Tamara… Barton bu ismi zihninde evirip çevirdi, ne anlama gelebileceğini düşündü.
Artık başkalarının duyamadığı sesleri fark ettiği o ilk anlardaki adam değildi. Karanlık bir köşeye saklanıp konuşan birini bulma umuduyla etrafına panikle bakınmıyordu. Eline geçireceği tahta bir sopayla sesin geldiği yere atılmaya hazır o halinden eser kalmamıştı. Sakince olduğu yerde durdu, Uyum Departmanı müdür yardımcısı Pacheco’nun tepkilerini süzdü.
Pacheco göz ucuyla ona bakıp konuştu. “Dördüncü Devir tarihi üzerine hiç araştırma yaptınız mı?”
“Biraz,” diye alçakgönüllülükle yanıtladı Barton. O an Dördüncü Devir tarihi hakkında hiçbir şey bilmiyormuş gibi yapmadı. Birincisi, karakteri buna müsaade etmezdi. İkincisi, şu anki konumunu tamamen tarih alanındaki akademik geçmişine borçluydu. Bu alanda büyük bir açığı yakalanırsa yarın vakıftaki işinden kovulabilirdi.
Pacheco bakışlarını kapıya dikti. “Daha önce Tamara ismini duymuş muydunuz?”
“Duymuştum.” Barton içgüdüsel olarak başını Pacheco’ya doğru çevirdi. “Dördüncü Devir’in o pek bilinmeyen tarihinde Tamara ismi birkaç kez geçer. Geçme sıklığı bakımından Tudor, Solomon ve Trunsoest’tan sonra gelir. Buradan yola çıkarak Dördüncü Devir’deki herhangi bir imparatorluğun büyük soylularından biri olduğu söylenebilir.”
Biraz duraksadıktan sonra ekledi. “Vernal geçenlerde Dördüncü Devir’e ait bazı kalıntılar bulmuştu.”
Otel görevlisi hemen yanlarında durduğu için Tamara isminin Vernal’in başındaki tuhaflıkla bir ilgisi olabileceğini açıkça dile getirmedi.
Pacheco cevap vermedi. Otel çalışanına dönüp otoriter bir sesle konuştu. “Bir ceza soruşturmasını yürüten polis memuruyum. Bu odada kalan müşterinin başına kötü bir şey gelmiş olabileceğinden şüpheleniyorum. Kapıyı hemen açın.”
Konuşurken cebinden çıkardığı kimliği görevliye uzattı.
Neye uğradığını şaşıran otel görevlisi kimliği dikkatle inceledi.
“Tamam, tamam! Hemen anahtarları getiriyorum!”
Arkasını dönüp merdivenlere doğru koşmaya başladı.
Olan biteni kenardan izleyen Barton şaşkınlıkla ağzından kaçırdı. “Polis misiniz?”
Pacheco elindeki kimliğe bakıp hafifçe güldü.
“Bu belge yüzde yüz gerçektir. Yasal yollardan temin edilmiştir.”
Lafı neden bu kadar dolandırıyorsun ki… Barton alışkanlık gereği karşılık verdi. “Sahte olup olmaması umurumda değil. Sadece polis olup olmadığınızı bilmek istiyorum.”
Pacheco gülümsedi.
“Nereden baktığınıza bağlı.”
Bu yanıt Barton’ın canını sıktı fakat tipik bir Loen beyefendisi olarak karşı tarafın net bir cevap vermek istemediğini anladığından nezaketle susmayı tercih etti.
Nihayetinde adam Uyum Departmanı’nın müdür yardımcılarından biriydi.
Otel sahibi ve görevlisi üçüncü kata dönene kadar ikisi de sessizliğini korudu.
Otel sahibi, Pacheco’nun elindeki kimliği iyice inceleyip adamın yüzüyle eşleştirdikten sonra anahtarlarını çıkarıp kapıyı açtı. Bir yandan da söyleniyordu. “Nasıl bir şey olmuş olabilir ki? Hiçbir ses duymadık.”
Lüks bir otelin cinayet vakasına karışması imajlarını ve saygınlıklarını yerle bir ederdi. İflasın eşiğine bile gelebilirlerdi.
“Fazla endişelenmeyin. Belki de önemsiz bir meseledir,” diyerek dostça bir teselli sundu Pacheco.
“Umarım öyledir. Tanrıça yardımcımız olsun.” Otel sahibi elini çekip göğsünde saat yönünde dört nokta işaretleyerek yıldız simgesini çizdi.
Ardından kapıyı hafifçe iterek açtı.
O an odanın içi dış dünyayla temas etmiş gibi hafif bir kan kokusu havaya yayıldı.
“Ah…” Durumu fark eden otel sahibi, yaşadığı hayal kırıklığını ve korkuyu ancak küçük bir çığlıkla dışa vurabildi.
Lekesiz bir zarfa kan kokusunu ancak böyle bir ortam sindirebilirdi… Bu düşünce Barton’ın zihninden çakım gibi geçti.
Oda düzenine ancak o zaman dikkat edebildi; eşyalar son derece muntazam duruyordu, halıda en ufak bir kırışıklık bile yoktu. Bu düzenli görüntü, genzi yakan kan kokusuyla tam bir tezat oluşturuyordu.
Arbede çıkmamış gibi… Tek bir ölümcül vuruş mu? Barton’ın hobileri arasında popüler romanlar, özellikle de cinayet ve aşkı harmanlayan eserler okumak vardı. Bu yüzden böyle durumlara dair oldukça zengin bir “tecrübeye” sahipti.
En çok satan yazarlar arasında en sevdiği isim şüphesiz Fors Wall’du.
Başlangıçta Fors Wall’un birkaç kitabını alan kişi karısıydı. Barton zamanında birini karıştırırken kendini kaptırmış, romanın bağımlısı olup çıkmıştı.
Tabii bunu karısının yanında asla itiraf etmez, her zaman otoriter bir tavırla, “Bu tarz romanlar yüzeysel ve değersiz. Sadece vakit öldürmeye yarar,” derdi.
Barton düşüncelerine dalmışken Pacheco beyaz eldivenlerini takıp odaya adım attı.
Çevreyi şöyle bir süzdükten sonra, bu deneyimli dava takipçisi çalışma masasına doğru ilerledi. Üzerinde Lavanta Kalesi kabartması bulunan mektup kağıtlarını eline aldı. Otel sahibine ve görevliye dönerek sordu. “Burada başlangıçta kaç tane kağıt olduğunu biliyor musunuz?”
“H-her gün y-yenilemiyoruz ki,” dedi görevli, patronuna bakarak kekeledi.
Demek istediği, bu odada kalan müşteriler birkaç kez değiştikten sonra Vernal buraya taşındığında kaç mektup kağıdı kaldığından habersiz olduğuydu.
Pacheco alaycı bir tavırla başını salladı. Yanında duran Barton’a döndü. “İşte bu yüzden bu dünyanın kurallara ve düzene ihtiyacı var.
Eğer katı kuralları olsaydı ve her müşteri çıkış yaptığında mektup kağıtlarını sabit bir sayıya tamamlasalardı, şu an elimizde somut bir ipucu olabilirdi.”
“Ne demek istediğinizi anlamıyorum,” diye dürüstçe yanıtladı Barton.
Pacheco gülümseyerek konuştu. “Basitçe söylemek gerekirse, gölgeyi yaratan şey yalnızca ışıktır.
“Tabii yeterince karmaşa da bir fırsat demektir.” Barton başıyla onayladı. “Evet, İmparator Roselle bir keresinde kaosun insanı yukarı taşıyan bir merdiven olduğunu söylemişti.”
“Bunu gerçekten onun söyleyip söylemediğini kimse bilemez. Bu dünyada kendi fikirlerini doğrudan dile getirmeye cesaret edemeyip başkalarının isimlerinin arkasına sığınan o kadar çok insan var ki,” diye öylesine karşılık verdi Pacheco.
Ardından en üstteki boş kağıdı alıp pencere camından süzülen gün ışığına doğru tuttu.
“Dikkatsiz insanlarla uğraşmayı seviyorum.” Pacheco aniden güldü.
Bunu söyledikten sonra kağıdı eski yerine bıraktı.
Hemen ardından cebinden sivriltilmiş bir kurşun kalem çıkardı ve kağıdın üzerinde hafifçe gezdirmeye başladı. Çok geçmeden Loen dilindeki yazıların izleri birer birer belirdi, ortaya parça parça birkaç cümle çıktı:
“… Hedef alındım…
“… Kalıntılarda bazı dini ritüellerin izleri var…
“… Sunağın üzerindeki eşyaları aldım…
“… O… O beni gördü!
“… Hayır! Başından beri yanımdaymış!”
Arkeolog Vernal bu birkaç cümleyi yazarken büyük bir duygu karmaşası yaşamış olmalıydı; kalemi öyle bastırmıştı ki izler son derece belirgin bir şekilde kağıda kazınmıştı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.