"Evet."
Bunu söylerken nedensizce kendimi kastım, içime tarif etmesi imkansız bir burukluk çöktü. Biri burnumun ortasına sert bir yumruk atmış gibiydi. Gözlerim sızlamaya, yaşlar kirpiklerimin ucunda birikmeye başladı.
Tetiklenen bu çekingenliği anlayabiliyordum. Birkaç aykırı tip dışında, sıradan insanların çoğu polisle yüz geldiğinde gerilirdi. Ben de bir istisna değildim.
Peki ama içimden gelen bu aniden ağlama isteği de neyin nesiydi?
Zihnimi sarıp sarlayan bu duygu dalgalanmaları beklentilerimin tamamen ötesindeydi.
Bildiğim kadarıyla bu derece aşırı hassasiyet, sanat tutkusuyla yanıp tutuşan o en kırılgan gençlerde bile görülmezdi.
Acaba bu durum suikastçı iksirinin bir yan etkisi miydi?
Süper güçler elde etmenin ödenmesi gereken bedeli bu muydu yoksa?
Gözlerimi kırpıştırıp hissettiklerimi kontrol altına almaya çalıştım. O sırada Deng Polis'in sesini duydum: "Geçici ikamet izniniz..."
Sözünü bitiremeden, arkasındaki diğer polis hafifçe fısıldadı: "Amirim, onun adı artık oturum izni oldu. Yine unuttunuz..."
"Ha evet, doğru ya. Yine unuttum." Deng Polis hiç istifini bozmadı. Yüzünde sıcak bir tebessümle bana döndü: "Oturum izniniz nerede?"
"Başvurmadım." Yalan söylemedim, zaten yalan söylemek de istemiyordum.
"Bu hiç iyi değil." Deng Polis başını iki yana salladı. "Oturum izniniz yok diye sizi tutuklayacak değiliz tabii ama bu yine de çok önemli bir konu. Buranın kalıcı sakini olmadan önce, yarın bir gün çocuğunuzu buradaki devlet anaokullarına göndermek isterseniz bu izin şart olacak."
"Daha kız arkadaşım bile yok." Polise karşı nazik olmaya çalışarak dudaklarımı zoraki bir tebessümle büktüm.
Çocuğumun olmamasından bahsetmeye gerek bile yoktu.
"Sadece kendiniz için düşünseniz bile oturum izni hayati önem taşıyor. Bilirsiniz, bizim şehrimizde tutunmak, kütük aldırmak çok zordur. Dışarıdan kabul ettiğimiz özel yetenekli kişileri veya farklı yollardan gelenleri bir kenara bırakırsak, normal şartlarda o izni alabilmek için eh... Birkaç yıl geçmesi gerekiyor. Yerleşim başvurusu yapmaya hak kazanmadan önce aradan yıllar geçmeli yani. En az sosyal güvenlik primlerini ödemek kadar mühim bir mesele bu."
Deng Polis'in bu tavrında, bir büyüğün samimi samimi içtenliğini hissettim. Onunla üsteleyip tartışmaya girmeden başımla onayladım.
"Anladım, bu hafta içinde halledeceğim."
Deng Polis gülümsedi. "Sitenin tam karşısında bir polis karakolu var, oturum başvurusu konusunda size yardımcı olurlar."
Ardından bakışlarını doğrudan yüzüme dikti.
"Bu arada, son iki üç aydır şehirde illegal bir tarikat yasadışı bir şekilde propaganda yapıyor. Klasik saadet zinciri taktiklerini kullanıyorlar. Sıradan insanları kandırıp yoldan çıkarmak için 'Tam Otomatik Dilek Makinesi' gibi daha modern terimler arkasına saklanıyorlar. Eğer böyle tiplerle karşılaşırsanız çok dikkatli olun ve derhal bize haber vermeyi unutmayın."
Tam Otomatik Dilek Makinesi... Bu kelimeleri duyduğum an kalbim tekleterek göğüs kafesime çarptı.
Kulağa o otomatın ta kendisi gibi geliyordu.
İyi ama o zaman bana kimse propaganda yapmaya, beni aralarına katmaya çalışmamıştı ki!
"...Tamamdır." İçimdeki tereddüdü dışarı yansıtmaya cesaret edemedim. Cevap vermeden önce bir saniye düşündüm.
"İş birliğiniz için teşekkürler." Deng Polis başka bir şey söylemeden gülümsedi ve elindeki küçük not defterini cebine koydu.
Tam arkasını dönüp gidecekken aniden duraksadı.
"Aksiliğe bak, bir şeyi unuttum."
Nedendir bilinmez, bu sözleri duyduğum anda gözlerim birden buğulandı.
"Burası ortak kiralık daireydi, değil mi? Diğer odada kim kalıyor?" Deng Polis'in sesi bu kez daha yumuşaktı.
Gözlerimi kapatıp içimde çalkalanan duyguları yatıştırmaya çalıştım.
"Bir çift kalıyor."
"Soyadı Sia olan bir hanımefendi ile yabancı erkek arkadaşı."
"Anladım." Deng Polis başını salladı. "İkamet kaydı yaptırmayı unutmamalarını hatırlatın onlara."
"Tamamdır." Deng Polis'in arkasını dönmesini izledim.
İşte tam o an, hemen arkasında bekleyen diğer polisi net bir şekilde görebildim.
Siyah saçları ve yeşil gözleriyle adeta televizyondan fırlamış bir ünlüyü andırıyordu.
Yeşil gözler mi? Melez miydi yoksa renkli lens mi takıyordu? Kendi kendime mırıldandım.
Yeşil gözlü polis birkaç saniye boyunca beni süzdü, ardından birdenbire gülümsedi.
"O lanet tarikatın yöntemleri hayal edebileceğinizden çok daha sinsidir. Onlardan korunmak neredeyse imkansızdır.
Bazen onlardan faydalanmak için hiçbir bedel ödemeniz gerekmez ama bana güvenin, gelecekte bunun acısını fazlasıyla çıkarırlar."
Bu adamın söylediklerini duyduğumda içim cız etti. Zihnim hemen suikastçı iksirine ve o iksir sayesinde kazandığım "İnanç Sıçraması" yeteneğine kaydı.
O şeyi sadece beş liraya almıştım.
Gerçekten de o tarikatın işi olabilir miydi?
Bana bu süper güçleri verdikten sonra benden ne isteyebilirlerdi ki?
"Anladım. Şüpheli bir şey görürsem hemen ihbar edeceğim." Yeşil gözlü polise yanıt verirken içimdeki korkuyu belli etmemek için büyük bir çaba sarf ettim.
Onları uğurladıktan sonra küçük ve dar odama dönüp yatağın kenarına çöktüm. Bilgisayar masasına doğru dönüp bugün yaşananları enine boyuna düşünmeye başladım.
Hiç mantıklı gelmiyordu.
Eğer o otomat gerçekten o tarikat tarafından konulduysa, saklanmalarına hiç gerek yoktu ki. Her bir müritlerine o suikastçı içeceğinden bir şişe verseler dünyayı ele geçirebilirlerdi!
Belki de bazı kısıtlamaları vardı?
Yine de insanlara süper güçler bahşedebilen bir örgüt kesinlikle hafife alınamazdı. Sıradan tarikatların başarabileceği bir şey değildi bu.
İyi ama bana süper güç vermekteki amaçları ne olabilirdi?
Kendilerine bir tetikçi mi yaratmak istiyorlardı?
O iş yaştı, bir yere gideceğim yoktu. Bana ulaşmaya cüret ederlerse, ben de polisi aramaya cüret ederdim!
Para için miydi?
Küçük bir şehirden gelen sıradan bir ailenin evladıydım. Ailemin başını sokacak bir evi olsa da diğer iki kardeşimi okutup büyütebilmek için annemle babam kenara pek para atamamıştı. Ancak Benson ile ben işe girip çalışmaya başladıktan sonra durumumuz biraz olsun düzelebilmişti...
Biraz düşündükten sonra telefonumu elime alıp WeChat uygulamasını açtım. Devlet memuru olarak çalışan ağabeyim Benson Zhou'yu buldum.
"B, son zamanlarda birinin ayağına bastın mı?" diye mesaj attım.
"B", Benson'a taktığım bir lakaptı. Adının baş harfinden ve kafasında hafiften başlayan kellikten geliyordu.
"Kimin ayağına basabilirim ki?" Benson hemen yanıt verdi. "Alt tarafı küçük bir devlet memuruyum. Her gün kellem koltuğumda, kılı kırk yararak çalışıyorum. Politikacı falan değilim ben. Gişede halka hizmet bile etmiyorum. Kimi kızdırabilirim ki?"
Ben daha cevap yazamadan bir mesaj daha gönderdi:
"Hayırdır? Ne oldu ki?"
"Dolandırıcılık olabileceğinden şüphelendiğim bir şeye denk geldim ama bende dolandırılmaya değer bir şey de yok ki" diye yazarak durumu mantığa bürümeye çalıştım.
Benson satır satır cevap vermeye başladı:
"Bir insan ne kadar fakir olursa olsun, onu dolandırmanın her zaman bir yolu vardır.
Kimin arkadaşı, ailesi yok ki? Paran yoksa borç alamaz mısın? Çevrendeki insanlardan ya da internetten alırsın. Her türlü mikro krediye bulaşırsın, hepsi birikince devasa bir meblağ eder.
Ayrıca hâlâ bir bedenine sahipsin. Böbreğini, korneanı, kanını satamaz mısın yani?
Hem bugünlerde kadınlara özel bir sürü kulüp var. Kim bilir belki bir müşterinin tarzı tam da sensin..."
"Oha, beni korkutmayı kes artık." Bu mesajı attıktan sonra hızla ekledim: "Neyse ki zokayı yutmadım."
Benson'ın suikastçı içeceğini içtiğimi öğrenip benim için endişelenmesini istemiyordum.
Çok dikkatli olmam gerekiyordu. Etrafımda en ufak bir anormallik sezdiğim an derhal polise ihbarda bulunmalıydım.
Biraz daha lafladıktan sonra Benson bana bir şeyi hatırlattı:
"Her neyse, açgözlülük etme sakın. Bir de Sa Sa okullar açılmadan önce burada olacak. Onu karşılamayı unutma."
"Anlaşıldı." Ona popüler bir çıkartma gönderdim.
Tek camlı gözlük takan bir ifadeydi bu: 🧐
Konuşmayı bitirince içimdeki o inanç sıçraması denemesine devam etme isteği tamamen uçup gitti. Yatağın kenarında otururken içimi hafif bir korku ve tedirginlik kapladı.
Bir süre sonra gayriihtiyari telefonumu elime alıp WeChat ve QQ hesaplarımı kontrol ettim.
QQ'daki grup sohbetlerinden birinde mesajlar havada uçuşuyordu.
Korku ve gizem oyunları oynadığımız için kurduğum bir gruptu bu. Adı Tarot Kulübü'ydü ve içi internetten tanıştığım üyelerle doluydu.
Mesajlara şöyle bir göz gezdirdiğimde, Yıldız isimli kullanıcının attığı bir ileti takıldı gözüme:
"Arkadaşlar herkes dikkatli olsun. Şehirde gizemli bir tarikat türedi."
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.