Karanlığın İçinden Bir Dua

Gitmişler miydi?

Geriye sadece zifiri karanlık mı kalmıştı?

Böyle ani bir değişim karşısında Derrick'in ilk tepkisi dehşete düşmek olmadı. İki elini kenetleyip ağzına bastırdı.

Vücudundan yayılan saf ışık, etraftaki karanlığı silip süpürerek yeraltı odasının her köşesini aydınlattı.

Derrick'in yaşadığı coğrafyada karanlık, var olan en korkunç şeydi. Gümüş Şehri'nin sınırlarından dışarı adım atıldığı an ışığın sürekliliğini sağlamak hayati bir zorunluluktu. Işığın beş saniyeden fazla kaybolmasına asla müsaade edilemezdi.

Derrick keşif ekibine ilk katıldığı tecrübesiz günlerinde, yaptığı küçük bir hata yüzünden neredeyse canından oluyordu. Neyse ki Lider tam yanı başındaydı.

Işık bedeninden dalga dalga yayılmaya devam ederken Derrick sıkıca kavradığı Kasırga Baltası'nı kaldırdı ve etrafını dikkatle süzdü.

Yeraltı odasına birlikte girdikleri ekip arkadaşları Haim ve Joshua'nın ortadan kaybolduğunu fark etti. Üstelik duvardaki taş levhalar ve siyah kıl tutamları belirsiz bir anda kan kırmızı bir renge bürünmüştü. Sanki üzerlerine henüz taze kan püskürtülmüş gibi nemliydiler.

Keşif raporlarına son derece hakim olan Derrick bu manzarayla biraz olsun sakinleşti. Bir olasılığı kavramıştı. Sorun Haim ya da Joshua'dan kaynaklanmıyordu, bizzat kendisindeydi!

Tek yaptığım sunağa yaklaşıp zihnimden o üç ismi geçirmekti... Normalde melekler bile duaları alabilmek için birilerinin tam unvanlarını doğru şekilde okumasına veya yazmasına ihtiyaç duyar. Üstelik bunun belli bir menzili vardır... Acaba Meleklerin Kralları da aynı şartlara mı tabi...

O üç isimden biri, sunaktaki gizli güçleri tetikleyen anahtardı. Doğanın güçlerini harekete geçirebilen Dev dilini kullandığım için mi bu duruma düştüm? Hayır, bu mantıklı değil. Sesli söylenmesi gerekirdi. Bunlar Meleklerin Kralları'nın gerçek isimleri olsa bile geçmişte hiç böyle bir şey yaşamamıştım... Derrick kafası karışmış bir halde, tedirginlikle etrafında döndü. Sunağa yaklaşıp taş masanın önüne geldi.

Taş masadaki kelimelerin ve sembollerin eskisine kıyasla çok daha eksiksiz ve net olduğunu görünce şaşkınlığını gizleyemedi. Sanki ritüeli düzenleyen kişi onları daha yeni çizmiş gibiydi.

Yazılar üç farklı dilde kaleme alınmıştı. Dev dili, Ejderha dili ve Derrick'in tanımadığı bir başka dil. Yine de Bayan Adalet ve Bay Asılmış Adam'ın daha önce bahsettiği kadim Hermes dilinden şüpheleniyordu. Tarot Toplantısı sırasındaki konuşmalardan bazı kelimeleri kulak dolgunluğuyla hatırlıyordu ve taş masadaki simgelerle oldukça benzerlik gösteriyorlardı.

Dev dili ve Ejderha diliyle yazılan metinler birebir aynıydı. Üç isim ve onlara ait unvanlar tekrarlanıyordu.

Kader Meleği, Ouroboros;

Kızıl Melek, Medici;

Karanlık Melek, Sasrir.

Bu isim ve unvanların hemen ardından Derrick'in son derece aşina olduğu bir oluşum geliyordu.

Gül Kurtuluşu!

Sasrir gerçekten de Meleklerin Kralları'ndan biriymiş, Karanlık Melek olarak biliniyormuş. O, Kader Meleği ve Kızıl Melek... Gül Kurtuluşu'nun kurucuları bunlar mıydı? Bay Aptal O'nun hakkında bir şeyler biliyor mudur acaba... Kesinlikle çok şey biliyordur... Kadim Hermes dilindeki yazılar da muhtemelen aynı içeriğe sahipti... Her şeyi yaratan Rab'bin inancına çoktan geçmiş olan İkindi Kasabası'nda, Rab'bin yanı sıra bu üç Melek Kralı'na gizlice tapan sakinler vardı demek... Bu düşünce zihninden geçerken Derrick'in sırtından aşağı soğuk bir ter boşaldı. Yaratıcı'nın bu toprakları terk etme sebebine tekinsiz bir şekilde yaklaştığını hissetti.

Başını tekrar kaldırdığında duvarların hâlâ kan kırmızı olduğunu gördü ancak Haim ve Joshua'dan hâlâ iz yoktu.

Zihnimden tekrarlamak bir işe yaramadı. Belki de kendi başlarına bir etki yaratmıyorlardır... Derrick derin bir nefes alıp Kasırga Baltası'nı kaldırdı. İçinde bulunduğu duruma neyin yol açtığını anlamak, sorunun kaynağını bulmak umuduyla yeraltı odasının çıkışına doğru temkinli adımlarla ilerledi.

Bir adım, iki adım, üç adım. Dev bir mum gibi etrafını aydınlatarak üst kattaki salona geri döndü.

Burası koyu gölgelerle kaplıydı, kasvetli ve ürkütücü bir sessizlik hakimlik yapıyordu. Çürümüş sandalyeler ve taş masaların kalıntıları tıpkı az önceki gibi sessizce duruyordu.

Joshua ve Haim'i bulamayan Derrick, sinirleri gerilmiş bir halde pencereye doğru yürümek zorunda kaldı. Keşif ekibinin diğer üyeleriyle karşılaşıp karşılaşamayacağını görmek istiyordu.

Küt... Küt...

Hafif ayak sesleri eşliğinde, bir zamanlar pencere pervazı olduğu anlaşılan devasa boşluğa yaklaştı. Öne doğru eğilip dışarı baktı.

Alçaklı yüksekli sayısız karanlık bina, merdiven basamakları gibi dışarıya doğru yayılıyordu.

Gökyüzündeki şimşekler çok seyrek çakıyordu. Birçok pencereden mum ışığı sızıyordu. Soluk sarı alevler titriyor ama bir türlü sönmüyordu.

Bu da neydi böyle... Derrick tükürüğünü yutkunmaktan kendini alamadı. Sanki kasaba sakinleri, İkindi Kasabası o felaketle yüzleşmeden hemen önceki anı yaşıyor, huzur içinde hayatlarına devam ediyor gibiydi.

Elinde hayvan derisinden bir fener taşıyan Haim, yeraltı odasına girerken belini bükmek zorunda kalmamıştı. Joshua'ya takılarak konuştu: "Bu ev bir insana ait olmalı ama ailelerinde kesinlikle dev kanı var. Muhtemelen benim boyumdaydılar. Cık, geçen sefer şu yıkık şehre gittiğimizde ana kapılardan geçerken başımızı eğmek zorunda kalmıştık!"

Dev kanına sahip olmak, damarlarında mutlaka gerçek bir devin kanı aktığı anlamına gelmiyordu. Bu durum daha ziyade, yolun iksirini içen soyun torunlarına aktarılan fiziksel bir özelliği ifade ediyordu. Uzun boylu olmak da bu durumun tezahürlerinden biriydi.

Joshua başını kaldırıp Haim'e baktı ve alayla güldü.

"O sensin. Benim başımı eğmeme gerek kalmamıştı."

"Ama terfi etmen uzun sürmez. O zaman geldiğinde benden kısa olmayacaksın," dedi Haim gülümseyerek. Ardından sunağa yaklaşan Derrick'in başına bir kaza gelmesin diye göz ucuyla genci kolladı.

Joshua biraz düşündükten sonra, "Aslında çok merak ediyorum. Lider 4. Dizi bir İblis Avcısı. Üç dört metre boyunda sıradan bir dev gibi görünmesi gerekmez miydi? Neden benden sadece yarım baş uzun, gayet sıradan görünüyor?" diye sordu.

Haim içgüdüsel olarak etrafı kolaçan ettikten sonra fısıldadı: "Dedikodulara göre Lider'in bir dev formu varmış."

"Dev formu mu? Deve dönüştüğünde kıyafetleri yırtılmıyor mu yani?" Joshua kıkırdadı.

"Kıyafetleri ve pantolonu mistik eşyalar değilse yırtılıyordur herhalde." Haim ve Joshua birbirlerine bakıp anlamlı anlamlı gülümsediler.

Şakayı Derrick'le de paylaşmak için başlarını çevirdikleri an gencin yerinde olmadığını fark ettiler!

Az önce sunağın önünde duruyor olması gereken Derrick sırra kadem basmıştı!

Haim ve Joshua'nın yüzü bir anda ciddileşti. Biri devasa geniş kılıcını kaldırırken diğer sol elindeki kırmızı eldiveni hazırladı.

Sunağa temkinli adımlarla yaklaşıp etrafı dikkatle incelediler fakat şüpheli tek bir iz bile bulamadılar.

Joshua taş masadaki yazıları sökmeye çalışacaktı ki Haim omzuna dokundu.

"Bakma onlara. Derrick'in kaybolmadan hemen önce o yazılara baktığını hatırladım."

"Gidip Lider'i getirelim."

"Tamam." Joshua başıyla onayladı.

Paniğe kapılıp hemen kaçmadılar. Etrafı iyice süzdükten sonra biri işaret parmağını orta parmağına sürterek sunaktaki son mumu yaktı.

Bu hareket Derrick'i korumak, onun gerçek karanlığın kucağına düşmesini engellemek içindi!

Geçmişte Gümüş Şehri'nin keşif ekipleri, yıkık şehirlerde benzer olaylarla karşılaşmıştı. Bir ekip arkadaşı aniden kaybolmuş gibi görünürdü ama aslında bir tür güç tarafından gizlenmiş olurdu. Çocuk tam da kaybolduğu yerde duruyor olurdu fakat arkadaşları bir an önce yardım getirmek sevdasıyla fenerlerini alıp orayı terk ederlerdi. Böylece o zavallı piç gerçek karanlık tarafından yutulur, bir daha asla bulunamazdı. Başka bir ekip arkadaşı benzer bir durum yaşayıp tam o an kurtarılmasaydı, öncekilerin ölüm sebebini asla öğrenemeyeceklerdi.

Mumun yakılmasıyla birlikte soluk sarı ışık etrafa yayıldı. Haim ve Joshua vakit kaybetmeden oradan ayrılıp sokağa çıktılar ve yanlarında taşıdıkları ruhani sinyali serbest bıraktılar.

Başka bir binanın çatısından atlayıp yere yumuşakça inen Colin Iliad'ı çok beklemeleri gerekmedi.

"Ne oldu?" diye sordu İblis Avcısı boğuk bir sesle.

Elindeki gümüş kılıç açık gri renkte bir yağ tabakasıyla çoktan kaplanmıştı.

Haim yaşananları bir solukta anlattı. Sözlerini şöyle tamamladı: "Derrick'in neden kaybolduğuna dair hiçbir iz bulamadık."

Derrick demek... Colin düşünceli bir şekilde başını salladı. Yanlarından geçip doğrudan söz konusu binaya yöneldi.

Dışarıda mumlar yanmasına ve etraf sıcak sarı bir ışıkla kaplanmasına rağmen Derrick sanki buz tutmuş bir uçuruma düşmüş gibi hissediyordu. Yüreğinin derinliklerinden yükselen bir soğukluk bedenine yayılmaya devam ediyordu.

Sağ eliyle Kasırga Baltası'nı daha sıkı kavradı, gözlerini kasabadan çekip yeraltı odasına geri döndü. Sunağın önünde yeniden durdu.

Sorunun kendisinde olduğuna artık tamamen emindi!

Yine de bu garip İkindi Kasabası'nı keşfetmek gibi bir isteği yoktu. Kapıyı açmaya bile cesaret edemiyordu.

Derrick paniklememiş veya bariz bir telaş belirtisi göstermemişti. Çünkü henüz ölümcül bir şeyle karşılaştığına inanmıyordu.

Doğrudan bir tehdit oluşturmadığı sürece üstesinden gelinebilir... Derrick derin bir nefes aldı, başını öne eğdi ve hürmetle fısıldadı:

"Bu çağa ait olmayan Aptal.

"Gri sisin üzerindeki gizemli hükümdar.

"Şansın ve uğurun efendisi olan Sarı ve Siyahın Kralı..."

Tannrıların savaş alanındaki manzarayı hayranlıkla seyreden Klein'ın banyoya girmekten, bozucu eşyaları yerleştirmekten ve saat yönünün tersine dört adım atarak gri sisin üzerine çıkmaktan başka çaresi kalmamıştı.

Uzun bronz masanın ucundaki yüksek arkalıklı sandalyede yerini aldı. Sağ elini uzatıp tinselliğini dışarı yaydı; Küçük Güneş'i temsil eden kızıl yıldıza dokundu.

Dualar bir anda pürüzsüz bir berraklığa kavuştu ve zihninde o anın görüntüsü belirdi.

Bulanık silüetiyle Küçük Güneş'i gördü önce. Ardından, gencin etrafını saran ortamın hiç de normal olmadığını fark etti.

Güneş'in etrafında tarif edilemez bir karanlık çalkanıyordu. O karanlığın bağrında, farklı biçimlerde sayısız göz hiç ses çıkarmadan onu izliyordu.

Zifiri karanlığa gizlenmiş bu gözler o kadar yoğundu ki... Küçük Güneş'in varlığından bile haberdar olmadığı, davetsiz birer seyirci topluluğunu andırıyorlardı.

Öğleden Sonra Kasabası bu kadar tehlikeli miydi gerçekten? Sevgili Güneş'in son zamanlarda neyin peşinde koştuğunu çok iyi biliyordu.

Düşüncelere daldı. İçgüdüleri, o karanlığın son derece tuhaf ve gerçek dışı olduğunu fısıldıyordu. Bu yüzden Deniz Tanrısı Asası'nı kullanıp Küçük Güneş'e yanıt verme fikrinden vazgeçti. Onu doğrudan gri sisin üzerine çekmeye karar verdi.

Tinselliğini ileriye doğru uzattı fakat kızıl yıldız sanki çamur deryasına batmış gibiydi; onu buraya çekmekte oldukça zorlanıyordu.

Bu defa hangi Melek Kralı'nın damarına basmıştı ki? Zihninden geçen bu düşünceyle birlikte altındaki gri sise ve o gizemli alana hükmederek etrafta dalgalanmalar yarattı.

Dizi 5'e yükseldikten sonra, Siyah İmparator kartına ya da ayinlere ihtiyaç duymadan da gri sisin üzerindeki bazı güçleri harekete geçirebiliyordu artık.

Çıt çıkarmadan Derrick'i buraya taşımayı başardı. Gencin silüeti kendine ait yüksek arkalıklı sandalyede beliriverdi.

O esnada Küçük Güneş'in bedenini saran o tuhaf karanlığın parçalanıp yok olduğunu gördü.

İblis Avcısı, tetikte bekleyen adımlarla yeraltı odasına girdi. Haim ile Joshua da hemen arkasından geliyordu.

Mumun cılız sarı ışığı altında, Derrick Berg'in bedeninin sanki bir tuvale çiziliyormuşçasına hızla belirginleştiğine şahit oldular.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.