Soğuk rüzgar esip durdukça telefonumun feneri iyice zayıflıyordu. Ensemdeki tüyler dikeldi, bedenimi hafif bir titreme aldı.
Dürüst olmak gerekirse, bir suikastçıya dönüştükten sonra zifiri karanlıkta bile etrafı gayet net görebiliyordum. Basacağım yeri şaşırmam imkansızdı.
Ancak karanlıkta görebilmem, bir ışık kaynağına ihtiyaç duymayacağım anlamına gelmiyordu.
Sonuçta karanlıktan kim korkmazdı ki?
Göğsümdeki baskı arttı, kalbim bir davul gibi güm güm çarpmaya başladı.
Tam o sırada, üzerimde bir çift göz hissettim. O soğuk rüzgar, karanlığın derinliklerine gizlenmiş bir canavarın nefesinden farksızdı.
Daha önce otobüste yaşananları hatırlayarak hiçbir gariplik sezmemiş gibi davrandım ve kafamı eğip telefona baktım.
Yine mi bozulmuştu bu zımbırtı?
Daha önce de fenerin aniden sönmeye yüz tuttuğu olmuştu ama o zamanlar hurda bir telefon kullanıyordum. Şimdi ise "tecrübeli" yanım ağır basmış, suçu alışkanlık gereği cihaza atmıştı.
Ekranı biraz kurcalayıp ışığın tekrar güçlü yanmasını sağladıktan sonra, hiçbir şey olmamış gibi yoluma devam ettim.
O tekinsiz rüzgar koridorda dolanmaya devam ediyordu. Işık bir parlayıp bir sönüyor, zihnimin kuytularına gömdüğüm o derin korkuyu eşeleyip çıkarıyordu.
İlerlerken bir yandan da suikastçı yeteneklerinin hayaletlere karşı işe yarayıp yaramayacağını tartıyordum.
Vardığım sonuç şuydu:
Hiçbir işe yaramazdı.
Elimde hiçbir koz olmadığına göre, sokaktaki serserilerle kapışır gibi kötülük avına çıkmayı ya da olası bir hayaletle yüzleşmeyi umacak halim yoktu.
Bir adım, iki adım, üç adım... Soğukkanlılığımı koruyarak merdivenleri tırmandım ve en üst kata ulaştım.
Binanın sarı lambaları sorunsuz bir şekilde etrafı aydınlatıyordu.
Her şey normale dönmüştü.
Hemen ardından o dondurucu rüzgar kesildi. Işığın titremesi son buldu. Kazasız belasız altıncı kata ulaşıp kiraladığım apartman dairesinin kapısında durdum.
Oh be, burada gerçekten bir hayalet var! En kısa sürede buradan taşınmalıyım! Zihnimden ilk geçen düşünce bu oldu.
Bundan zerre utanmıyordum. Her insanın vereceği türden, tamamen dürtüsel bir tepkiydi bu!
Ancak ben hiçbir şey demeden çekip gidersem Sia Tas ve erkek arkadaşı burada neler döndüğünden asla haberdar olamayacaktı. Yaşamaya devam edeceklerdi. Belki de o iblis peşlerine takılacaktı... Hem bu binada on iki daire vardı. Her birini tek tek uyarmam imkansızdı. Ayrıca söze nasıl başlayacaktım ki? Hayalet var mı diyecektim? Kim inanırdı bana? Elimde anahtarla öylece kalakaldım, zor bir kararın eşiğindeydim.
Hemen işinin ehli bir Daoist rahip ya da keşiş bulup hayaleti defetmesini mi isteseydim? Ama tanıdığım hiç kimse yoktu. Bugün yaşananlara kadar bu dünyada doğaüstü güçlerin varlığından bile habersizdim. Hepsi masal gibi gelirdi... Doğru ya, Tarot Kulübü'nden Yıldız, o gizemli örgütün her türlü süper gücü sağladığını biliyordu. Yani bu konulara az çok hakimdi... Acaba hayalet avlamaktan anlayan birkaç usta tanıyor olabilir miydi? Bir şansımı denemekten zarar gelmezdi. Hiçbir şey yapamazsam polise isimsiz bir ihbarda bulunurdum. Ya da her dairenin kapısına binanın perili olduğuna dair bir broşür bırakırdım... Yok, broşür değil de bir uyarı yazısı... Kafamda hızla bir plan oluşturdum.
Sonucun ne olacağı pek de umurumda değildi açıkçası. Ne de olsa bu konularda tecrübesizdim. Her şeyden önce kendi başımın çaresine bakmalıydım.
Kapıyı açıp içeri girdim ve odama geçtim. Bir süre düşündükten sonra QQ'ya girip Yıldız ile özel bir sohbet başlattım.
Tüh, Asılan Adam ve İnzivacı onun siber polis olabileceğinden şüpheleniyordu. Doğrudan ona yazarsam IP adresimi tespit edip kimliğimi kolayca bulabilirdi... Tam mesajı yazacakken Tarot Kulübü'nün diğer iki üyesinden gelen uyarı zihnimde çaktı.
Biraz kurcaladıktan sonra bir vekil sunucu üzerinden "Dünya" mahlaslı yan hesabıma geçtim ve Yıldız'a yazmaya başladım:
"Orada mısın? Sana bir şey sormam gerek."
"...O emojiyi kullanma. Beni korkutuyorsun," diye hızlıca yanıt verdi Yıldız.
"Neden ki?" diye sordum.
Yıldız anlatmaya başladı:
"O emoji son zamanlarda çok popüler oldu. Oldukça da tuhaf.
"Dahası, geçen hafta bir ailenin başına korkunç bir felaket geldi. Ailedeki herkes gözüne tek camlı bir gözlük takmış halde, farklı farklı yerlerde ölü bulundu. Tek hayatta kalan, yaşadığı travma yüzünden aklını yitiren küçük bir kız oldu. Yanına yaklaşılmasın diye çığlık atıp duruyor.
"Bu emojiyi kullananların meşum bir varlık tarafından hedef alındığını düşünüyorum. Emojiyi gönderenler kendi kendilerine o gözlüğü takıp ya intihar ediyor ya da birbirini katlediyor."
"Korkutma beni," diye yazdım. İnanıp inanmamak arasında kalmış gibiydim.
"Haha, şaka yapıyorum ya. Emojideki gözlük, yaşanan olaydaki gözlüğün ters tarafında duruyor bir kere. Hem bu emojiyi yüz binlerce insan kullanıyor. Hangi karanlık güç herkesi tek tek takip edebilir ki?" Yıldız konuyu değiştirdi. "Beni neden aradığına gelelim?"
Bocalamadan doğrudan konuya girdim:
"Benim oturduğum yerde hayalet var. Bu işlerden anlayan tanıdığın biri var mı?"
"Ben çok iyi anlarım," diye tereddütsüz yanıt verdi Yıldız.
O zaman kimliğim açık etmez miydi? Hızla başka bir emoji attım:
"Şimdilik seni meşgul etmeyeyim. Zaten yoğun birine benziyorsun.
"Bana önerebileceğin başka biri var mı?"
"Var. Bir hanımefendi var, medyum kendisi. Yabancı yöntemler kullanır ama işe yarayacağına garanti veririm. Bir de yabancı bir rahip var. O da kötü ruhları kovma ritüellerinde oldukça başarılıdır," diye yazdı Yıldız.
"İkisi de mi yabancı? Hiç yerli Daoist rahip veya keşiş yok mu?" Bizim buraların yöntemlerine güvenim daha fazlaydı.
Yıldız kestirip attı:
"Ben sadece yabancı olanları tanıyorum!"
"Peki. Hangisi daha iyi?" Aslında hangisi daha ucuz diye soracaktım ama ucuz etin yahnisi yenmez mantığıyla işi şansa bırakmak istemedim.
Yıldız hiç beklemeden cevap yazdı:
"Madam Da."
"Sana QQ numarasını veriyorum. Doğrudan ekleyip iletişime geç.
"XXXXXXXXXXXXX."
"Tamamdır, teşekkürler." Numarayı hemen kopyalayıp arama çubuğuna yapıştırdım.
Madam Da'nın QQ kullanıcı adı "CesetlerleUyuyan" şeklinde ayarlanmıştı. Eklemek istediğimde karşıma bir doğrulama sorusu çıktı: "Kaç yaşındasın?"
Kaç yaşında mıyım? Bu nasıl bir soru böyle... Bir tür parola falan mı gerekiyordu? Bir an ne yapacağımı bilemedim. Ekran görüntüsü alıp Yıldız'a fırlattım.
"Cevap ne olacak?"
Yıldız hemen yanıtladı:
"Reşitim yaz geç."
"Bu da ne demek şimdi? Reşit olmayan müşterilerle ilgilenmiyor mu?" İyice kafam karışmıştı.
"Alakası yok. Sadece muhabbetin nereye kadar varabileceğini anlamak istiyor." Yıldız kısa bir açıklama yaptı ve ardından olayı özetleyen bir görsel attı: Muhabbete de açığım, her şeye de.
"..." Bir an ne diyeceğimi bilemedim. Yıldız'ın dediği gibi doğrulama kutusuna "Reşit" yazıp gönderdim.
Da çevrim dışı gibiydi. Aradan birkaç dakika geçmesine rağmen isteğimi kabul etmedi. Yıldız'a teşekkür ettikten sonra atıştırmalıklarla kendimi teselli etmeye koyuldum.
Yiyip içtikten sonra elimi yüzümü yıkamak ve yatmaya hazırlanmak için koridordaki banyoya geçtim.
Madam Da hâlâ isteğimi onaylamamıştı.
Banyonun ışığını açıp musluğu çevirdim. Havluya uzandım.
Arkamı döndüğüm an, aynadaki karaltıyı fark ettim.
O karaltı belirsiz, bulanık bir silüetti. Seçebildiğim kadarıyla başında küçük bir şapka vardı. Siyah elbise giymiş bir kadındı bu.
Bu kesinlikle benim yansımam değildi!
Evde ev kıyafetleriyle dolaşan Sia Tas da olamazdı!
O anda zihnim adeta patlama yaşadı. Dehşetle geriye doğru fırladım.
"Korkma," dedi aynadaki kadın, yankılı ve ruhani bir sesle. "Seni korumam için beni biri tuttu."
"Kim?" diye sordum gayriihtiyari.
Aynadaki silüet gayet sakin bir tonla cevap verdi: "Sherlock Moriarty adında bir dedektif."
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.