Sabahın erken saatlerinde, gri sisin üzerinde sessizlik hakimdi.
Klein, kehanet cümlesi üzerinde derin derin düşünürken parmaklarının ucuyla bir kağıt ve kalem yarattı: "Telsiz alıcı-vericisini kullanmak tehlikelidir."
Yazdığı cümleyi iki kez dikkatle kontrol ettikten sonra, sol yeninin altından topaz sarkaç zincirini çıkardı ve kehanete başladı.
Bu süreçte son derece tetikteydi, içinde hafif bir korku vardı. Tıpkı maytap patlatırken kulaklarını tıkayan bir çocuk gibi hissediyordu kendini; eğer bu işin ucu Gerçek Yaratıcı'ya veya Kadim İblis'e dokunacak olursa, sırf kehanete yeltenmek bile onu büyük bir tehlikeyle burun buruna getirebilirdi. Başka biri olsa çoktan kontrolünü kaybeder ya da canından olurdu. Ancak Klein'ın sığınabileceği, onu böylesi feci bir sondan koruyan gri sisi vardı. Yine de gri sisin üzerinde her ne yaşanacak olursa olsun, gerçek dünyada eceline susamaktan çok daha iyi olduğu aşikardı. Korktuğu tek şey, bu yöntemi üst üste kullanmanın kötü tanrıların dikkatini çekmesi ve sonunda onun yerini tespit edip bizzat kapısını çalmalarıydı.
Hızla tefekkür evresine geçip kehanet sözlerini içinden mırıldanmaya başladı.
Yedi kez tekrarladıktan sonra, gözlerini açmasına gerek kalmadan cevabı anlamıştı; çünkü oturduğu yerde gayet iyi durumdaydı, bedenine acı veren hiçbir şey yoktu.
Klein aşağı sarkan topaza baktığında, taşın saat yönünün tersine döndüğünü gördü.
Oh be... Klein derin bir nefes alarak rahatladı, hemen gerçek dünyaya döndü ve telsiz alıcı-vericisini gri sisten gerçek dünyaya taşımak için gereken ritüelin hazırlıklarına girişti.
Yaklaşık yarım saat sonra, telsizden nihayet o tanıdık tıkırtılar yükseldi. Cihazın ağzından, üzerinde Loen dilinde satırlar yazılı hayali bir beyaz kağıt çıktı.
"Buradayım.
Yüce Usta, siz misiniz?"
Neden sanki boynunu uzatmış bakıyormuş gibi hissettiriyor... Klein'ın zihninde bir an eski hayatındaki emojiler canlandı. Boynunu merakla uzatan sevimli bir alpaka görseli gelmişti gözünün önüne.
İki adım öne çıkıp mesafeli ama ağırbaşlı bir tavırla cevap verdi.
Tıkırtılar eşliğinde yeni bir hayali kağıt parçası daha belirdi.
"Sadık ve naçiz hizmetkarınız Arrodes, emirlerinize amadedir."
Klein içindeki tuhaf huzursuzluğu gizleyerek sordu: "Arrodes, söyle bana. Hayat Ekolü'nden Roy King nerede?"
Tombul eczacının anlattıklarından yola çıkarak, bu örgütün usta çırak ilişkisi üzerine kurulduğunu biliyordu. Canavar ve eczacı yollarını ellerinde tuttuklarını tahmin etmişti. Bu da Hayat Ekolü'nün özellikleriyle birebir örtüşüyordu.
Bu esnada Klein, başkalarına güvenmek yerine kendi işini kendisi halletmek amacıyla Roy King'in bir resmini de hazırlamıştı.
Tıklama sesleri hızlanırken, Arrodes telsiz vasıtasıyla bir portre çıkardı. Bu, saçları arkaya doğru özenle taranmış, çerçeveli gözlük takan Roy King'den başkası değildi.
"Aradığınız kişi bu mu?" Portrenin hemen altında Loen dilinde bir satır belirdi.
Klein başını salladı.
"Evet."
Arrodes telsizin tıkırtılarını aniden neşeli bir tempoya kavuşturdu.
"Yüce Usta, aradığınız kişi Cömertlik Şehri Bayam'daki genel valilik konağında tutsak tutuluyor."
Valilik konağında kilitli mi kalmış? Klein hafifçe kaşlarını çattı, acele edip hemen yeni bir soru sormadı. Kendinden emin ve açık sözlü bir tavırla, "Güzel, senin kurallarına göre şimdi sorma sırası sende," dedi.
Tık. Tık. Tık. Arrodes telsizden bir gülücük sembolü ve bir satır yazı çıkardı.
"Ben zaten sordum, siz de zaten cevapladınız."
O da ne zaman oldu? Klein şaşkınlıkla duraksadı, ardından hayali kağıttaki önceki yazılara göz gezdirdi. Az önce beliren soruyu gördü: "Aradığınız kişi bu mu?"
Bu da mı sayılıyor yani? Gerçekten bunu soru yerine mi koydu? O an Klein, Arrodes'in kendi kurallarını ne kadar esnetebildiğini nihayet idrak etti. Sıradan birine karşı olabildiğince katı, acımasız davranır, hatta izleyiciler bile isterdi; fakat konu Klein olduğunda tüm kurallar bir kenara fırlatılıyor, ona resmen iltimas geçiliyordu.
Bu yaratık nasıl böyle bir kişiliğe büründü acaba... Klein birkaç saniye düşündükten sonra yeni bir soru yöneltti.
"Arrodes, 'Groselle'in Seyahatleri' adlı kitabı biliyor musun?"
Arrodes iki saniye kadar sessiz kaldı, ardından telsiz yeniden yazmaya başladı. Cihazdan bir hayali kağıt daha çıktı.
"Yüce Usta, sorunuz benim için fazla kibardı. Sadece 'evet' deyip geçebilirdim. Bu yüzden soruyu biraz değiştirip 'bana Groselle'in Seyahatleri hakkında bildiklerini anlat' haline getirdim.
Bu son derece büyülü bir kitap. Sahiplerinin birçoğu arkasında iz bırakmadan ortadan kayboldu.
Yaratıcısının kim olduğunu söyleyemiyorum fakat kesin olarak bildiğim bir şey var ki, Mucizeler Şehri Liveseyd'in haritadan silinişinin ardından ilk kez ejderhalar arasında ortaya çıktı."
Hayal Ejderhası Ankewelt tarafından yaratılan Mucizeler Şehri Liveseyd'in yok oluşundan sonra mı ortaya çıkmış? Belki de bunu Bayan Adalet'e önerebilirim. İlgisini çekebilir. Eğer gerçekten satın almak isterse, ben de bir aracı olarak kitaba gri sisin üzerinde önceden göz atabilirim... İnceleme sırasında kötü bir şey olur da kitap tamamen yok olursa, satıcının sözünden döndüğünü ve parayı iade ettiğimi söylerim... Böyle düşününce, aracı platform olmanın ekmeği de bir başka oluyordu! Klein'ın zihninden bu düşünceler hızla geçerken telsize döndü: "Sıra sende."
Bakalım bu sefer ne gibi tuhaf bir soruyla çıkacaksın karşıma... diye geçirdi içinden.
Arrodes hiç duraksamadan Loen dilinde yeni bir satır yazdı: "Yüce Usta, ben zaten sordum, siz de zaten cevapladınız."
Yine ne zaman sordu ki... Klein şaşkınlık ve hafif bir tebessümle kağıtları geriye doğru inceledi, nihayet en baştaki o cümleyi gördü: "Yüce Usta, siz misiniz?"
Arrodes denilen bu sihirli aynanın bana yaranmak için hiç gurur yapmadığını söylemeliyim... Yine de böyle ikili bir soru-cevap formatı, insanın takıntılı yanını acayip tatmin ediyor. Tıpkı kendi kendime programlama dilleri çalışırken gördüğüm 'VE' mantıksal bağlacı gibi... Klein boğazını temizleyip sormaya devam etti: "Roy King neden valilik konağında tutuluyor?"
Telsiz tıkırdayarak yeni bir kağıt çıkardı.
"Hayat Ekolü'nün Merkür Yılanı ortadan kaybolduğundan beri örgüt bölündü ve büyük tehlikelerle karşılaştı. Hatta bazıları Gül Ekolü'nün ellerinde can verdi.
Hayat Ekolü gizlilik içinde, usta çırak ilişkisiyle varlığını sürdürüyor ama üst kademelerinde bir Kıdemliler Meclisi bulunuyor. Farklı hizipler arasındaki çatışmaları onlar dengeliyor. Beşinci Devir ile birlikte bu meclis, daha modern bir isim seçerek adını Kader Meclisi yaptı. Yedi meclis üyesi var ve başkanları da Merkür Yılanı.
Roy King'in ustası bu Kader meclisi üyelerinden biriydi ve Merkür Yılanı'nın kayboluşunun ardından başı belaya girdi. Gitmeden önce de Hayat Ekolü için çok önemli olan mühürlü bir eseri Roy King'e emanet etti. Loen ordusunun Roy King'i gizlice ele geçirmesinin yegane sebebi bu."
Merkür Yılanı'nın kaybolması mı? Klein'ın zihninde hemen Backlund'da saklanan Will Auceptin ile yüzünü hiç göstermeden onun peşine düşen diğer Merkür Yılanı arasında bir bağlantı kuruldu. O diğer yılanın Kader Meleği Ouroboros olduğundan şüpheleniyordu.
Hayat Ekolü'nün bahsettiği Merkür Yılanı kesinlikle Will Auceptin'in peşindeki yılan olamazdı, zira onun kendi örgütüyle iletişime geçmek için önünde sayısız fırsat vardı ve "kayıp" durumuna düşmesine gerek yoktu... Belki de bu yılan bizzat Will Auceptin'di ya da üçüncü bir yılandı. Bunu kesin olarak bilmek imkansızdı... Klein hafifçe başını sallayarak telsize seslendi: "Sor."
Eminim bana soracak başka sorun kalmamıştır. Bakalım şimdi ne uyduracaksın... İnsanoğlunda da azıcık mazoşistlik var herhalde. Başkaları Arrodes'in sorularından fellik fellik kaçarken, bana iki soruyu hibe etti diye şimdi resmen bana düzgün bir soru sormasını bekliyorum... Klein merakla beklemeye başladı.
Tık. Tık. Tık. Telsizin sesleri aniden ağırlaştı, hayali kağıt sanki büyük bir zorlukla dışarı itiliyordu.
"Şey, Yüce Usta... Daha iyi, daha sadık ve daha naçiz bir hizmetkar olmak için ne yapmalıyım?"
... Senin şu sınır tanımaz yılışıklığını hafife almışım... Klein yüzündeki bezgin ifadeyi gizleyerek kalın bir ses tonuyla cevap verdi: "Şu anki halini koru yeter."
"Anlaşıldı." Tıkırtılar yeniden hafifledi. "Aura dağılmak üzere. Sadık ve naçiz hizmetkarınız Arrodes, her daim emirlerinize amadedir."
Son olarak Arrodes, kağıdın kenarına el sallayan bir el çizimi eklemeyi de ihmal etmemişti.
Gerçekten yetenekli... Gerçi bu kadar çok şey bilen sihirli bir aynanın böyle ufak tefek şeyleri becermesi şaşılacak iş değil... Klein telsizin tamamen sessizliğe bürünmesini izledi.
Yataktaki yerine dönüp oturdu, Roy King meselesini tartmaya başladı.
Askerlerin bu kadar sıkı koruduğu Bayam valilik konağına sızıp adamı kurtarmak gibi bir niyeti yoktu. Ne de olsa adamı hiç tanımıyordu, yüzünü bile ilk kez görüyordu. Aralarındaki tek bağ o tombul eczacıdan ibaretti.
Fırtına Kilisesi'nin mahzenlerinde kim bilir kaç tane dışlanmış dışı kilitli duruyordu. Ama bunun benimle ne ilgisi var ki? Klein kendi kendine gülümseyerek başını iki yana salladı.
Arrodes'in verdiği bilgiler arasında Klein'ın dikkatini çeken bir diğer şey, Kan Amirali Senor'un sahip olduğu ve ona muazzam bir şans bahşeden mistik eşyanın da Hayat Ekolü'ne ait olmasıydı. Bu korsan amiralinin arkasındaki gücün Gül Ekolü olma ihtimali çok yüksekti. Merkür Yılanı'nın yokluğunu fırsat bilip Hayat Ekolü üyelerini teker teker avlıyor olmalıydılar.
Bu durum bana korsan amiralleriyle uğraşırken eskisinden çok daha dikkatli olmam gerektiğini bir kez daha hatırlatıyor. Hastalık Amirali Tracy, arkasında hiçbir iz bırakmadan İhtiyarlamayan İblis Katarina Pelle’yi bulabilmişti. Diğer korsan amirallerinin de destekçisiz kaldığı düşünülemezdi. Her biri genellikle bir grubu, bir örgütü temsil ediyordu. Kan Amirali’nin arkasında Gül Ekolü vardı; Yıldızlar Amirali’nin arkasında ise Musa Çilekeşleri Tarikatı ve tabii ki bizim Tarot Kulübü bulunuyordu. Cehennem Amirali’nin arkasındaki gücün Ruhani Piskoposluk ve Beş Denizin Kralı olması kuvvetle muhtemeldi. Buzdağı Amirali’ne gelince, onun arkasında da muhtemelen Bilgi ve Bilgelik Tanrısı Kilisesi yer alıyordu.
Derin Deniz Amirali ile Alacakaranlık Amirali’nin destekçileri şimdilik bilinmiyordu ancak bunca yıl denizlerde tek başlarına hükümdarlık sürdüklerine inanmak zaten imkansızdı.
Şimdi tekrar düşününce, Kasırga Amirali Qilangos’un arkasında hangi grup vardı? Ona Sürünen Açlık’ı verenler mi, yoksa Dük Negan’a suikast düzenlemesi için onu kışkırtan o adı anılmaz örgüt mü?
Evet, gelecekte korsan amirallerini avlama niyetimi açık etmemek için çok dikkatli olmalıyım. Üstelik sadece bir kez şansımı denemeli, başarısız olursam da oradan derhal uzaklaşmalıyım.
Klein’ın zihninden binbir türlü düşünce geçerken aklına anlık bir şey geldi.
Merkür Yılanı Will Auceptin’in kendi elleriyle katladığı o kağıt turna hala yanındaydı!
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.