Sherlock Moriarty mi?
Kulağa yabancı ismi gibi geliyor…
Moriarty… Holmes’taki profesörün adıydı sanki. Sherlock da Holmes’un ön adı olmalı… Bu dedektif sahte bir isim kullanıyor, değil mi? Hani bir oyunda karakter oluştururken uydurulan takma adlara benziyor. Belki de yabancı falan değildir…
Aynadaki hayaletten bir şeyler Seziyorum ve kısa bir tereddüdün ardından soruyorum:
“Kim bu adam?
“Beni neden korumak istiyor ki?”
Şu anda karşımdakinin benimle iletişim kurabilmesi sayesinden içimdeki korku hissi büyük ölçüde yatıştı.
Zaten bir suikastçıya dönüştüm. Bu dünyada hayaletlerin olması çok doğal değil mi?
Genel geçer mantığa aykırı bir şeyi kabul etmek artık o kadar da zor gelmiyor!
Hem eve dönerken otobüste bir şeylerin ters gittiğini hissetmemiş miydim sanki?
Aynadaki o küçük bonesiyle belirsizleşen kadın silüeti düz bir ses tonuyla cevap veriyor: “Biri sana zarar vermek istiyor.”
Sherlock Moriarty’nin kim olduğunu söylemedi. Beni neden korumak istediğini de… Belli ki bu bir sır. Söylenmeyecek ne olabilir ki? Zihnimden onlarca düşünce geçiyor.
Derken aklıma bir ihtimal geliyor ve pat diye ağzımdan kaçırıyorum: “O tarikat mı bana zarar vermek istiyor?
“Sherlock Moriarty de onların amansız düşmanı mı yoksa?”
Mantıklı!
Aksi takdirde, halka hizmet eden polisler hariç kimsenin durduk yere beni koruması için dişi bir hayalet göndereceğine inanmazdım.
Aynadaki hayalet iki saniye kadar sessiz kaldıktan sonra belirsizce başını sallıyor.
“Öyle de denebilir.”
O an gözlerinde hafif bir değişim sezer gibi oluyorum ama hangi duyguları barındırdığını bir türlü çözemiyorum.
Normal şartlar altında, hiçbir eğitim almamış bir insanın duyguları az çok gözlerinden okunur. Bu da onların bana karşı tutumunu anlamamı sağlardı.
Ama şu an tam karşımda duran şey bir hayalet.
Daha da önemlisi, gözlerden genelde sadece çok yoğun ya da hiç gizlenmeyen duygular okunabilir. Aynadaki dişi hayalet sadece bulanık ve mozaikli olmakla kalmıyor, duyguları da neredeyse hiç yokmuş gibi son derece donuk.
Bir an düşündükten sonra ağzını arıyorum: “Etrafımdaki insanlardan hangileri o kötü tarikattan?”
Siyah elbiseli dişi hayalet dudaklarını kıpırdatıyor.
“Onlar…”
Sesi giderek yankılanıyor, gittikçe zayıflıyor.
Ardından, tıpkı çekimi bozulan eski bir televizyon ekranı gibi aynanın yüzeyinde ince bir karlanma beliriyor.
Dişi hayalet bu parazit dalgasının arasında kaybolup gidiyor.
Bu da neydi şimdi…
Ne oldu böyle?
Artık hayaletlerden korkmuyordum bile, neden ortadan kayboldu ki?
Yine bir şey mi oldu yoksa?
Tetikte bir halde etrafıma bakınıyorum ama her şey gayet normal görünüyor.
Aynaya tekrar baktığımda her şeyin eski haline döndüğünü görüyorum. Ayna sadece korku dolu ve şaşkın yüzümü yansıtıyor.
Şarıl şarıl…
Musluktan sular boşa akıyor.
Farkında olmadan ıslak havluyu kapıp yüzümü siliyorum.
Değişen hiçbir şey yok.
Aynı zamanda olağandışı hiçbir şey de hissetmiyorum.
Her ne olursa olsun, yine de dişlerimi fırçalamam gerek… Kendimi sakin kalmaya zorluyorum.
İşler zaten bu raddeye gelmişken daha neye endişeleneceğim ki?
Dişlerimi fırçalayıp ağzımı sildikten sonra odama dönüyorum.
İçeri girdiğim an tarif edilemez bir his kaplıyor içimi.
Gözlerim kendiliğinden bilgisayar masasının üzerine bıraktığım cep telefonuma kayıyor.
Bütün bu anormalliklerin kaynağı o gibi.
İçgüdüsel olarak ileri atılıp telefonu pencerenden dışarı, benden olabildiğince uzağa fırlatmak istiyorum.
Fakat çok pahalıydı. Daha yeni değiştirmiştim… İçinde gerçekten bir sorun var mı bilmiyorum… Zaten artık bir suikastçıyım ve beni koruyan dişi bir hayalet var. Korkacak ne var ki? Kendi kendimi teselli ederek masaya yaklaşıyor, telefonu alıp parmak izimi okutuyorum.
Ekran kilidi açılır açılmaz karşıma çıkan ilk şey bir mesaj oluyor:
‘CesetlerleUuyan’ seni ekledi.
Bir sonraki saniye cep telefonumun ekranı aniden kararıyor. Etrafımdaki ışıklar sanki bu dipsiz kuyu tarafından emiliyormuş gibi zifiri bir karanlığa gömülüyor.
Tepki veremeden, telefonumun ekranındaki hafif ışık dalgalanıyor ve gözü, burnu, ağzı olmayan yarı saydam bir yüz beliriyor.
“Odanda bir hayalet var.”
Yüzün ağız kısmı açılıp kapanıyor ve ortaya uzun, parlak kırmızı bir dil çıkıyor. Dilin ucunda beş adet ince uzun parmak var ve iki yanında sıra sıra dizilmiş düzensiz, sivri dişler göze çarpıyor.
Sanki sen çok farklı bir şeymişsin gibi! Böyle bir cevap verme isteğiyle doluyorum ama kendimi tutuyorum.
Az önce okuduğum mesajı hatırlayarak hafifçe titreyen bir sesle soruyorum: “Da Hanım mı?”
İnanılmaz!
Kadın gerçekten medyumluk yeteneğine sahipmiş ve hayaletleri kontrol edebiliyormuş!
“Evet, mesajlaşma uygulaması üzerinden şimdiden bazı ön kısıtlamalar uyguladım. O hayalet bu gece sana dokunamaz, seni kurutma fırsatı bulamayacak.” Yarı saydam yüz hafifçe dalgalanıyor. “Yarın sabah bizzat gelip icabına bakacağım. Adresini ver.”
“Yarın sabah mı? Benim işim var.” Büyük bir ikileme düşüyorum.
CEO Huang havalimanından o önemli konuğu almamı istiyordu!
Eğer onu ekersem işimden olurdum!
“İş mi? Patronun güzel bir kadın mı bari?” diye soruyor Da Hanım o yarı saydam yüzün aracılığıyla.
“Patronum bir erkek,” diyerek gerçeği dile getiriyorum.
“Erkeklerden mi hoşlanıyorsun?” diye soruyor Da Hanım hiç duraksamadan.
“Ne alakası var canım?” diyerek sinirle gülüp reddediyorum.
“Madem öyle değil, tepende hayaletler dolanırken hâlâ nasıl çalışacak modda olabiliyorsun? Yoksa platonik aşık olduğun bir kadın meslektaşın mı var? Onu görmeden bir gün bile duramıyor musun?” Da Hanım alaycı bir tavırla kıkırdıyor.
“…Fakir olduğum için olabilir mi acaba? Çalışmazsam bana kim bakacak?” Da Hanım’ın beni yanlış yerlere sürüklediğini hissediyorum. Konuşma tamamen mantık hatalarıyla dolu.
Biraz birikmişim olsa da çok fazla sayılmazdı ve bu iblis çıkarma işi için para ödemem gerekecek.
Ayrıca çalışacak moddaydım çünkü dişi hayalet bana karşı hiçbir kötülük belirtisi göstermemişti.
Da Hanım’ın yarı saydam yüzü ağzını açıp konuşuyor: “Ailen ne güne duruyor?”
“Durumları pek iyi değil,” diye dürüstçe cevap veriyorum.
“Peki… Tiplemen nasıl?” Da Hanım garip bir soru daha soruyor.
“Sıradan.” İyice kafam karışıyor.
“Boyun?”
“1.70’ten biraz fazla.”
“Fiziğin nasıl?”
“Sıradan işte.”
“Ne kadar büyük?”
“Ha?”
“Şeyin diyorum, ne kadar büyük?”
“Hey!”
“Şöyle ki: Seni bazı yarı zamanlı işlere yönlendirebilirim. Karşı taraf zengin ve boş vakti bol olgun kadınlardan oluşuyor. Gençlere çok değer verirler. Gerekli yardımı sağlamaya ve karşılıklı çıkar ilişkisine dayalı dostlar olmaya isteklilerdir. Değerlendirmek ister misin?” Yarı saydam yüz gevezeliğe devam ediyor.
“…Teyze, sen bayağı bayağı pes edip kestirmeden zengin olmamı mı teklif ediyorsun?” Karşı tarafın ne demek istediğini az çok anlıyorum.
“Anladığına göre sorun yok.” Yarı saydam, ürpertici yüz şüpheli bir kahkaha atıyor.
“Hiç öyle bir niyetim yok,” diyorum tereddüt etmeden.
Benim de kendime göre ilkelerim var!
Da Hanım konuyu uzatmayıp devam ediyor: “Öyleyse yarın işten kaçta çıkıyorsun? Ona göre randevulaşalım.”
“Akşam dokuzda.” Mesaiye kalma ihtimalimi de hesaba katıyorum.
“Tamamdır, adresini ver. Zamanı geldiğinde QQ üzerinden iletişime geçerim.” Da Hanım’ın yarı saydam yüzü esniyor.
Bu kadının sergilediği olağanüstü yetenekler benim bilgi sınırlarımı aştığı için artık kabiliyetlerinden en ufak bir şüphe duymuyorum. Hemen adresi verip soruyorum: “Şey… Şey… Bu iş bana kaça patlayacak?”
“Taban ücret 20.000 yuan. Zorluğuna göre fiyat artabilir. Eğer ödeyecek gücün yoksa o yarı zamanlı işi düşünebilirsin.” Da Hanım son derece açık sözlü.
Banka hesabımdaki parayı hatırlayınca içime bir acı oturuyor.
“En fazla ne kadar olabilir?”
Acaba vazgeçsem mi?
Zaten dişi hayaletin kötü bir niyeti var gibi durmuyordu.
“Çıkacağı en yüksek rakam 50.000 yuan,” diyor Da Hanım sakince.
“50.000 mi? Sadece 50.000 mi?” Şaşırıyorum.
Yarı saydam yüz burun kıvırıyor.
“50.000’i aşan görevleri zaten kabul etmem. Para güzel şey ama harcamak için hayatta kalmak gerek.”
“…Peki.” İflasın eşiğinde olduğumu kabulleniyorum.
“Bu arada sana bir dosya göndereceğim. İndirip okursun, hayaletlerle nasıl geçineceğine dair bilgiler var.” Yarı saydam yüz yavaşça telefonun ekranına doğru çekilip kayboluyor.
Ardından CesetlerleUuyan kullanıcısının bana bir BitTorrent bağlantısı gönderdiğini görüyorum.
Dosyayı açtığımda içinde birkaç video olduğunu fark ediyorum. Boyutları epey büyük ve isimleri “1”, “2”, “3” şeklinde sıralanmış.
Mesele son derece ciddi olduğu için hiç tereddüt etmeden bilgisayarımı açıp indirmeyi başlatıyorum.
İndirme devam ederken vakit geçirmek için oyun oynamaya başlıyorum.
Bir süre sonra indirme tamamlanıyor. “1” isimli video dosyasını açıyorum.
Sadece birkaç saniye sonra ekranda bir başlık beliriyor:
“Bir Çin Hayalet Hikayesi.”
“Ben sizin…”
Cam pencerenin üzerinde, uzun siyah elbiseli, bulanık bir dişi hayalet belitiyor. Yanağını tek eliyle dayamış, sessizce bilgisayar ekranına bakıyor.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.