Will Auceptin’ın uyarısını gördüğünde, Klein’ın aklından geçen ilk şey verilmiş verilmiş sadakası olduğu fikriydi.
İyi ki belaya kaşınmayıp keşfe devam etmemişim… Derin bir nefes alıp rahatlamaktan kendini alamadı.
Ouroboros ile ilgili o duvar resmini ve ne idüğü belirsiz bir sebepten mutasyona uğrayan o korkunç canavar Anderson’ı görmüş olsa da, fiziksel olarak başını gerçekten tehlikeye sokmamıştı.
Acaba bir sonraki rüyada rastgele başka bir yerde mi belireceğim, yoksa kaldığım yerden devam mı edeceğim… Eğer ikincisiyse, en mantıklısı Anderson’ın damarına basmamak, onu ürkütmemek olur. Geldiğim yoldan tıpış tıpış dönüp o siyah manastırdan çıkarım… Klein gözlerini metinden çekip okumaya devam etti.
“Rüyayı saymazsak diğer şeyler o kadar da zahmetli değil. O harabelere yaklaşmaya kalkışmadığın, ‘öğle’ vakti gökte uçan şeyin ta kendisine dik dik bakmadığın ya da bas bas bağıran fırtınalara meydan okumadığın sürece, başkaları tarafından güvenilirliği kanıtlanmış deniz rotalarını izlersen hiçbir sorun yaşamazsın.
“Denizkızlarına gelince, rotandan şaşmadan ilerlemeye devam et, eninde sonunda karşına çıkarlar. Çünkü onların seviyesindeki varlıklar sadece nispeten daha güvenli alanlarda barınabilirler ve bu tarz yerlerin sayısı pek azdır.
“Son olarak, umarım her şey yolunda gider.
“Sevgilerimle, gelişiminin kritik bir evresine girdiği için muhtemelen sık sık derin uykulara dalacak olan dostun,
Will Auceptin.”
Son cümle biraz uzun ve kulağa tırmalayıcı geliyordu ama Klein, Kader Yılanı’nın ne demek istediğini şıp diye anladı: Ben doğana kadar, çok hayati ve acil bir durum olmadıkça beni rahatsız etme!
Elimden geleni yaparım… Klein kendi kendine kesin bir söz veremeden yanıtladı bu mesajı.
Eğer sorunsuz bir şekilde sınıf atlayabilirse, Kâhin yolunun 4. Dizi iksir formülünü bulmak için Will Auceptin’ın kapısını çalması çok uzun sürmeyecekti.
Denizkızlarını bulma konusunda kendine güveni gelen Klein, vakit kaybetmeden rüyadan ayrıldı. Şapkasını takıp korsanların yemek salonuna doğru ilerledi.
Rüyadaki karmaşa yüzünden yemeklerin çoğu soğumuştu ama korsanların keyfine diyecek yoktu. Ne de olsa kimsenin burnu kanamamıştı.
Bu mistik olayda kimse ölmediği için, ellerine millete hava atacak şahane bir malzeme geçmiş olmasından dolayı pek bir memnundular.
“Bir bardak süt ister misin?” Frank Lee elinde bir tabakla Klein’ın karşısına oturdu ve içten bir tavırla sordu.
Rüyadaki konuşmayı hatırlayan Klein, ciddi bir suratla kafasını kesin bir dille iki yana salladı.
İçten içe, gemideki bütün sütlerin Frank’in o tuhaf deneylerinin bir ürünü olmasından deli gibi korkuyordu.
Frank hiç oralı olmadı, sütünden koca bir yudum çekti.
“Sana rüyada o küçük şeylerden bahsettiğimi hatırlıyorsun değil mi?”
“Evet.” Klein soslu Ejderha Kemiği Balığı’ndan bir parça kesip ağzına attı.
Bu balık türü neredeyse hiç kılçığı olmamasıyla bilinirdi. Genelde tek bir ana kemikten ibaretti. Backlund’da türünün çeşitliliğinden ötürü orta ve üst düzey bir lezzet sayılırdı ama Oravi Adası’nın doğusunda, güvenli rotaların çeperlerinde sıklıkla avlanabilirdi.
Frank kıkırdadı.
“O zaman yaptığım tanım biraz hatalıydı. Asıl amaçları, ister dişi ister erkek olsun, emzirme durumunda olmasalar bile başarıyla süt üretmelerini sağlamaktı. Tükettikleri sürece süt verecekler, beslenmeyi kestiklerinde ise normale döneceklerdi. Böylece inekler boş yere eziyet çekmeyecek. İki cinsiyetin çocuk yetiştirme sorumluluğu daha adil bir hal alacak. Kadınların iş hayatına katılmasına da katkı sağlayacak…”
Bir dakika, bütün bunları bana niye anlatıyorsun ki… Klein, Gehrman Sparrow maskesini düşürmemek için kendini zor tuttu.
O an, kaçık lakabını Gehrman Sparrow’un değil, asıl Frank Lee’nin hak ettiğini düşündü.
Adam bildiğin kadın erkek eşitliğini savunuyor. Ama yöntemleri biraz korkutucu… Doğru ya. Toprak Ana Kilisesi de Gece Tanrıçası Kilisesi gibi kadınların toplumda erkeklerle aynı konumda olması gerektiğine inanır. Yine de onlar üremeye daha fazla önem verir, bunu en kutsal vazife sayarlar…
Yedi Kilise arasında, Fırtına Kilisesi ve Dövüş Tanrısı Kilisesi erkeklere en çok ayrımcılık yapanlardır. Güneş Kilisesi hemen ardından gelir. Bilgi ve Hikmet Tanrısı Kilisesi’ne gelince, onlar diğerlerinden farklıdır. Onların ayrımcılığı zekaya dayanır. Buhar Kilisesi ise tarafsızdır; hatta sanayinin gelişimi için daha fazla iş gücüne ihtiyaç duyulduğundan, kadınların iş hayatına girmesini teşvik etmek adına Tanrıça Kilisesi ile ortaklaşa çalışmışlardır… Klein’ın zihninden Yedi Kilise arasındaki bu farklar bir an içinde akıp gitti.
Başını kaldırıp Frank Lee’ye sanki az önce söylediği şey son derece sıradan bir konuymuş gibi baktı.
Bu durum Frank’i epey memnun etmişti, dayanamayıp sütünden birkaç yudum daha aldı.
Korsanlar vardiyalar halinde öğle yemeklerini bitirdikten sonra Cattleya kaptan köşkünün pencerelerini tekrar açtı. Büyü kullanarak sesini duyurdu.
“Yaklaşık 1,5 mil ileride bir ada var. Orada demirleyip fırtınanın geçmesini bekleyeceğiz.
“Bu sularda, öğleden geceye her geçişte korkunç bir fırtınanın kopma ihtimali vardır. Ne zaman patlak vereceğini kestiremiyorum ama yola devam etmeden önce fırtınanın geçmesini beklemenin daha güvenli olduğuna inanıyorum.”
Bu kez detayları her zamankinden daha çok anlatmıştı; çünkü anlık bir durum değildi ve bolca vakitleri vardı.
Denizcilerin en çok korktuğu şeylerden biri fırtınaydı, bu yüzden kimse itiraz etmedi. Cattleya’nın talimatlarına uydular. Dümenci Ottolov ve Güverte Reisi Nina’nın yönlendirmesiyle gergin bir şekilde demirleme hazırlıklarına başladılar.
Bu durum Klein’ın zihninde Will Auceptin’ın bahsettiği şeylerden birini kesinleştirmiş oldu.
Fırtına belirtisi gösteren hiçbir şeye meydan okuma!
Çok geçmeden, Gelecek’in önünde devasa ağaçlarla kaplı bir ada belirdi.
Yüz metreden uzun yelkenli gemi rotasını ayarladı ve rüzgara karşı demirledi.
Yarım saatten fazla bir süre geçtikten sonra gökyüzü aniden karardı. Kurşuni bulutlar birbiri ardına sökün etti.
Bütün çevre sularını yutacakmış gibi üst üste bindiler.
Gök gürültüsü ve kör edici şimşek çakmalarının ortasında, uzaklardan bir kasırga koptu geldi.
Yukarıda bulutlarla, aşağıda denizle birleşmişti. Efsanevi devlerden bile daha heybetliydi. Dünyayı yok etmeye and içmiş devasa, kıvrılan bir yılanı andırıyordu.
O korkunç kasırga, beraberinde dağ gibi dalgalar getirdi. Ağaç dalları gibi çatallanan şimşekler fırtına yüzünden durmak bilmedi. Deniz yüzeyini sürekli vuruyor, kıvılcım saçan küçük elektrik akımları halinde dışarı yayılıyordu.
Yağmur Gelecek’in güvertesini döverken, kamara veya sığınaklara çekilmiş korsanlar kıyametin koptuğunu sandılar.
Neyse ki bu fırtına çok uzun sürmedi. Yaklaşık on beş dakika sonra deniz sakinleşti, kasırga dağıldı. Öğle güneşi gökyüzüne yeniden hükmetti.
“Adaya çıkıp biraz hava alabilirsiniz ama iç kısımlara doğru fazla açılmayın. Topların menzilinde kalmak zorundasınız.” Cattleya korsanlara kısa bir nefeslenme fırsatı verdi.
Will Auceptin’ın uyarılarını aklından çıkarmayan Klein’ın adayı keşfetmek gibi bir niyeti yoktu. Gelecek’ten ayrıldıktan sonra sadece sahilde yürüdü, ayaklarının sağlam basmasının keyfini çıkardı.
Kumsal, güneş, ağaçlar… Tatildeymişim gibi hissettiriyor… Klein böyle eğlenirken birden gözünün ucuyla hızla hareket eden siyah bir nokta fark etti.
Bir uçurumun kenarından bu tarafa doğru koşuyordu!
Siyah nokta giderek büyüdü ve bir insan siluetine dönüştü!
Çok uzağında olmayan Cattleya da kumsaldan bu anormalliği fark etmişti. Yan dönüp burnunun üzerindeki ağır gözlükleri çıkardı.
Zümrüt yeşili gözleri olan figür iyice yaklaştı. Üzerinde beyaz bir gömlek, siyah bir yelek ve pantolon vardı. Orta boylu biriydi, sarı saçları yandan ayrılmıştı.
Anderson!
Uğursuz Anderson!
Klein onu anında tanıdı.
Bu adam rüya alemindeki o korkunç Anderson’dan başkası değildi!
Yoldaşlarının salona keşfe gittikten sonra asla geri dönmediğini söyleyen ama aynı zamanda keşif ekibinin bir üyesi olduğunu iddia eden Anderson’ın ta kendisiydi!
O anda Anderson sağ elini kaldırdı.
Gehrman Sparrow kimliğindeki Klein hiç tereddüt etmeden bir tılsım çıkardı ve antik Hermes dilinde tek bir kelime efsun okudu.
“Fırtına!”
Tenekeden yapılmış tılsım anında sivrileşerek ince bir bıçağa dönüştü.
Ruhani gücün zerk edilmesiyle havadaki rüzgar gürledi.
Klein ifadesiz bir suratla elindeki tılsımı Anderson’a doğru fırlattı.
Şık! Şık! Şık!
Gökyüzünü yaran keskin bıçaklar, nizami bir manga gibi hedeflerine doğru savruldu.
Anderson gülümseyerek sağ elini kaldırmış tam bir şeyler söyleyecekti ki, o derin ve mistik büyü sözlerini ve rüzgarın tüyler ürperten uğultusunu duydu.
Gözleri donakaldı. Önündeki zemin kor gibi yanıyormuşçasına kendini yana atıp perişan bir halde art arda taklalar attı.
Şık! Şık! Şık!
Rüzgar bıçakları kumsala saplandı, kumda derin yarıklar açtı ama hedefi mil payıyla kaçırdı.
“Dur! Dur!” Anderson kaçınmak için kıvrak taklalar atarken bağırdı. “Dostça geldim! Kötü bir niyetim yok!”
Yıldızlar Amiralı elini kaldırıp bir tılsım daha çıkarmış olan Gehrman Sparrow’u durdururken aniden bir isim telaffuz etti. “Anderson Hood…”
Onu tanıyor mu? Klein aceleyle yeni bir efsun okumadı ama boğuk bir sesle araya girdi. “O çoktan mutasyona uğramış.
“Rüyada onu gördüm.”
Uğursuz Anderson ile karşılaştığına şaşırmamıştı. Çünkü korsanların hepsi rüya sırasında aynı bölgedeydi. Hepsi birbirine çok yakındı, bu da çok uzakta olmayan Anderson’ın Gelecek’e epey yakın olduğu anlamına geliyordu.
"Hayır! Kesinlikle öyle değil!"
Anderson gülmekle ağlamak arasında bir ifadeyle ayağa kalktı. Ellerini teslim oluyormuşçasına havaya kaldırdı.
"Seni tanıdım. Bana bir sürü soru sormuştun. O zaman sana küçük bir şaka yapmak istemiştim. Gerçekten, sadece ortamı şenlendirmek için yapılmış bir şakaydı. Havanın aniden korku dolu bir hale bürünmesi insana müthiş bir heyecan vermiyor mu? Tabii ki hedef alınan kişiden bahsediyorum, kendimden değil.
Hem ben de o keşfe katılmış olsaydım, şimdi nasıl hayatta kalabilirdim ki?"
Benim de endişelendiğim şey tam olarak bu zaten... Klein onun bu açıklamasına hiç inanmadı.
Anderson omuz silkti.
"Tam o lafı ettikten sonra durumu açıklayacaktım. Şaka yaptığımı söyleyip sizden yardım isteyecektim. Beni de yanınızda götürürsünüz diye umuyordum ama tam o anda rüya bitti... Kahretsin, gerçekten inanılmaz bahtsızım!"
Aksiliklerle dolu talihsiz yapısıyla gerçekten de örtüşüyor... diye geçirdi içinden Klein.
Adamı test etmek için hemen oracıkta bir bozuk para fırlatıp kehanette bulunmayı planlıyordu ki Yıldızlar Amirali Cattleya’nın sesini duydu.
"Bırakın da ne diyeceğini anlatsın.
Sis Denizi'nde epey ünlü biridir. Kendisine 'En Güçlü Avcı' derler."
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.