Oravi, Rorsted Takımadaları'nın kuzeydoğusunda yer alıyordu. Kuş uçuşu mesafe pek fazla olmasa da güvenli deniz rotası gemilerin sürekli zigzag çizmesini gerektirdiğinden katledilen yol birkaç yüz deniz mili uzuyordu.
Burası önceleri, üzerinde hiçbir insanın yaşamadığı, yalnızca her türden dışı yaratığa ev sahipliği yapan vahşi bir adaydı. Av çağının sona ermesinden sonra Loen Krallığı bazı suçluları buraya sürgün etmiş, böylece Oravi Adası zamanla kendi köylerine ve kasabalarına kavuşmuştu.
Doğudaki diğer adalar keşfedilip sömürgeleştirildikten sonra, deniz rotasının elverişli olması ve zengin doğal kaynakları sayesinde bölge çok sayıda yeni göçmen çekti ve burayı oldukça gelişmiş bir liman kenti haline getirdi.
Fener kulesinden yayılan ışık, karanlıkta öylesine sıcak görünüyordu ki hat gemilerine yanaşacakları limana kadar yol gösteriyordu.
"Nihayet vardık. Beni kutsayan kızıl aya ve kadere şükürler olsun." Darkwill son iskeleden atlayıp ayaklarını beton zemine bastı.
Doğrusunu söylemek gerekirse, kader bir yana, asıl Aptal'a ve Deniz Tanrısı'na şükretmelisin... Klein bir eliyle deri çantasını tutarken diğer eliyle bastonunu hafifçe yere vurdu.
Darkwill, olasılık zarı kutusunu özenle yerine yerleştirdikten sonra zangoç Carnot'nun nerede kaldığını sormakta gecikmedi. Hemen bir fayton kiralayıp doğruca kırmızı, mavi ve sarı renklerin cesurca harmanlandığı o görkemli St. Draco Katedrali'ne gitti.
Çan kulesinin içinde Carnot'nun kendine ait, daracık bir odası vardı.
Tık! Tık! Tık!
Darkwill, yanındaki eşyayı bir an önce teslim etmek için sabırsızlanarak kapıyı üç kez çaldı.
Gıcırdayarak açılan kahverengi ahşap kapının ardında, hafifçe öne eğilmiş, iri yarı bir adam belirdi.
Kırklı yaşlarında görünüyordu. Yüz hatları tek tek incelendiğinde aslında sıra dışı hiçbir şey yoktu ancak hepsi bir araya geldiğinde ortaya son derece uyumsuz bir ifade çıkıyordu.
Klein ona sadece tek bir bakış attığında bile gözlerinin aynı hizada olmadığını fark etti. Burun deliklerinin boyutları birbirinden farklıydı; sol yüz kasları hafifçe gevşediği için dudak kenarı aşağı sarkmıştı. Yüzünün sağ tarafı ise bunun tam aksine gergindi.
Carnot'nun bacak boyları da gözle görülür şekilde farklıydı; kollarından biri kalın, diğeri ise oldukça inceydi. Vücudu bütünüyle orantısızdı ve bu durum onu son derece çirkin gösteriyordu.
"Kimsiniz?" Üzerindeki siyah cübbeyle Carnot gelen ikiliye göz ucuyla baktı.
"Zangoç Carnot siz misiniz?" diye sordu Darkwill temkinli bir sesle.
Carnot, bir kenarı yukarıda, diğeri aşağıda kalan ağzıyla hafifçe sırıttı.
"Bu dünyada benim kadar çirkin ikinci bir adam olduğunu sanmıyorum."
"Haklısınız." Darkwill oldukça dürüst bir şekilde başını salladıktan sonra sırıttı. "Gördüğüm kadarıyla keyfiniz yerinde. Aslına bakarsanız bir erkek için dış görünüşün hiçbir önemi yoktur. Önemli olan yataktaki maharetidir."
Cık, sen henüz sadece yakışıklı erkeklere zaafı olan kadınları görmemişsin... Kitlelerin ünlü çılgınlığına kapıldığı bir çağdan gelen Klein, içinden alayla güldü.
Carnot'nun yüzü asıldı. "Bu tür konuları konuşmak istemiyorum."
"O konuda bir sorununuz mu var? Hiç dert etmeyin. Bende her türlü derdinize derman olacak ilaçlar mevcut..." Darkwill sözünü bitiremeden, onun dayak yiyerek can vermesinden endişelenen Klein öne doğru bir adım attı.
Bedenini aralarına siper ederek kalın bir sesle araya girdi: "O, Roy King'in öğrencisi."
"Tahmin etmiştim. Roy King onun bu özelliklerinden bahsetmişti." Carnot yolu açarak ikisini içeri davet etti.
Odası o kadar küçüktü ki içinde yalnızca tek bir yatak ve aynı zamanda yemek masası vazifesi gören bir dolap vardı. Tuvalet ise çan kulesinin en alt katındaydı.
Darkwill, yüzük kutusunu çıkarıp Carnot'ya uzatırken yüzüne eğreti bir tebessüm yerleştirdi.
"Hocam bunu size teslim etmemi istedi."
Carnot kutuya doğru kaçamak bir bakış attı. Üzerinde dört rakamını gördüğünde rahatladığı her halinden belli oluyordu. Darkwill'e dönerek, "Hocanın anlattığı kadar güvenilmez biri değilmişsin. Bunu kullanmaya yeltenmediğini görebiliyorum. Aksi takdirde zar uyanır ve üzerindeki mühürlerin kalktığını fark ederdi," dedi.
"..."
Tombul eczacının yüzü utançtan kızardı. Doğruyu söylemek zorunda kaldı: "Şey, aslında şu an nispeten sakin olduğu için öyle. Bir iki saat içinde kendi kendine yuvarlanmaya başlar. Onu yeniden mühürlemenin bir yolunu bulsanız iyi olur."
Carnot'nun yüzü seğirdi.
"Yeniden mi?"
"Şey... Yanlışlıkla yere düşürdüm ve b-birden canlanıverdi..." Darkwill gözleriyle baykuşu Harry'yi aradı ama kuşun içeri girmediğini fark etti. Kulenin dışında, bir dala tünemiş nöbet tutuyordu.
Carnot'nun gözleri fal taşı gibi açıldı, kambur sırtı neredeyse dikleşti.
"Buraya kadar nasıl sağ salim gelebildiniz?"
Onun gözünde, Roy King'in öğrencisinin çoktan o zarın azizliğine uğrayıp ölmüş olması gerekiyordu.
Darkwill aceleyle Gehrman Sparrow'u işaret etti. "Tamamen bu beyefendi sayesinde. Kendisi çok güçlü bir maceracı. Bize en etkili korumayı sağladı ve zarı geçici olarak mühürlemenin bir yolunu buldu."
"Nasıl bir yöntem bu?" Carnot soruyu ağzından kaçırıverdi.
Klein hafifçe gülümseyerek yanıtladı: "Meslek sırrı."
Carnot'nun yüzündeki ifadeler hızla değişti. Sonunda elini göğsüne koyup hafifçe eğildi.
"Teşkilatım adına size teşekkür ederim."
Darkwill araya girdi: "Onu kiralamak bin sterline ve bir talebe mal oldu. Talebi ise, çok ağır yan etkileri olmayan ama güçlü saldırı özelliklerine sahip mistik bir eşya bulmasına yardım etmemiz. Tabii karşılığını makul bir ücretle ödeyecek."
"Şey, benim üzerimde sadece üç yüz sterlin kadar vardı, o yüzden gerisini ödeyemedim. Kalanını sizin halletmeniz gerekecek..."
Carnot derin bir sessizliğe gömüldü, dudaklarının kenarı hafifçe titredi.
"Benim de yanımda sadece yüz sterlin kadar var..."
Zangocun odasında bir an için çıt çıkmadı. Dışarıdan esen rüzgâr duvar çatlaklarından sızarak üç adamın yüzünü yalayıp geçti.
Sonunda Carnot sessizliği bozdu.
"Belki de Konsey Üyesi Ricciardo'da yeterli para vardır. Sizi ona götüreyim."
Görünüşe göre bize güveniyor. Ne de olsa bir kader konseyi üyesi, hiçbir şekilde bir olasılık zarı ile kıyaslanamaz. Eğer niyetimiz kötü olsaydı, herhangi bir aksiliğin önüne geçip benzersizliği ele geçirmek için bu zarı buraya kadar taşımazdık... Klein, Carnot'nun odanın köşesinden bir fener alışını izledi.
O sırada gizlice ruh görüşünü etkinleştirerek adama üstünkörü bir bakış fırlattı.
Gördüğü manzara karşısında Klein'ın kaşları neredeyse yukarı kalkacaktı. Çünkü Carnot'nun aura renkleri oldukça tuhaftı.
Duygusal renklerinde hiçbir sorun yoktu, son derece sıradan görünüyordu. Ancak bedenini temsil eden eter vücudu hiç de doğal değildi. Kalbi yeşil, kafası mor ve sindirim sistemi sarı renkteydi. Sanki farklı parçalar büyük bir uyumsuzlukla bir araya getirilmiş gibiydi.
Aynı zamanda Carnot'nun ruhu da tam olarak bu hissi veriyordu.
İçten içe dikişlerle birleştirilmiş bir canavar mı? Klein edindiği bilgilere dayanarak kaba bir tahminde bulundu.
Carnot feneri aldıktan sonra başını çevirip maceracı Gehrman Sparrow'a baktı. Yüzünde neredeyse hiçbir duygu kırıntısı olmadan, "Ruh görüşüne karşı çok hassasımdır," dedi.
"Sanırım bazı garipliklerin farkına vardın. Ben doğal yollarla dünyaya gelmiş biri değilim. Toprak Ana Kilisesi'nin insan bedenini mükemmelleştirme deneylerinin bir ürünüyüm. Başarısız bir denek sayılırım, bu yüzden o malum konuda hiçbir yeteneğim yok."
Son cümlesini doğrudan Darkwill'e bakarak söylemişti.
Carnot başka bir şey demeden feneri taşıyarak siyah cübbesini üzerine geçirdi. İri gövdesini öne doğru eğerek, loş ışığın altında karanlık ve sessiz çan kulesinin merdivenlerinden aşağı inmeye başladı.
Toprak Ana Kilisesi'nin insan bedenini mükemmelleştirme deneyinin ürünü mü? Ama St. Draco Katedrali, Fırtına Kilisesi'ne ait... Madem başarısız bir denek, kimse onunla ilgilenmedi. Carnot da Toprak Ana Kilisesi'ne sırtını dönüp Yaşam Okulu'nun bir üyesi mi oldu? Bu mantıklı. Hem Toprak Ana Kilisesi hem de Yaşam Okulu eczacı yolunu barındırıyor, bu yüzden yollarının kesişmesi kaçınılmaz... Ama Yaşam Okulu neden sıradan biri gibi görünmeyen bu adamı Fırtına Kilisesi'ne zangoç olarak göndersin ki? Bu sadece basit bir kılık değiştirme mi, yoksa ikisi arasında özel bir bağ mı var? Klein son derece sakin bir tavırla Carnot'yu takip ederek çan kulesinden çıktı ve bir taş köprüye doğru yöneldi.
Köprünün sol tarafına tam yaklaşmışken, Klein aniden bir şey hissederek çaprazlama yukarı doğru baktı.
Baykuş Harry de peşlerinden uçmuş ve bir ağaç dalına tünemişti.
Çat!
Dal aniden kırıldı ve Harry hızla aşağı doğru süzüldü. Büyük bir çabayla, yere çakılmadan hemen önce kendini toparlayıp yeniden havalanmayı başardı.
Darkwill tam bir şeyler söylemek üzereydi ki Carnot kalın bir sesle durumu açıkladı: "Konsey Üyesi Ricciardo yaralı, bu yüzden güçleri biraz kontrolden çıkmış durumda. Belirli bir mesafeye giren herkes uğursuzluğa maruz kalır."
Carnot adımlarını durdurdu ve içinde zar olan yüzük kutusunu köprünün altına doğru fırlattı.
"Sayın Konsey Üyesi, Roy King'in öğrencisi zarı getirdi."
"Çok iyi." Köprünün gövdesinin derinliklerinden boğuk bir ses yükseldi.
Karanlığın içinden gümüş pullarla kaplı bir el uzandı ve çamurun üzerine düşen yüzük kutusunu kavradı.
Hemen ardından kutuyu açarak içindeki süt beyazı zarı çıkardı.
Gümüş pullarla kaplı diğer eliyle de deri benzeri, kâğıt gibi bir parça uzattı.
Bu nesne bir su borusunu andırıyordu ancak iki ucu birbirine bağlıydı. Kızıl ayın ışığı altında grimsi beyaz bir renkte parlıyordu. Yüzeyinde karmaşık semboller, işaretler ve Merkür Yılanı Will Auceptin'i işaret eden Hermes dilinde yazılmış birçok kelime vardı.
Kader Konseyi Üyesi Ricciardo nesneyi iki yana doğru çekip açtı, olasılık zarını içine yerleştirdikten sonra iki ucu yeniden birleştirdi.
Olasılık zarını periyodik sınır koşullarıyla mühürlemek için kaderi küçük ölçekte kullanmak, onu sürekli bir uyku veya sükunet halinde tutmak mı? Demek Merkür Yılanı Will Auceptin böyle bir durumu önceden öngörmüş ve bazı hazırlıklar yapmıştı. Klein rahatlamayla gözlerini çekti ve Ricciardo'nun boğuk sesini duydu.
Anlaşmanızdan zaten haberim var, Bay Gehrman Sparrow.
İyileştikten sonra mistik eşyayı bulmanıza yardım edeceğim.
Yedi yüz pounda gelince... Hemen şimdi üzerinize iyi bir şans ekleyeceğim. Oravi'deki birkaç kumarhaneye gidip biraz bahis oynayın, hak ettiğiniz ödülü alacaksınız. Unutmayın, her kumarhanede iki yüz pounddan fazla kazanmayın. Toplamda yedi yüz poundu kesinlikle aşmamalısınız.
Yani senin de paran yok. Yaralı halde saklandığını düşünürsek yanında para taşımaman normal tabii. Klein belli belirsiz başını sallayıp konuştu: "Peki."
Hiçbir şey hissetmeden yaklaşık on saniye kadar bekledi. Konsey Üyesi Ricciardo rahat bir nefes alıp, "Yeterince şanslı oldunuz artık," dedi.
Öyle mi? Klein ona inanmayı seçti. Darkwill'in, hocasının nasıl hapsedildiğini üstüne rapor ettiği o anı daha fazla bölmedi. Carnot'nun tarifine dayanarak yakındaki bir kumarhaneyi buldu ve Blackjack masasına oturdu.
Yaklaşık on dakika sonra, yüzünde boş bir bakışla kumarhaneden dışarı çıktı.
Para kazanmak bir yana, toplamda otuz pound kaybetmişti!
Hani nerede o iyi şans? Ona neden inandım ki? O lanet ihtiyar berbatın teki çıktı. Klein hiç tereddüt etmeden taş köprüye geri döndü ve kemerin altına doğru yaklaştı.
"O kadar çabuk mu? Şansınız bayağı yaver gitmiş olmalı." Ricciardo karanlık köprünün altından öksürerek güldü.
O sırada Darkwill ve Harry çoktan kalmak için yakındaki bir hanı bulmuşlardı.
Klein ifadesini bozmadan cevap verdi: "Kaybettim."
"Kaybettin..." Ricciardo bu kelimeyi zihninde evirip çevirdi ama uzun süre tek bir cümle bile kuramadı.
Karanlığın ortasında, sıradan bir baykuş gergin bir şekilde üzerlerinden uçup gitti.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.