlı İkinci Kaptan Walls, tek camlı gözlüğünü düzelterek söze girdi: "Yardım istememiz lazım. Kaptan’ın koleksiyonundan hiçbir şey kaybolmamış. Giderken yanında taşıması gereken hayati mistik eşyaları bile almamış. Bu da olayın çok ani ve beklenmedik bir şekilde geliştiğini gösteriyor."
Göbeği öne fırlamış güverte reisi Fıçı Daniels endişeyle sordu: "Kimden yardım isteyebiliriz ki?"
Bru Walls gümüş işlemeli bıçağını gaga burnuna doğru kaldırıp cevap verdi: "Batı kıyısına dönmeliyiz."
Lafı dolandırsa da Kaptan Edwina’nın arkasındaki Bilgi ve Bilgelik Tanrısı Kilisesi’ne başvurmayı ima ediyordu.
"Bu imkânsız," dedi Çiçekli Kravat Jodeson. "Korsanların cirit attığı bu sulardan batı kıyısına geçmek için Sonia Denizi’ni, Kuzey Denizi’ni ve Gazap Denizi’ni aşmamız gerek. Sonra da Sis Denizi’nde günlerce yol alacağız. Kaptan o kadar bekleyemez! Her an başına her şey gelebilir! Bize acilen ulaşabileceğimiz ve kısa sürede yardım getirebilecek biri lazım."
Danitz tam ağzını açıp lanet okuyacaktı ki zihninde bir şimşek çaktı.
Hızla ulaşabileceği tek bir kişi vardı: Gehrman Sparrow. Üstelik o çılgın avcı, kehanet konusunda usta olduğunu ve gizemli bir geçmişe sahip olduğunu hiçbir zaman saklamamıştı!
O deli belki Kaptan’ı bulabilirdi. Zaten imkânsızı başarmak onun işiydi... Danitz yakasını çekiştirdi; içindeki sıkıntı ve öfke bir nebze olsun yatışmıştı.
Göğsünü kabartıp etrafındakilere baktı, boğazını temizleyip konuştu: "Aklımda biri var. Onunla hemen iletişime geçebilirim. Üstelik kehanet konusunda da çok iyidir..."
Sözünü bitirir bitirmez Gurme Bru Walls, Çiçekli Kravat Jodeson, Demir Cilt, Fıçı ve diğerleri aynı anda ona döndü. Kan çanağına dönmüş gözleriyle kükrediler: "Ne bekliyorsun o zaman?!"
Danitz sessizce kaptan köşkünden çıkıp odasına geçti.
Bir kâğıt çıkardı, dolma kalemini eline aldı ve kaptanının öğrettiği gibi bir selamlamayla başlayıp hal hatır sormaya koyuldu.
Aniden durdu. Bu kadar resmiyet ve nezaket, içinde bulundukları acil durumla hiç bağdaşmıyordu.
"Lanet olsun!" diye sövüp kâğıdı yırttı.
Hemen yeni bir kâğıt çekip yazmaya başladı:
"İmdat!
Kaptan kayboldu!"
"Uf... Gehrman Sparrow akılla mantıkla kavranamayacak bir deli olsa da herhalde böyle bir nottan hiçbir şey anlamaz... Lanet olsun!" Kendine bir kez daha söverek ikinci kâğıdı da yırttı.
Derin bir nefes alıp sakinleşti, birkaç saniye düşündükten sonra üçüncü kez kaleme sarıldı.
Bu defa sadece kaptanının kayboluşundan sonra yaşananları yazdı. Altın Rüyalar’ın bulunduğu konumu da ekledi; kelimelerini dikkatle seçerek Bay Gehrman Sparrow’dan iş ortağına yardım edip edemeyeceğini sordu.
"Kehanet için bir eşya lazımdı..." Danitz mektubu katlarken birden bir şey unuttuğunu fark etti. Kaptan köşküne koşup Edwina’nın sıkça taktığı inci bir küpeyi kapıp geldi.
Tüm hazırlıkları tamamladıktan sonra mistik bilgilerle dolu defterini çıkardı. İlgili sayfayı açtı ve geçmiş tecrübelerine dayanarak acemi hareketlerle bir haberci çağırma ritüeli hazırladı.
Sunağa bir altın sikke koyduktan sonra iki adım geri çekildi ve Antik Hermes dilinde mırıldandı: "Ben!
Kendi adımla çağırıyorum:
Uçsuz bucaksız âlemde süzülen ruh, boyun eğdirilebilen dost varlık, Gehrman Sparrow’a ait olan haberci."
Sunağın üzerindeki mum ışığı aniden büyüyüp soluk bir beyaza bürünürken etrafta uğultulu bir rüzgâr esti.
Reinette Tinekerr makul bir hızla belirdi. Üzerinde yine o karmaşık siyah elbise vardı, elinde ise birbirinin aynısı dört güzel kafa tutuyordu.
Danitz, habercinin geçen seferki gibi altın sikkeyi ve içinde mektup ile küpenin bulunduğu zarfı ısırmasını bekliyordu. Ancak şaşırtıcı bir şekilde, habercinin elindeki dört kafa kendiliğinden dönüp etrafı süzdü ve en sonunda gözlerini kaptan köşkünün olduğu tarafa dikti.
Bunun ardından kafalardan ikisi altın sikkeyi ve zarfı ısırdı.
O tuhaf haberci gözden kaybolduğunda Danitz derin bir nefes verdi. Üzerinde açıklayamadığı ağır bir baskı hissederek alnındaki teri sildi.
Oravi Adası’ndaki bir başka otel odası.
Klein, kumardan hatırı sayılır bir para kaldıran Anderson Hood’a Bayam’a giden gemi biletlerini aldırmak üzereydi ki ruhani algısı tetiklendi.
Ruh Görüşü’nü hızla aktifleştirdi ve kafasız habercisi Reinette Tinekerr’ın ne zaman geldiğini anlamadığı bir şekilde yanında belirdiğini gördü. Kadının elinde yine o dört güzel kafa duruyordu.
Göründükleri an fark ettiğim iskelet habercilere hiç benzemiyor. Ruhani algım ancak o gerçek dünyaya tamamen adım attığında tetikleniyor... Klein bunları düşünürken habercinin kafalarından birinin dişleri arasından mektubu aldı.
Aynı anda Anderson’ın ruhani algısının da kendisinden aşağı kalmadığını, duruma anında tepki verdiğini fark etti.
"Bu... bir haberci mi?" dedi Anderson inanamayarak. Böyle şeyleri duyduğu ama hiç görmediği her halinden belliydi.
Klein ifadesizce başını sallayıp mektubu açtı.
İnci bir küpe mi? Şaşkınlıkla mektubu açtı.
Yanındaki Anderson merakla yaklaşmış, bir yandan haberciti süzerken bir yandan da cıklıyordu.
"Tarif edilemez, kanlı bir güzelliği var..."
Sözünü bitiremeden elleri kendi iradesi dışında kalkıp gırtlağına yapıştı. Kendini öyle bir sıkıyordu ki dili dışarı fırlamış, ağzından köpükler gelmeye başlamıştı. Boynundan yukarısı boş olan Reinette Tinekerr ise kılını bile kıpırdatmıyordu.
Klein başını çevirip sahneyi ciddiyetle inceledikten sonra habercisine baktı. İçinden mırıldandı: Sharron’ın yeteneklerine benziyor... Bayan Haberci Tutsak yolundan mı? Yok, emin olamam. Ruh dünyası varlığı olduğuna göre böyle şeylerde usta olması çok doğal...
Anderson’ın boğulmak üzere olduğunu gören Klein sakin bir tonla konuştu: "Bu kadar yeter, bana hâlâ rehberlik edecek."
Reinette Tinekerr’ın elindeki kafalardan biri dönüp kan bürümüş gözleriyle Anderson’a baktı.
Ardından kafaların her biri sırayla konuşmaya başladı.
"Yine de..." "Onu..." "Zombiye..." "Çevirip..." "Sana..." "Rehberlik..." "Ettirebilirim..."
Sözleri biter bitmez Anderson’ın elleri çözüldü, boynunda derin parmak izleri bırakarak aşağı düştü.
En Güçlü Avcı iki büklüm olmuş, böğürerek nefes almaya çalışıyordu.
Klein mektuba hızlıca göz gezdirdi. Yazan Danitz’di. Bu ünlü korsan, Kaptan Buzdağı’nın esrarengiz bir şekilde ortadan kaybolduğunu ve yardıma ihtiyaçları olduğunu belirtiyordu.
Gözlerini kâğıttan ayıran Klein, Reinette Tinekerr’ın hâlâ gitmediğini görünce şaşırdı.
Bu mistik kurallara aykırı... Bir habercinin mektubu teslim ettikten sonra kaybolması, ancak tekrar çağrıldığında gelmesi gerekmez mi? Klein durumu tartıp merakla sordu: "Başka bir şey mi var?"
"Cevap..." "Mektubunu..." "Bekliyorum..." dedi habercinin kafaları sırayla.
"Cevap yazacağımı nereden biliyorsun?" Klein hâlâ kendine gelememiş Anderson’a kaçamak bir bakış attı. En Güçlü Avcı’nın, Gehrman kimliğine uymayan bu kelimeleri fark etmediğinden emin oldu.
Reinette’in elindeki kafalar bir kez daha konuştu.
“Onun...”
“Kayboluşu...”
“Çok...”
“Garip...”
“Bunu nereden biliyorsunuz?” Klein bir an Bayan Haberci’nin Danitz’in mektubunu gizlice okumuş olabileceğinden şüphelendi.
Sarı uzun saçlı kafalar gözlerini yukarı doğru yuvarlayarak sırayla kelimeleri dizdi.
“Gemideki...”
“Durumu...”
“Bizzat...”
“Araştırdım...”
Benim haberci aynı zamanda yarı zamanlı gözcü müymüş? Bayan Reinette Tinekerr, ileride kiralık tetikçilik de yapar mısınız acaba? Ekstra ödeme yapmam gerekir mi ki... Klein zihninde dalgasını geçerken sesini topladı.
“Acelesi yok. Cevabı sonra yazacağım.”
Gri sisin üzerine çıkıp Amiral Yardımcısı Buzdağı Edwina’nın küpesiyle bir kehanet yapmayı planlıyordu.
Reinette Tinekerr tek kelime etmeden sessizce kayboldu.
Anderson sonunda kendine gelip dikleşti. Gehrman Sparrow’a şaşkınlıktan büyümüş gözlerle bakıyordu.
“Senin har-habercin... Senin habercin bir yarı tanrı mıydı!?”
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.