Klein, yaptığı açıklamalarla Aaron’un içine su serpmişti. Ünlü cerrah, benzer kabusların devam edip etmeyeceğini anlamak için birkaç gün daha gözlem yapmaya karar verdi.
Cerraha kapıya kadar eşlik edip onu gülümseyerek uğurlayan Klein’ın yüzü, adamın gidişiyle bir anda ciddileşti. Derin bir düşünceye daldığı her halinden belliydi.
Rüya yorumunda aslında bir hata yoktu. O zifiri karanlık kule, yolu kapatan duvarlar ve kapılar, bir de devasa gümüş yılan... Bunların hepsi, Will Auceptin’in korku ve çaresizlikle sarmalandığına, koruma katmanlarının arkasına gizlenmeye çalıştığına dair simgelerdi.
Ancak asıl sorun şuydu: Bu görünün Doktor Aaron’un kendi ruhaniliğiyle ortaya çıkmış olması pek muhtemel değildi. Eğer öyle olsaydı, bu rüya sadece dün gece veya kağıttan turnayı bulduğunda ortaya çıkmazdı. Will Auceptin hastaneden taburcu edilmeden çok önce, ruhaniliği bu garip gelişmeleri bilinçsizce fark ettiğinde de benzer tecrübeler yaşamış olmalıydı.
Bu yüzden Klein, rüyanın Doktor Aaron’un zihnine zerk edilmesine aracılık eden şeyin o kağıttan turna olduğundan şüpheleniyordu.
Klein, el işi oyuncağı dikkatle incelemek için manevi bakışını etkinleştirdi ancak herhangi bir ruhani parıltıya rastlamadı. Yine de ruhani algısı ve sezgileri, bu origami parçasında tuhaf bir şeyler olduğunu fısıldıyordu. Bu, belki de en uçucu, anlaşılması en zor ve en çok korku ile saygı uyandıran o kadim kavramla, kaderle ilgili büyüleyici bir dokunuştu.
O çocuk, Will Auceptin, hiç de göründüğü kadar basit biri değil... Görünüşe göre en şaşırtıcı olan tarot kartı değil, çocuğun kendisiymiş. Gümüş dev yılan bir tehlike simgesi ve bu mesele şans, talihsizlik gibi unsurlarla bağlantılı. Yoksa bu, Canavar yolunun 1. Seviyesi olan Merkür Yılanı’nı mı temsil ediyor? Klein’ın zihni uzaklara daldı ama henüz hiçbir şeyden emin olamıyordu.
Asıl soruya, rüyanın zihne nasıl yerleştirildiğine geri döndü.
Okültizm konusundaki birikimi sayesinde bu mesele Klein için pek de karmaşık sayılmazdı. Kısa sürede bir fikir yürüttü.
Öncelikle tayf ve hortlak gibi varlıkların etkisini elemem gerekiyor. Eğer onlar işin içinde olsaydı Doktor Aaron’un aurasında siyah-yeşil lekeler görürdüm ama demin hiçbir iz yoktu.
Rüyayı gören kişinin dengesini bozmadan bilgi aşılamanın iki temel yolu vardı. İlki, Kaptan gibi bir Gece Kuşu’nun Beyonder güçlerini kullanmaktı. Bu yöntemde hedef, dolaylı yönlendirmelerle ikna edilir ve arkada suçluya dair hiçbir iz kalmazdı. İkinci yöntem ise çok daha ustaca ve ileri seviyeydi.
Rüya aleminin temel prensibi, astral projeksiyonun ruhlar dünyasında yolculuk etmesidir. Kişinin normalde farkında olmadan gözlemlediği detaylar, dışsal bir uyaranla simgesel bir görüye dönüşür. Ya da dış kaynaklardan doğrudan kendileriyle ilgili bir aydınlanma alırlar. Bu durum ruh bedenlerine ve psişelerine aktarılır; vücut uyku halindeyken de bu bilgi rüya formunda tezahür eder.
Yani ikinci yol, bu bilginin doğrudan ruhlar dünyasına zerk edilmesidir!
Önce büyüsel bir yöntemle verilmek istenen mesaj oluşturulur, ardından hedefin astral projeksiyonu ruhlar dünyasında dolaşırken bu bilgiyi doğal yollarla edinip geri getirir. Böylece hedef, başkalarının görmesini istediği sahneleri rüyasında görür ve ortada görünür hiçbir iz kalmaz.
Bu, gri sisin üzerindeki gücün bir kısmını kullanabilen bir ruh bedeniyle bile şu an yapabileceğim bir şey değil.
Klein bir an duraksadı ve bir ihtimal daha ekledi.
Belki de kağıttan turna aracılığıyla Doktor Aaron’un bilinçaltına bir tohum ekildi ve o turnayı bulduğu an rüya tetiklendi.
Bunu teyit etmek kolay. Doktor Aaron üzerinde medyumluk yaparsam izleri bulabilirim... Ama ona bunu yapmak pek dostça olmaz, değil mi? Ya da Peder Utravsky’den Zihinsel Terör Mumunu mu ödünç almalıyım? Hayır, beni tanıyan o vampir, şu ateşli figür meraklısı Emlyn White idi; o devasa, kas yığını Peder Utravsky değil. Klein düşüncelerini dizginleyip bir sonraki adımını planladı.
Tehlike seviyesini ölçmek için gri sisin üzerine çıkıp kehanet yapmaya karar verdi. Eğer durum idare edilebilir düzeydeyse, bu gece Doktor Aaron’un evine gizlice girecek, Rüya Tılsımı ve diğer yöntemlerle rüyanın kaynağını, doğrudan bir yönlendirme mi yoksa dolaylı bir kurgu mu olduğunu bizzat görecekti.
Yine de Klein’ın mevcut gücü ve seviyesiyle ikincisinin izini sürmek epey zordu. Kendi becerilerine pek de güvenemiyordu.
Yanında oturup tefekküre dalarak Doktor Aaron’un astral projeksiyonuyla aynı ruhlar dünyasında yolculuk etmek o kadar kolay değildi; bu, çok hassas bir odaklanma ve kilitlenme gerektiriyordu.
Sırlar Kitabı’ndaki tasvirlere göre ruhlar dünyasının varlığı oldukça büyüseldi. Gerçek dünyayla tamamen iç içe geçmiş bir haldeydi, bu yüzden herkes her an oradan bir görü alabilirdi. Ancak ruhlar dünyasında yön kavramı yoktu; geçmiş, bugün ve gelecek orada birbirine karışabiliyordu. Sanki sonsuz bilgi, veri ve yanılsama ruhanice toplanıp tuhaf bir denize hapsedilmiş gibiydi. Alışılagelmiş mantık ve kavramların ötesinde bir yerdi burası.
İşte bu yüzden, ruhlar dünyasından gelen işaretler doğrudan cevaplar değil, sadece çeşitli semboller olabiliyordu. Ve tam da bu sebeple, her astral projeksiyonun oradaki yolculuğu sadece fiziksel konumuyla değil, bedenin ve zihnin o anki durumuyla da ilgiliydi. Doğru konuma tam olarak odaklanmadan, fiziksel olarak yan yana olsanız bile ruhlar dünyasında bir başkasının astral projeksiyonunu bulmak imkansızdı.
Astral projeksiyonun ruhlar dünyasındaki hareket alanının sınırlı olmasının ve kimsenin çok derine inmeye cesaret edememesinin sebebi de buydu. Eğer biri orada kaybolur da bedenine geri dönemezse, zihinsel engelli kalabilir, hatta bitkisel hayata girebilirdi.
Ruhlar dünyasını bir sıçrama tahtası gibi kullanıp bir yerden bir yere ışınlanmak ise çok daha zordu. En ufak bir hata, gerçek dünyaya dönemeden orada çürüyüp gitmek anlamına geliyordu.
Oh be... Klein derin bir nefes alarak bu soruyu şimdilik zihninin bir köşesine itti.
Cebinden saatini çıkarıp baktı. Düşüncelere çok fazla daldığını, kahvaltısının buz gibi olduğunu fark etti. Muhabir Mike’ın hala gelmemiş olması, işin muhtemelen bir gün erteleneceği anlamına geliyordu.
Hiçbir şeyi israf etmeme prensibiyle soğumuş yemeğini bitirdi ve kehanet için gri sisin üzerine çıktı. Şaşırtıcı bir şekilde, ortada hiçbir tehlike emaresi yoktu.
Tüm bunları hallettiğinde randevu saati çoktan geçmişti. Hiç tereddüt etmeden kalın ceketini giydi, kasketini taktı, kelime defterini yanına alıp Minsk Caddesi 15 numaradan ayrıldı.
Asıl planı Mike Joseph ile Doğu Bölgesi’ne gidip röportaja eşlik etmek ve bu sırada Yaşlı Kohler’e, Liv’in kızını bulma sözünü kimseye çıtlatmaması için bir işaret çakmaktı.
Liv’in ailesine gelince, bu konuda hatırlatmayı Yaşlı Kohler’e bırakacaktı.
Şimdi Mike röportajı ertelediği için Klein çok daha rahattı; herhangi bir aksilik ya da hata konusunda endişelenmesine gerek kalmamıştı.
Yaşlı Kohler’in verdiği adres ve kehanetin gösterdiği yön doğrultusunda Doğu Bölgesi’nin derinliklerine daldı. Kalabalığın tetikte, uyuşmuş ya da açgözlü bakışları altında üçüncü kattaki odayı buldu.
İçeride iki ranzanın yanı sıra yerde eski püskü yataklar vardı. Her boşluk ıvır zıvırla dolmuştu.
Klein doğrudan en dipteki ranzanın alt katına bakıp seslendi: “Yaşlı Kohler.”
Yaşlı Kohler bir hışımla yerinden doğrulup kapıya doğru yöneldi. Yüzünde büyük bir sevinç vardı. “Gerçekten geldin! Dün o mektubu gönderdikten sonra bugün beni arayacağını tahmin etmiştim, o yüzden limana gitmedim. Sabahtan beri evde bekliyorum.”
Güzel, buraya seni bulmaya neden bu kadar doğrudan geldiğimle ilgili bir yalan uydurmak zorunda kalmadım... Klein etrafına göz gezdirip konuştu: “Yaşlı Kohler, şimdiki gelirinle kesinlikle daha iyi bir oda tutabilir, daha düzgün bir yere taşınabilirsin. Neden sadece yer yatağından ranzaya geçmekle yetindin?”
“Paranın çoğu senin için bilgi toplamaya gidiyor,” diyerek hafifçe güldü Kohler. “Ayrıca artık genç değilim. Sağlığım elden ayaktan düştüğünde lazım olur diye biraz kenara para atmam gerek.”
Klein iki saniye sustuktan sonra, “Bir sigorta yaptırmayı düşünebilirsin, mesela Kimsesiz Yaşlı Yardımı Poliçesi gibi. Gerçekten yaşlandığında en azından karnını doyuracak ve başını sokacak bir oda sağlayacak kadar ödeme yaparlar,” dedi.
Bu dünyada sigortacılık sektörü Dördüncü Devir’de filizlenmiş, İmparator Roselle’in teşvikleriyle epey olgunlaşmıştı. Deniz ticareti, yangın, yaralanma ve bakım sigortası gibi pek çok tür vardı; fakat bunlar genelde zenginlere ve orta sınıfa hitap ediyordu.
“Biliyorum. İşçiyken haftada üç pens prim ödüyordum ama gelirim kesilince...” Kohler içini çekti.
En büyük derdi gelirinin istikrarsız olmasıydı; dedektiften gelen paranın ne zaman kesileceğini kim bilebilirdi ki?
Klein da kesin bir söz veremezdi. Dışarıyı işaret ederek, “Liv’in evine gidelim de şu sözlük kitabını kıza geri verelim,” dedi.
Odadan çıktıktan sonra Klein laf arasında şunları ekledi: “Tam komedi gerçekten. Daha geçen gün gönüllü işler yapmaktan bahsedip Daisy’yi bulmak için yardıma talip olmuştum ama kız dün polisler tarafından zaten eve getirilmiş. Lütfen bu konuyu bir daha açma, kendime güldürmek istemiyorum.”
“Pekala,” diyerek onayladı Yaşlı Kohler. Ardından ekledi: “Kimse senin iyiliğinle dalga geçmez.”
Kirli sokakları aşarak Liv’in evine vardılar. Klein, az önce kurtarılan kızın yeniden ütü masasının başına geçtiğini gördü; her yer yine sırılsıklam kıyafetlerle doluydu, su damlaları parkelere süzülüyordu. Her şey eski tas eski hamamdı. Bir an ne diyeceğini bilemedi, nutku tutuldu.
Bir süre sonra, “Daisy,” diyebildi. “Sözlük kitabın.”
Daisy’nin gözleri parladı ancak işini bırakıp gelecek lüksü yoktu. Uzun süre uğraştıktan sonra nihayet işi durdurup kapıya geldi ve defalarca teşekkür etti.
Liv ve Freja da işlerini bırakıp minnetlerini sunmak için yanlarına gelince, Klein az önce Yaşlı Kohler’e söylediklerini onlara da tekrarladı.
Olumlu yanıtlar alınca, önceden hazırladığı iki poundluk bozuk parayı çıkarıp Liv’e uzattı.
“Yarın Daisy ile röportaj yapmaya bir muhabir gelecek. Bu para, onun vereceği ödemenin avansı. Ama sakın onun yanında bundan bahsetmeyin, yoksa işler karışır. Heh heh, belki yarın biraz daha verir ama bu kadar çok olmaz.”
“Bu, hayır... Ben o kötü adamın pisliklerini anlatmaya gönüllüyüm. Para istemiyorum!” Daisy başını hızla iki yana salladı.
Klein hafifçe kıkırdadı.
“Bu bir kuraldır. Kuralları bozamazsın, anladın mı?”
Liv’e bakarak, “Al şunu,” dedi.
“İnandığın şey doğru. Ancak Daisy ve Freja daha çok kelime öğrenir, daha çok şey öğrenirse bu durumdan kurtulabilirsiniz.”
Aslında Liv ve ailesine Doğu Bölgesi’nin kıyılarına taşınmalarını önermeyi düşünmüştü. Sonuçta çamaşırlarını başkasına yıkatacak kadar parası olan müşteriler Doğu Bölgesi’nde yaşamıyordu. Fakat sonunda bunu dile getirmedi.
Onlara daha fazla yardım etmeyi planlamıştı ama kendini dizginledi.
Doğu Bölgesi’nde Liv ve ailesi gibi binlerce, on binlerce, yüz binlerce, hatta milyonlarca insan vardı. Yardım etmek isteyen zengin bir banker bile olsanız, bu denizde bir damladan öteye geçemezdiniz. Üstelik bu sadece Doğu Bölgesi’ydi. Daha koca bir Backlund ve tüm Loen Krallığı vardı.
“...Teşekkür ederim. Benim yerime o muhabire de teşekkürlerini ilet.” Liv bir an sessiz kaldıktan sonra parayı aldı.
Klein orada fazla kalmadı. Sanki peşinde ruhunu yutacak bir hayalet varmışçasına hızla uzaklaştı.
Yaşlı Kohler ile dışarıda yürürken bir an durup arkasına döndü ve içini çekti. Kısık bir sesle mırıldandı: “Hiçbir zaman bir kurtarıcı gelmedi...”
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.