Kağıttaki izleri dikkatle inceleyen Pacheco, başını çevirip Barton'a döndü. "İşler bundan sonra bir hayli karmaşıklaşacak. Polisten yardım isteyeceğim."
"Siz de vakfa dönüp sorgulama için haber bekleyin."
Gözlerini kağıttan ayırmayan Barton, bu karara hiç üzülmedi. Aksine üzerinden büyük bir yük kalkmış gibi rahatlayarak hızla başını salladı.
"Pekala."
Vernal'ın geride bıraktığı işaretleri gördükten sonra sezgileri, bu işin son derece tehlikeli olduğunu fısıldıyordu.
Sıradan bir insan için tehlikeden kaçınmak en temel içgüdüydü.
Tabii bunda Vernal'ın yalnızca sıradan bir arkadaşı olmasının da payı vardı. Böyle bir mesele için büyük riskler alıp başını belaya sokmaya değmezdi.
Barton cevabını verdikten sonra arkasını döndü, otel sahibinin ve görevlinin yanından geçip kendisini sokağa attı.
Bu kez toplu taşımaya binmek yerine hemen bir kiralık fayton tuttu.
Sonuçta vakıf adına özel bir görev için dışarıdaydı. Durum acildi ve Uyum Departmanı müdür yardımcısı şahidi olduğu için yaptığı masrafları vakıftan tahsil edebilirdi.
Vakfın parasını harcamak ile kendi maaşından harcamak arasında dağlar kadar fark vardı.
Yol boyunca pencereden dışarıdaki manzarayı seyreden Barton, ister istemez Vernal'ın ne durumda olduğunu düşünmeye başladı.
Hala hayatta mıydı acaba?
O oda buram buram kan kokuyordu...
Umarım yaşıyordur. Tanrı yardımcısı olsun.
Eğer yaşıyorsa, şu an nerede olabilirdi ki?
Nerede...
Yoksa?
Orada olabilir miydi?
Zihninden akıp geçen düşüncelerle Barton'ın aklına birden bir ihtimal geldi. Hızla sürücüye seslenip rotayı değiştirmesini ve eve gitmesini söyledi.
Çok geçmeden evinin önündeydi.
"Ne oldu? Bir şey mi var?" Barton'ın karısı, şaşkın gözlerle kocasını karşıladı.
Öğle yemeğine daha çok vardı, mesainin bitmesine ise saatler...
Barton ne şapkasını çıkardı ne de ceketini. Karısının sorusunu geçiştirip doğrudan sadede geldi. "Vernal buraya geldi mi?"
"On beş dakika kadar önce seni görmeye geldi," diye dürüstçe yanıtladı karısı. "Çalışma odasında beklemesini söyleyip Wells'i seni bulması için vakfa gönderdim."
Wells evdeki uşaktı. On beş dakikanın, onun Loen Yadigar Arama ve Koruma Vakfı'na ulaşmasına yetmeyeceği açıktı.
Karısının kafasını en çok karıştıran da buydu zaten.
"Anladım." Barton ağır bir şekilde başını salladı. Oturma odasını hızlı adımlarla geçip ikinci kata çıktı ve çalışma odasına daldı.
Çalışma odasının pencereleri sonuna kadar açıktı, perdeler hafifçe rüzgarda dalgalanıyordu. Odada kimseden eser yoktu.
"Vernal?" diye seslendi Barton, ama bir yanıt alamadı.
Pencereden atlayıp gitmiş... Barton kaşlarını çattı. Etrafı dikkatle incelerken kitaplıktaki kitapların darmadağın edildiğini fark etti.
Bu, üç ciltten oluşan bir tarih serisiydi.
Barton kitaplarını her zaman sağdan sola dizecek kadar titizdi, ancak şimdi ciltler soldan sağa sıralanmıştı.
Derin bir nefes alıp hızla kitaplığa ilerledi ve üç cildi de çekip çıkardı.
Dikkatli bir incelemenin ardından, ortadaki kitabın bir sayfasının katlanmış olduğunu gördü.
Sayfayı hızla açtı.
Oraya kurşun kalemle aceleyle şu not düşülmüştü:
"Dördüncü Devir'in mültecileri kötücül bir tanrıya tapıyordu."
Yapma ya... Barton'ı bir panik dalgası sardı, dehşet içinde kitabı yerine tıkıştırdı.
Düşünmeden çalışma odasından fırladı, merdivenlere doğru koştu. Amacı Uyum Departmanı Müdür Yardımcısı Pacheco'yu bulmaktı. Keşfettiği şeyi ona anlatacak ve ailesini koruması için polisten yardım istemesini söyleyecekti.
Eveden çıktıktan sonra adımlarını yavaşlatıp çok kritik bir soruyu tarttı:
Pacheco'yu nerede bulacaktı ki?
Clough Oteli'nde mi, Stoen polis merkezinde mi, yoksa vakıfta mı?
Kısa bir kararsızlıktan sonra vakfa dönüp Uyum Departmanı'nın diğer çalışanlarına danışmaya karar verdi.
Tam o sırada kapısının önünde kiralık bir fayton durdu ve içinden Pacheco Dwayne indi.
"Vernal'ın tekrar senin evine geldiğini öğrendik," diye hızlıca açıklama yaptı müdür yardımcısı.
Barton rahat bir nefes alarak hiç tereddüt etmeden yanıtladı. "Evet, ama çoktan gitmiş.
Yine de geride bazı ipuçları bıraktı."
Sözlerini bitirdikten sonra Pacheco'yu eve soktu, çalışma odasına çıkarıp kitabı eline tutuşturdu.
Pacheco yazıya bir süre baktı, ardından parmağını kağıdın üzerinde hafifçe gezdirdi.
Hemen ardından daha önce kullandığı kurşun kalemi çıkarıp Vernal'ın yorumunun yanına yazdı:
"Polisi ara!"
İşini bitirince kitabı eski yerine tıkıştırdı.
Ancak kitabı tamamen içeri itmedi.
Böylece raftaki bütün kitapların arasında sadece o tek kitap dışarı doğru çıkıntı oluşturdu.
"Pekala, vakfa dönüp öğle yemeğimizi yiyelim. Polisten gelecek iyi haberleri bekleriz," diyerek ellerini birbirine vurdu Pacheco.
Barton bu kıdemli avukatın ne yapmaya çalıştığını anlayamamıştı ama soru da sormadı.
Bu işe daha fazla bulaşmayı gerçekten istemiyordu. Bütün bu yaşananlar bünyesine fazlaydı.
Karısına birkaç bahaneyle durumu geçiştiren Barton, günlük işlerine dönmek üzere Pacheco ile birlikte vakfın yolunu tuttu.
Çay saati geldiğinde, henüz antik bir kitabın ekspertizini yeni bitirmişti ki kapının çalındığını duydu.
Gri atkısına sarınmış halde kapıda dikilen Pacheco, "Elimizde bazı ipuçları var. Senin eve gitmemiz gerekiyor," dedi.
"İpucu mu?" Barton şaşkınlıkla ayağa kalktı.
Pacheco doğrudan cevap vermek yerine ellerini iki yana açıp önden buyurmasını işaret etti.
Barton teklifi reddedemedi ve birlikte eve döndüler.
"Vernal yine geldi!" Karısı bir şeylerin ters gittiğini sezmiş gibi dehşet içinde kapıya koştu.
"Sorun yok hayatım, ufak bir mesele." Barton erkek adam duruşunu bozmayarak karısını teselli etti.
Çalışma odasına vardıklarında, Pacheco ve Barton, Vernal'ın yine kaçmış olduğunu gördüler.
"Kahretsin, azıcık bekleyemez miydi sanki?" Barton söylenmeden edemedi.
"Ziyanı yok." Pacheco kitaplığa yürüyüp dışarı çıkıntı yapan kitabı çekti.
Vernal önerisini okumuş olmalıydı, çünkü kitap tamamen rafın içine itilmişti.
"Sanırım Vernal'ın nerede olduğunu biliyorum," dedi Pacheco gözlerini kapatıp gülümseyerek.
Barton donakaldı.
"Nereden biliyorsunuz?"
Pacheco gözlerini açtı ve gülümsemeye devam ederek yanıtladı. "Rüşvetimi — pardon, hediyemi kabul etti. Yok, bu da tam uymadı. En doğru ifade bir tavsiye olurdu.
Tabii kabul etmeme ihtimali de var."
Uyum Departmanı müdür yardımcısı bunu söylerken Barton'ın yanından geçip çalışma odasından çıktı.
Barton da gayriihtiyari onu takip etti. Kendi mahallelerinden çıkıp yakındaki bir sokağa saptılar.
Sokağın sonunda, yangın yüzünden çökmüş bir ev duruyordu.
Barton fısıltıyla, "Yeniden inşa çalışmalarına henüz başlamamışlar bile," dedi.
Pacheco beyaz eldivenlerini tekrar giydi, yüzü ciddileşti.
Nispeten sağlam kalmış ana kapıdan geçerek yarı yarıya çökmüş salona girdi.
Yerdeki siyah ahşap enkaz parçaları bir adamın belden aşağısını kapatıyordu.
Kahverengi ceketli, kırmızı burunlu ve oldukça tıknaz olan bu figür, arkeolog Vernal'dan başkası değildi.
Barton derin bir nefes alıp endişeyle sordu. "Neden polisi aramadın?"
Vernal istifini bozmadan yanıtladı. "Polis merkezini gözlemliyorlar."
Barton bir anda ağzından kaçırdı. "Neden Stoen'den ayrılıp başka bir şehre giderek polise haber vermedin?"
"Buharlı tren istasyonunu da gözlemliyorlar," dedi Vernal aynı renksiz tonla.
Barton bir an düşündü, kaşlarını çattı.
"Stoen'den ayrılmanın pek çok yolu var. Bütün bir şehri ablukaya alamazlar ya."
Bu soruyu duyan Vernal'ın yüz ifadesi yavaşça değişti. Ruhani, sarsıcı bir tonla konuştu:
"O yüce varlığın iradesini hissettim..."
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.