Tarikat mı? Bu kelime anında dikkatimi çekiyor.
Yargıç takma adlı grup üyesi, "Bir tarikatın bizimle ne ilgisi olabilir ki?" diye soruyor.
Adalet isimli bir diğeri ise "Gizemli mi? Ne kadar gizemli?" diye merakla atılıyor.
Grup sohbeti bir anda mesaj yağmuruna tutuluyor, hızı yetişilecek gibi değil.
Bu grubu ilk kurduğum zamanları hatırlıyorum; bir korku ve gizem oyunu oynuyorduk. O dönem oyunda yetenekli olan arkadaşlarımı davet etmiştim. Bu tarz oyunlar doğası gereği mistik unsurlar barındırdığından, oyun zamanla popülerliğini kaybettikçe bizim sohbet de kendiliğinden gizemli konuların tartışıldığı bir mecraya dönüştü.
Tabii erotik içerikli gruplar hariç tutulursa, her sohbet grubunda olduğu gibi burada da içeriğin büyük kısmını günlük geyikler oluşturuyor.
Üyeler arasında gizemli konulara en meraklı olanı Adalet rumuzlu genç kadın. Günlük konuşmalarından anladığım kadarıyla varlıklı bir aileden geliyor ve yaşı da epey genç, muhtemelen öğrenci.
Herkes sorularını sıraladıktan sonra Yıldız yazmaya başlıyor:
"Bu tarikat gözünü sıradan insanlara dikmiş durumda.
Özellikle de gizemli konulara meraklı olanlara!
Ölümlülerin sınırlarını aşan güçler kazanmanız için her yolu deniyorlar. Mesela gece ne kadar ilerlerse kendinizi o kadar enerjik hissediyorsunuz."
Büyücü takma adlı üye heyecanla yanıt veriyor: "Aaa, bu süper güç zaten bende var!"
O da bir kadın. Yeşil temalı malum bir kitap sitesinde roman yazarak iyi para kazandığını, hatta oranın popüler yazarlarından biri olduğunu söylediğini hatırlıyorum.
Ancak ne zaman konuşsa araya sıkıştırdığı imalı ve edepsiz esprilere bakılırsa, bahsettiği o yeşil site belki de benim bildiğim yer değildir.
Ay rumuzlu üye lafa giriyor: "Gündüzle kıyaslayınca ben de geceyi tercih ederim."
Bu adam ne demeye çalışıyor şimdi? Gece kuşu olduğunu mu ima ediyor, yoksa altından başka bir şey mi çıkacak? Çenemi kaşıyarak adamın ne düşündüğünü çözmeye çalışıyorum ama nafile.
Bu herif hep böyle. Derin bilgilere sahip sanırsın, bir bakarsın grupta sürekli zarif oyuncak bebeklerin linklerini paylaşıp indirim sitelerinde fiyat düşürmek için milletten yardım ister. Evden çıkmayan bir asosyal olduğu ortada. Ama toy dersin, bir an gelir öyle derin laflar eder ki şaşırırsın. İster geleneksel Doğu tıbbı olsun ister Batı tıbbı, hatta adı sanı duyulmamış tedavi yöntemleri olsun... Hiç anlamadığım teoriler ve örneklerle müthiş bir bilgi birikimi sergiler.
Geçenlerde gruptan birine, Keşiş'e nadir görülen bir hastalık teşhisi koymuş, kadının yıllardır çektiği kronik rahatsızlığı iyileştirmeyi başarmıştı. O olaydan sonra gruptaki herkes ona başka bir gözle bakmaya başladı.
Yıldız, Ay'ın mesajını görmezden gelip Büyücü'ye dönüyor:
"Peki günde sadece iki saat uyuyarak idare edebiliyor musun?"
Büyücü yanıtlıyor: "Edebiliyorum ama en fazla bir hafta sürer. Sonrasında pestilim çıkıyor, acısını çıkarmak için günlerce uyumam gerekiyor. Üstelik vücudumdan kamyon geçmiş gibi hissediyorum, yüzümde de lastik izleriyle geziyorum 😌"
Yıldız devam ediyor:
"Her neyse, bu tarikat önce Süpermen gibi güçler kazanmanızı sağlıyor. Mesela her gün iki saat uyusanız bile acayip enerjik oluyorsunuz. Türlü türlü ruhlar görüyorsunuz, gökdelenlerden atlayıp burnunuz bile kanamadan yürüyüp gidiyorsunuz, alevleri kontrol edebiliyorsunuz falan filan."
Adalet hiç vakit kaybetmeden yazıyor: "E harika bir şey değil mi bu?"
Güneş, Yargıç ve Büyücü peş peşe sıralanıyor:
"Bence de harika!"
"+1"
"+1"
Bir an duraksayıp yedek hesabım olan Dünya'ya geçiyorum.
"+1"
Yıldız bir emoji gönderiyor:
"😬 Kaderin sunduğu her hediyenin bedeli önceden kesilmiştir."
Büyücü anında yapıştırıyor: "Ben böyle bir şey söylemedim. —Lu Xun.jpg"
Bunu artık refleks olarak yaptığına kalıbımı basarım.
Adalet araya giriyor: "Gerçekten ölümlüler dünyasını aşan bir güç var mı ki?"
Yıldız'ın şaka yaptığını düşündüğü her halinden belli.
Yıldız cevap veremeden Ay söze giriyor:
"Dünyada hayal gücünüzün çok ötesinde pek çok şey var.
Gözünüzle görmüyor oluşunuz, yok oldukları anlamına gelmez."
Güneş heyecanla atılıyor: "Yani gerçek olan bazı gizemli güçler var mı?"
İdam Edilmiş Adam rumuzlu üye bir emoji atarak çıkışıyor: "...Çocukların aklını bulandırmayı kesin 😤."
Büyücü gayet ciddi bir edayla destek veriyor: "Doğru ya, çok doğru. Aramızda hâlâ okula giden küçükler var. Çocukların yanında böyle garip, doğaüstü şeylerden bahsedilmez, imalı laflar edilmez!"
Güneş savunmaya geçiyor: "B-ben ortaokula gidiyorum bir kere!
Üstelik boyum bir doksanı geçti!"
Bir doksan boy lafını gören gruptaki herkes derin bir sessizliğe gömülüyor.
Bir süre sonra Yıldız bir emoji yolluyor:
"😓 Uzun lafın kısası, bir kez bu tarikatın büyüsüne kapılıp hediyelerini kabul ettiniz mi, aralarına katıldıktan sonra mutlaka ağır bir bedel ödersiniz. Bazılarının aklını kaçırıp akıl hastanesine yatırıldığını duydum. Kimisi korkunç şekillerde intihar etmiş. Kimisi ise dönüşmüş..."
Lafını bitiremeden bir anda susuyor. Profil simgesi çevrimdışı olduğunu gösteriyor.
Yedek hesabım Dünya ile soruyorum: "Ne dönüşümü?"
Ana hesabım olan Budala, güvenilir ve olgun bir adam imajına sahip. Bu yüzden ulu orta soru sorup imajımı bozamam.
Büyücü yine hayal gücünü konuşturuyor: "Acaba Yıldız'ı tarikatçılar basmış olabilir mi?"
Yargıç da her zamanki gibi Büyücü'nün kafasında: "Kıkırdama emojisi. İlahi, hiç öyle şey olur mu? Ben de gizemli bir tarikattan bahse-sjhfkjsdf..."
Yaptıkları şakadan hemen sonra Yıldız yeniden çevrimiçi oluyor:
"S*ktir, aniden elektrikler kesildi. Mecburen öteki telefona geçtim.
Benden bu kadar, çıkmam lazım. İşim gücüm var.
Her neyse, karşılıksız yemek olmaz, sakın zokayı yutmayın. Tarikatın tatlı vaatlerine kanmayın.
Hadi eyvallah~"
Yıldız çevrimdışı olur olmaz telefonuma arka arkaya iki özel mesaj düşüyor.
Mesajlar İdam Edilmiş Adam ve Keşiş'ten geliyor.
"Aklında olsun, bence Yıldız siber poliste çalışıyor."
"Yıldız polis olabilir. Grupta konuştuğun şeylere dikkat et."
Olmayacak şey değil... Gizemli tarikatlar hakkında bu kadar detay bilgiye sahip olduğuna göre... İki grup üyesine de hemen yanıt veriyorum:
"Sıkıntı yok. Biz tarikat değiliz ya 😏."
Sanki grupta sürekli edepsiz imalarda bulunan benmişim gibi.
İşin özü, ne zaman iç veya dış siyaset tartışılsa konuyu anında kapatır, ortama "saray hakkında uygunsuz konuşmak kelleyi götürür" yazılı caps atıp durumu toplardım.
Grup sohbetine son bir göz atıp uygulamadan çıkıyorum. Zihnimi yeniden kurcalayan o asıl meseleye dönüyorum.
Ne kadar düşünürsem düşeyim, bir çıkış yolu bulamıyorum. İçtiğim o suikastçı iksirini tükürüp çıkarmam imkansız.
Tek yapabileceğim hiçbir şeyden haberim yokmuş gibi davranmak ve tarikatların davetlerine kulak asmamak. Karşıma çıkarlarsa da anında polisi ararım... Zihnimi zorlayarak düşüncelerimi birikimlerime ve cüzdanıma odaklamaya çalışıyorum.
Bunu düşünür düşünmez endişelerimden sıyrılıp işe koyuluyorum.
Köle gibi çalışmak tam olarak böyle bir şey işte.
Uçak detaylarını, özel şoförü, otel rezervasyonlarını ve karşılama pankartını kontrol ettikten sonra sesli olarak konuşma pratiği yapıyorum.
Her şeyi bitirdiğimde saat gecenin onu olmuş bile.
Karnım acıkmaya başlıyor.
Aşağı inip atıştıracak bir şeyler alsam iyi olacak... Kendimi mahrum bırakmaya gerek yok.
Kaldığım odadan çıkar çıkmaz yan odadan gelen kavga seslerini duyuyorum.
Seslerin kaynağı elbette yabancı sevgilisine bağıran Sia Tas adlı kadın.
Hiç mi bıkmaz insan... İçimden tam kadına laf yetiştirecekken kavga seslerinin giderek cılızlaştığını fark ediyorum.
Hayda...
Tüm tecrübelerime dayanarak söylüyorum ki az sonra orada reşit olmayanlara uygun olmayan şeyler yaşanacak.
Reşit olsam da neticede sap sap gezen tek bir adamım.
Biraz düşündükten sonra odaya geri dönüyorum. Pencereyi açıp pervaza tırmanıyor ve büyük bir alışkanlıkla aşağı atlıyorum.
Rüzgarın koynunda vücudum öyle hafifliyor ki sanki tüm dertlerim uçup gidiyor.
Yere tereyağından kıl çeker gibi indiğimde derin bir nefes alıyorum. Suikastçı gücünü artık tamamen kavradığımı hissediyorum.
Sitenin dışındaki cadde gecenin bu saatinde bile cıvıl cıvıl. Yol boyunca dizilmiş tezgahlardan kimi mangal yapıyor, kimi kızarmış pilavla erişte satıyor. Bazıları ise haşlanmış et, soğuk mezeler, ördek boynu ve deniz tarağı gibi sokak lezzetleri sunuyor. Yoldan geçenler ne olduğunu anlamadan bir tezgahın başına oturup çaresizce bir kilo daha alarak kalkıyor.
Göbeğimi hesaba katınca... Bir dakika, benim göbeğim nerede?
Yıllardır binbir emekle, o kadar yemekle besleyip büyüttüğüm o tatlı küçük göbeğim yok olmuş!
Bu da mı suikastçı olmanın getirdiği bir değişim? Bir kez daha şaşkınlığa uğruyorum.
Bu durum atıştırmalık sınırımı ortadan kaldırıyor. Şöyle güzel bir mangal ziyafeti çekip kutlama yapabilirim aslında.
Yok yok, nefsime hakim olmalıyım. Boyu bir yetmiş olan bir suikastçı yüz kiloya çıkarsa, hedefim beni gördüğünde kahkahalara boğulup ölmez mi? Yavaşça nefesimi dışarı verip 24 saat açık markete gitmeye karar veriyorum.
Solumda FamilyMart var, sağımda ise Lawson. Benim gibi kararsız biri için tam bir işkence.
Lawson'ın son zamanlarda yeni dondurmalar çıkardığını duymuştum... Hatırladığım gibi sağa sapıyorum.
Lawson'ın kapısından içeri adımımı atar atmaz, gözlerim büyüleyici bir kadınla karşılaşıp parıldıyor.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.