Karanlığın Elçisi ve İlk Vaaz

Klein, Patrick Bryan’ın verdiği cevaba şaşırmadı. Hafifçe başını sallayarak sordu: “Şu an kaçıncı enkarnasyonundasın?”

Bildiği kadarıyla Ölümsüzler her altmış yılda bir ölüyor, sonra yeniden diriliyorlardı. Dirildiklerinde ise hafızalarının büyük kısmını kaybediyor, bunları zamanla parça parça hatırlamaları gerekiyordu. Bu süreç, adeta yeni bir hayatın başlangıcı gibiydi.

Bu bilgi doğrudan iksirin doğasından geldiği için Patrick Bryan, karşısındaki uyanmış kişinin ne demek istediğini hemen anladı. Sözlerini tartarak cevap verdi: “Henüz elli yaşımda değilim. Ölümsüz olalı on yılı biraz geçti.”

Klein ardından sordu: “Rabbimize olan inancını ne zaman tazeledin, ne zaman taraf değiştirdin?”

Buradaki “Rabbimiz” ifadesiyle Yeraltı Dünyasının Efendisi kastediliyordu.

Bryan iki üç saniye kadar zihnini yokladıktan sonra, “O zamanlar otuzuncu yaş günümü yeni kutlamıştım,” dedi.

Otuz yaşında gizemli dünyaya adım atıp bir beyonder olmak… Kırkına gelmeden 4. Sekans bir yarı tanrıya dönüşmek… Bu hız ya akıl almaz bir yeteneğin ya da uyanmış bir kul olmanın işareti… Heyhat, o ritüel sırasında ruhu ve bedeni Ölüm yolunun yadigarı tarafından açıkça etkilenmiş… Klein dinledikçe, daha önceki teorilerinden daha da emin oluyordu.

Elbette, sıradan bir insandan 4. Sekans bir yarı tanrıya dönüşmesi sadece bir yıl süren kendisiyle kıyaslandığında, Patrick Bryan’ın ilerleme hızı pek de etkileyici sayılmazdı.

Ancak Klein bu konuda bir gurura kapılmıyordu; çünkü o gerçek bir uyanmış kuldu. Üstelik elinde bir değil, birden fazla koz vardı.

Tek sorun, şimdiye kadar yaptıklarının bir şeylerle takas edilip edilemeyeceğinden emin olamamasıydı.

Kısa bir düşüncenin ardından Klein sordu: “Şu anki resmi kimliğin nedir?”

“İş insanıyım. Backlund’da iki konfeksiyon fabrikam var. Görünürde Gece Tanrıçası’na inanıyorum ve Yeni Parti’nin destekçisiyim…” Patrick Bryan kendini tanıtmaya devam etti.

Klein neredeyse alaycı bir tavırla gülecekti. Sorularını sürdürdü: “Emrinde Kaç Ruhani Episkoposluk üyesi var? Nelerle meşguller?”

Zaten hazırlıklı olan Bryan, akıcı bir şekilde yanıtladı: “İki ekip, toplam on iki beyonder. Bazıları konfeksiyon fabrikamda çalışıyor, diğerleri ise saatçilik sektöründe. Hepsinin kendine ait yasal meslekleri var.

Genellikle çevrelerindeki insanlara inancımızı yayarken çok temkinli davranıyorlar. Bu süreç çok yavaş ilerliyor ve asıl amacımız da bu değil. Henüz yüzü aşkın inananımız var.

Çoğu zaman Tanrı’nın geride bıraktığı ipuçlarını ve uyanış ritüeli için gereken farklı malzemeleri arıyorlar.

Elde bir ipucu olduğunda operasyonlar düzenliyoruz. Malzemeler toplandığında ise farklı uyanış ritüelleri deneyerek en etkili olanı bulmaya çalışıyoruz. Bu operasyonun başındaki isim benim ve ritüellerin merkezinde de ben yer alıyorum.”

Bununla epey gurur duyuyor gibi bir halin var… Klein başka meseleler hakkında da sorular sordu ve her birine detaylı yanıtlar aldı.

Sonunda bir an duraksadı ve sert bir ifadeyle konuştu: “Tanrı’dan gelen vahiy uyarınca, şu andan itibaren benim talimatlarıma uyacaksın.”

Patrick Bryan hemen ayağa kalktı ve hürmetle eğildi.

“Emredersiniz, Ekselansları.”

Klein hafifçe başını salladı: “İlk olarak, tüm ritüelleri durdurun ve malzeme toplamayı kesin. Tanrı zaten kısmen uyandı. Şu an yenilenme aşamasında, bu yüzden gürültü ile rahatsız edilmemeli.”

Klein’ın bakış açısına göre, Bryan’ın uyanış ritüellerindeki değişiklikler ne olursa olsun, sonuçta hepsi Yapay Ölüm’e, yani Ölüm yolunun yadigarına odaklanıyordu. Bu durum sadece yadigarın canlanma ihtimalini artırır, Tanrıça’nın onun üzerindeki kontrolünü derinleştirmesini zorlaştırırdı.

Klein bu durumdan memnun olsun ya da olmasın, Gece Tanrıçası Bryan’ı ona emanet ettiğine göre böyle bir düzenleme yapması şarttı.

Patrick Bryan’ın bu açıklamaya zerre şüphesi yoktu; çünkü Ölüm gerçekten uyanmıştı ve uyanış ritüelleri özünde bir tür rahatsızlıktı.

Ölümsüz bir an düşündükten sonra sordu: “Ekselansları, bundan sonra ne yapmalıyız?”

Klein onaylarcasına gülümsedi.

“Tanrı’nın geride bıraktığı şeylere dair ipuçlarını aramaya devam edin. Bu, O’nun yenilenmesine yardımcı olacaktır.”

Bunu söyledikten sonra Klein’ın aklına ikinci bir talep geldi ancak ipuçlarının çok az olmasından ve Ruhani Episkoposluk üyelerinin boş durmayıp başlarına iş açmasından endişelendi. Şunları ekledi: “Ayrıca, konfeksiyon fabrikasında veya başka yerlerde, altındaki çalışanlara ve çevrendeki herkese okuma yazma öğretilmesini sağla. Gece okulları veya öğrenim sınıfları kur. Çevrendeki insanların cehalet ve vahşetten kurtulmasına önayak ol.”

Sözlerinin inandırıcılığını artırmak için sağ elini göğsüne bastırdı. Alışılmadık bir dindarlıkla vaaz vermeye başladı: “Tanrı dedi ki, bir inanca sahip olmak için önce onu anlamak gerekir.

Tanrı dedi ki, yolunu kaybedenler için önce bedeni güçlendirmek, sonra zihni silahlandırmak gerekir. Çünkü O’nun vaat ettiği krallıkta cehalete ve vahşete yer yoktur.”

Patrick Bryan, Dwayne Dantès’in sözlerinden şüphe duymadı. Bu tür kayıtların Ruhani Episkoposluk kutsal kitabında yer almamasını da garipsemedi. Çünkü karşısındaki kişi Tanrı’nın uyanmış bir kulu, O’nun tarafından atanmış bir temsilciydi!

Ciddiyetle başını salladı.

“Tanrı’nın öğretilerine kulak vereceğim.

Her ruh, Tanrı’nın krallığında sonsuz yaşama kavuşsun!”

Bunu söylerken, Ruhani Episkoposluk’un Yapay Ölüm hizbinin kullandığı dua jestini yaptı. Her iki elini de yukarı kaldırdı ve başparmaklarını alnında birleştirdi.

Mistik teoride bu, her Kapı Bekçisi’nin içinde barındırdığı Yeraltı Dünyasının özünü simgeliyordu; Ölüm’ün makamını temsil ediyordu.

Klein aynı jest ve sözlerle karşılık verdikten sonra devam etti: “İkinci olarak, Güney Kıta’dan gelen emirler, kimden gelirse gelsin, önce bana ulaştırılacak. Ancak ben onay verdikten sonra uygulanabilirler. Onayım yoksa gizlice iş çevirmeyeceksiniz. Sadece benim söylediklerim doğrultusunda geri bildirimde bulunabilirsiniz.”

Bunu istemesinin sebebi, Ölüm alanının meleği Haiter’in Yapay Ölüm planı konusundaki fanatikliğinin sürmesinden ve ara sıra Bryan ile diğerlerine yeni deneyler yapmaları için talimat vermesinden çekiniyor olmasıydı.

Aynı zamanda, Tanrıça Ölüm yolunun yadigarı üzerinde tam kontrol sağlamadan önce Haiter ve diğer iki azizin bir terslik olduğunu fark etmemelerini sağlamalıydı. Onların aşırıya kaçan bir hamle yapmalarını engellemesi gerekiyordu.

Bryan’ın bu konuda da bir itirazı yoktu.

“Emredersiniz, Ekselansları!”

En önemli iki konudaki talimatlarını verdikten sonra Klein’ın ifadesi değişmedi ama içten içe bir rahatlama hissetti. Biraz düşündükten sonra, “Üçüncü olarak,” dedi, “ben çağırmadıkça beni aramayın. Olağan iletişimimizi haberciler aracılığıyla yürüteceğiz.

Bildiğin gibi, astral dünyada Tanrı’nın dönüşünü görmek istemeyen pek çok varlık var.”

Patrick Bryan ağır ağır başını salladı.

“Anlıyorum.

Habcimin çağırma sözleri: Dünyanın üzerinde gezinen ruh, mutlak dost canlısı yaratık, Patrick Bryan’ın Sözleşmeli Yoldaşı.” Ölüm yolunun bir yarı tanrısının habercisinin olmaması zaten imkansızdı… Normalde bu yolun 6. Sekans beyonderlarının bile bir habercisi olurdu… Klein hiç tereddüt etmeden, sakin bir tonla cevap verdi: “Unutma, benim habercimin çağırma sözleri: Temelsiz boşlukta gezinen ruh, boyun eğdirilebilen dost canlısı yaratık, Gehrman Sparrow’a ait haberci. Ha, bir de haber alırken veya gönderirken işlem karşılığında bir altın sikke ödenmesi gerekiyor.”

Klein, Bryan’ın tepkisini ölçmek için Gehrman Sparrow ile Dwayne Dantès’in bağlantılı olduğunu bilerek açık etti.

“Gehrman Sparrow…” Patrick Bryan ismi şaşkınlıkla tekrarladıktan sonra sanki bir aydınlanma yaşamış gibi heyecanla atıldı: “Ekselansları, Ölüm Konsolosu mu?”

Şükürler olsun ki bir ritüel yan ürünü ve fanatik olmasına rağmen zekası yerinde. Bilgi toplayıp analiz yapabiliyor… Klein rahatlayarak içini çekti ve gülümseyerek yanıtladı: “O ben değilim. O benim öğretmenimdir.”

Bryan düşünceli bir şekilde başını salladı, tüm meseleyi tamamen çözdüğüne inanmıştı.

Klein onun neler düşündüğünü tahmin etse de üzerinde durmadı. Sağ bacağını diğerinin üzerine atıp ellerini dizine koyarak sordu: “Ruhani Episkoposluk’un diğer hizipleri hakkında neler biliyorsun?”

Patrick Bryan tekrar yerine oturdu: “Ruhani Episkoposluk’un en güçlü kolu kraliyet ailesi hizbidir. Tanrı’nın soyundan gelenleri merkeze alarak birçok organizasyon kurdular…

Şu anki liderleri, kan bağı nispeten zayıf olan Sia Palenque Eggers adında bir varis. Kendisi bir melek olabilir ya da Tanrı’nın önemli bir yadigarını kullanıyor olabilir. Kendisine Soluk Beyaz İmparariçe diyor…

Onun dışında kraliyet ailesi hizbinin beş aziz havarisi daha var. Bazıları gerçek yarı tanrılar, bazıları ise Mühürlü Eserlere güveniyor…

Kraliyet ailesi hizbi ve bizim dışımızdaki diğer kollar nispeten daha zayıf. Başlıcaları İstirahat hizbi ve Yeraltı Dünyası hizbi… Sadece bir araya geldiklerinde aziz havarilere denk üç güçlü beyonder çıkarabiliyorlar…”

Bryan sözlerini bitirdiğinde Klein belli belirsiz başını salladı.

“Bugünlük bu kadar. Gelecekte bir şey olursa benimle iletişime geçmekten çekinme.”

“Emredersiniz, Ekselansları.” Patrick Bryan ayağa kalkıp eğilerek selam verdi ve odadan ayrıldı. Kapı sessizce açılırken dışarıdaki figür gölgelere karıştı ve soğuk rüzgarla birlikte kayboldu.

Her şey durulduğunda Klein kapanan kapıya bir göz attı. Pencereye gidip perdeleri araladı ve sokağa baktı.

Sokakta ne zaman geldikleri belli olmayan birkaç atlı araba duruyordu. Her birinin önünde asılı ikişer fener vardı. Fenerlerin ışığı, koyu yeşil bir tını taşıyan, alışılmadık derecede soluk beyaz bir renkteydi. Etrafı bulanık bir şekilde aydınlatıyorlardı.

Neredeyse şeffaf figürler bu bulanık manzarayı çevrelemişti. Üzerlerinde resmi kıyafetleri andıran hayali giysiler vardı ve bu halleriyle oldukça ağırbaşlı görünüyorlardı.

Patrick Bryan havadan süzülüp yere indiğinde, etraftaki figürler saygıyla eğildiler. Yaratanrının ve yanındaki ruhun peşinden, güçlükle seçilebilen arabalara pürdikkat bir şekilde bindiler. Ardından karanlığın derinliklerine doğru yol aldılar.

Koyu yeşil hareler barındıran o uçuk beyaz ışık gitgide soluklaştı ve en sonunda sanki hiç var olmamışçasına karanlığın içinde yitip gitti.

Klein bakışlarını başka yöne çevirdi. Yüzündeki ciddiyeti koruyarak kendi kendine mırıldandı. Patrick Bryan’ın aldığı vahiyler doğrudan Tanrıça’dan ve Onun planlarından kaynaklanıyor olsa da, içimde bir yerlerde Backlund’da, hatta belki de tüm dünyada karanlık ve sinsi bir şeylerin patlak vermek üzere olduğuna dair huzursuz edici bir his var.

Acaba bu fırtına ne zaman kopacak?

Bu düşünceler zihnini kurcalarken Klein bir saniye bile vakit kaybetmedi. Hemen İblis Kadın Trissy ile irtibata geçti; her şeyin yolunda olduğundan ve onda bir tuhaflık bulunmadığından emin olması gerekiyordu.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.