Yine aynı rüya kehanetiydi ancak Klein bu kez çok daha fazlasını gördü.
İlk sahne yine o küçük, karanlık ve sefil odaydı; Ian Wright bir ranzada mışıl mışıl uyuyordu.
İkinci sahne, ikisinin de gittiği o kanalizasyondu. Ian, Zreal’ın parçalanmış cesedinin önünde çömelmiş, elini uzatıp iki sıra beyaz dişi ovalıyor ve onlardan birini yerinden çıkarıyordu.
Üçüncü sahne ise kalabalık ve gürültülü bir caddeydi. Yoldan geçenlerin hepsi sıradan kıyafetler içindeydi; hatta bazılarınınki eski püskü, lime lime denilecek haldeydi.
Caddenin ortasında bahçeler ve çimenlikler uzanıyor, etraflarındaki kısa bacalardan dumanlar tütüyordu. Eski paltosu ve yuvarlak şapkasıyla Ian, caddenin merkezinden pek de uzak olmayan telgraf ofisine girerken etrafı ihtiyatla süzüyordu. Ofisin hemen çaprazında ise buharlı metronun küçük girişi görünüyordu.
Görüntü hızla şeffaflaşarak kayboldu. Klein gözlerini açtı, işaret parmağıyla uzun bronz masanın kenarına hafifçe vurarak ilk değerlendirmesini yaptı.
O diş ve telgraf meselesine bakılırsa, Zreal ve Ian sadece kendilerini tehlikeli bir durumun ortasında bulmuş bir dedektif ikilisi değiller. Arkalarında bir organizasyon var!
Üçüncü sahnenin nerede olduğunu tespit edebilirim sanırım…
Klein derinlemesine bir analiz yapmak için acele etmedi; zira sisin üzerinde çok uzun süre kalmak istemiyordu.
Aptal’a ait yüksek arkalıklı sandalyeden kalkıp bir köşeye yöneldi. Daha önce oraya bıraktığı kağıt torbayı karıştırıp Meursault’un Beyonder özünü buldu.
Kıpkırmızı, jölemsi nesneyi elinde tutarak yerine oturdu ve yeni bir kehanet cümlesi yazdı: “Karşılık gelen iksirin adı.”
Cümleyi içinden sessizce tekrarlarken bir eliyle Beyonder özünü, diğeriyle kehanet notunu tuttu. Meditasyonun yardımıyla derin bir uykuya daldı.
Gri, hayal meyal rüyada, o şık giyimli büyükelçi, ince ve kirli sakallı yüzüyle tekrar Klein’ın karşısına çıktı.
Elinde kıpkırmızı bir sıvı şişesi tutarak Meursault’a şöyle diyordu: “İç bunu. Bu avcı iksirini iç ve Zmanger çetesine hükmet. Tabii para da olmazsa olmaz, İmparator Roselle’in bir zamanlar dediği gibi; bir elde sopa, diğerinde havuç.”
“Avcı mı? Backlund devasa bir metropol…” Meursault kaşlarını çatıp merakla sordu.
Onun gibi okuma yazma bilmeyen biri için avcılar, yaban hayatı ve hayvanlarla özdeşleşmişti.
Orta yaşlı büyükelçi kıkırdayarak cevap verdi: “En büyük şehir, en uçsuz bucaksız karanlık ormandır.
Burada herkesin iki kimliği vardır. Biri av, diğeri avcı.
En zayıf avcı bile sonuçta bir avcıdır. Kendinden daha güçlü bir avı yaralaması her zaman mümkündür.
Git ve bu muazzam ava katıl.”
Sahne parçalanarak sayısız ışık zerrelerine dönüştü. Klein elindeki kıpkırmızı Beyonder özüne bakıp içinden geçirdi: Demek avcı iksiriymiş. Meursault’un dövüşte neden bu kadar iyi olduğuna şaşmamalı. Hatta zehirli dart fırlatmak için üfleme borusu bile kullanıyordu.
Beni buraya kadar nasıl takip edebildiği de şimdi anlaşıldı…
Ancak bir avcı olmanın özünü tam olarak kavramış görünmüyor. Önceden tuzaklar kurmadı, silah kullanmadı. Avantajlarını değerlendiremedi… Bu biraz da benim bir Beyonder, hem de 8. Seviye bir Beyonder olduğumu bilmemesinden kaynaklanıyor. Beni küçümsedi. Ayrıca iksiri yakın zamanda tükettiği de gün gibi ortada…
Avcı yolu; hem eski Intis kraliyet ailesi olan Sauronlar, hem Feysac İmparatorluğu’nun hükümdarları Einhornlar, hem de son iki üç yüzyıldır ortalıkta görünen gizli örgüt Demir ve Kan Haçı Tarikatı tarafından kullanılıyor. Kıyafetlerini de hesaba katarsak, o büyükelçinin kimliği esasen netleşmiş sayılır… Intis Cumhuriyeti’nin üst düzey bir diplomatı, Loen Krallığı’ndaki bir büyükelçi…
Acaba ele geçirmeye çalıştığı o önemli eşya neyin nesi…
Zihni bu düşüncelerle çalkalanırken Klein, ruhsallığıyla kendisini sarmalayıp hızla aşağı süzülmeye başladı.
Odasına döner dönmez çevresini dikkatle kontrol etti ama olağandışı bir değişiklik sezmedi.
Oh be.
Klein sessizce içini çekti. Yarın öğleden sonra Tarot Kulübü üyelerini zamanında toplayabileceğine dair kendine güveni biraz daha artmıştı.
Buharlı trendeyken aldığı Backlund haritasını karıştırarak, metro hattı üzerinde bulunan ve caddenin tam ortasından çok uzak olmayan bir telgraf ofisi aramaya başladı.
Backlund’da sadece birkaç metro hattı vardı, bu yüzden Klein hedefleri hızla üçe indirdi: Biri Batı Bölgesi’nde, biri St. George Bölgesi’nde, diğeri ise Doğu Bölgesi ile Backlund Köprüsü’nün kesiştiği noktada.
Rüyasındaki yayaların çoğunun sosyal statülerini belirlemek için nasıl giyindiklerini hatırladı ve nihai sonuca ulaştı.
Üçüncü nokta!
Doğu Bölgesi’nin Backlund Köprüsü ile kesiştiği yer!
Bazen bir vahyi yorumlamak için geniş bir pratik bilgi birikimi ve çıkarım yeteneği gerekiyor… Klein kendiyle alay ederek masaya yürüdü ve kağıtta yazılı olanların devamına bir cümle daha ekledi.
Ian’ın nerede olduğunu bilmiyorum. Zreal’ın cesedini bulduğumuzdan beri onu görmedim. Ancak kendi kanallarımdan Ian Wright’ın Bacardi Caddesi’ndeki telgraf ofisinde görüldüğünü öğrendim.
Yazmayı bitirdikten sonra kağıdı katlayıp kaldırmadı. Ruhsallığıyla da yakmadı. Bunun yerine içeriği açıkça görülecek şekilde masanın üzerinde bırakmayı tercih etti.
Kağıda derin bir bakış attıktan sonra yatağına dönüp kıyafetlerini çıkardı ve uykuya daldı.
Sıkıca kapatılmış perdelerin ardında, bulutların arasından süzülen kızıl ay, mükemmel bir parlaklıkla ışıldıyordu.
Hillston Bölgesi’ndeki bir evde.
Xio ile birlikte uyumayan Fors, aniden yatağında doğrulup elleriyle kafasını tuttu.
O hoş yüzü, sanki bir iblismişçesine acıyla çarpılmıştı.
Fors ellerini kulaklarına bastırıyor, o hayali mırıltılara direnmeye çalışarak yatakta bir sağa bir sola dönüyordu.
Alnından terler süzülüyor, ellerinin arkasındaki damarlar fırlayacakmış gibi şişiyordu.
Vücudu kasılıyor, kontrolsüzce yuvarlanıyordu. Normalde alaycı ve uyuşuk bakan soluk mavi gözleri şimdi acıyla doluydu.
O gözbebeklerinin derinliklerinde, sayısız ışık ve gölge katmanı beliriyor gibiydi.
“Hayır!” Fors sonunda daha fazla dayanamayıp acı dolu bir çığlık attı.
Elleri kulaklarını bırakıp saçlarına yapıştı; sanki acıyı başka bir acıyla bastırmak istercesine saçlarını çekiştiriyordu.
Birkaç dakikalık kıvranışın ardından nihayet duruldu.
Ellerini serbest bıraktı, avucundaki bir tutam hafif kıvırcık kahverengi saça bakıp güçsüzce kendi kendine güldü.
“Xio’ya yalan söyledim, her dolunaydaki bu mırıltıların beni o kadar da kötü etkilemediğini söyledim… En azından saç kaybetmek ciddi bir mesele…”
Fors güçlükle doğrulup pencereyi yarı yarıya örten perdeye baktı. Perdenin arasından dışarıdaki o masalsı kızıl ayı görebiliyordu.
“Her seferinde daha da kötüleşiyor. Bir dahaki sefere bu yüzden kontrolümü mü kaybedeceğim…” Fors artık kalbinin derinliklerine gömdüğü o zayıflığı daha fazla bastıramıyordu.
İnsanların ruhsal dünya üzerinden ışınlanmasını sağlayan bileklikten ayrılmayı denemişti ama bu durum, dolunay sırasındaki mırıltıların kesilmesini sağlamamıştı.
Sakinleştiriciler almayı denemiş, Buhar ve Makine Tanrısı’nın adını zikretmiş, bazı ritüel büyülerini uygulamıştı; ancak hiçbir şey yavaş yavaş uçuruma sürükleniyor olduğu gerçeğini değiştirmemişti.
“Keşke bu mırıltıların ne dediğini anlayabilseydim… Hiçbir şey bilmeden gömülmektense, bilerek ölmek isterdim… B-belki 8. Seviyeye geçince onları daha net duyabilirim? Ama henüz Düzenbaz iksirinin formülünü satan kimseye rastlamadım.” Fors, ay ışığının kızıla boyadığı gözleriyle dalgın bir şekilde pencereden dışarı baktı.
Pazartesi sabahı Klein, huzursuz uykusundan erkenden uyanıp yataktan kalktı.
Masasına gidip odaya ışık ve rüzgar girmesi için perdeleri çekmeye ve pencereyi açmaya koyuldu.
O anda gözü masanın üzerindeki kağıda takıldı.
Kağıt pencereye bakıyordu, hala bıraktığı yerdeydi.
Ancak Klein, uyumadan önce bu kağıdın sandalyeye ve yatağa doğru baktığını çok net hatırlıyordu!
Bir gecelik uykunun ardından kağıt dönmüş ve yönü değişmişti!
Klein’ın gözbebekleri kısıldı; aniden uzanıp perdeleri sonuna kadar açtı. Cumbalı pencerelerin hala sıkıca kapalı olduğunu, içeriye bir nebze rüzgarın bile sızmadığını gördü!
Rüzgar yoksa, kağıt kendi kendine yüz seksen derece dönmüş olamazdı!
Hayır, ben fark etmeden biri içeri girmiş! Klein, omurgasından kafasına doğru bir ürpertinin yayıldığını hissetti.
Uyurken bunu fark etmemiş olması onu dehşete düşürmüştü!
Bu, neredeyse başkalarının insafına kaldığı, yaşamının ve ölümünün tamamen karşı tarafın ruh haline ve niyetine bağlı olduğu anlamına geliyordu!
Orduya bağlı özel bir birimin üyesi miydi, yoksa büyükelçi tarafından gönderilen güçlü bir Beyonder mı? Kağıdın eski haline getirilmemiş olması, bunun bir tür uyarı niteliği taşıyan ikinci ihtimal olduğunu gösteriyordu… Arkasında iz bırakmadan böyle sızabilmek… İnanılmaz… Nezaketi için ona teşekkür mü etmeliydim? Hayır, bu kadar kolayca yapılabilecek bir şeyi yapmamasının bir nedeni olmalı… Bölgeyi izleyen askeri birim üyelerini telaşlandırmak istemiyorlar mı acaba? Klein elinde olmadan sayısız neden kurguladı.
Dün gece o sözleri yazıp kağıdı masaya sermesinin tek nedeni başkalarının görmesini sağlamaktı. Büyükelçinin bilmek istediği şeyi öğrenmesini istiyor, bu sayede mesele kapanana kadar olası intikam eylemlerini geciktirip hazırlık yapmak için kendine zaman kazanmayı amaçlıyordu.
Ancak Klein, karşı tarafın kendisi dışarıdayken veya özel askeri departmanın ev üzerindeki gözetimi azaldığında içeri sızacağını tahmin etmişti. Söz konusu kişinin, etrafındaki Beyonderları atlatıp o uyurken yatak odasına sessizce girmeyi başaracağını kim bilebilirdi ki?
Kaderinin başkasının elinde olduğu hissi son derece rahatsız ediciydi!
Çok güçlü ya da son derece tuhaf yeteneklere sahip bir Beyonder olmalı... Klein arkasını döndü, cumba penceresine sırtını verip bir bakır peni çıkardı.
Dün gece bu odaya biri sızdı.
Bu cümleyi içinden sessizce tekrarladı ve vücudunun sağladığı gizlilikten faydalanarak parayı havaya fırlattı.
Madeni para havada taklalar attı, Klein'ın omuz hizasını geçmeden süzülüp açık avucuna düştü.
Bu kez tura gelmişti.
Sonuç negatifti.
Dün gece Klein'ın yatak odasına kimse sızmamıştı!
O kağıt kendi kendine ters dönmüş olamazdı... Acaba uyurgezerlik miydi? Hayır, Kaptan rüyalarıma sızdığında bile uyanık kalabiliyorum... Klein aniden kaşlarını çattı, aklına iki ihtimal geldi.
Birincisi, kehanet engellenmiş ve yanıltıcı bir sonuç doğmuştu.
İkincisi, içeri sızan şey bir insan değildi!
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.