Kışın hafta içi sabahları çok iç karartıcı olur.
Öncelikle, uyandığımda hava soğuktur. Dün gece yorganın içine girip, zaman harcayarak en rahat sıcaklığı elde etmiş olsam da, oradan çıkmak zorundayım.
Çünkü okula gitmem gerekiyor.
Ders notlarım kötü değil ama ders çalışmayı sevdiğim de söylenemez. Okulda, sınıf arkadaşlarımın neşeyle sohbet etmelerini bir yandan izlerken, masaya kapanıp uyuyor taklidi yapmak günlük rutinim haline gelmişti; ama bundan da sıkılınca, yapacak tek şeyim ders çalışmak kalıyordu.
Ne tanıdığım ne de arkadaşım var, üstelik yapacaklarım da kısıtlı. Bu yüzden evde olmaktan çok daha sıkıcı ve sınıfta tek başıma olmak da bana bir nevi utanç veriyordu... İşte bu gibi sebeplerden dolayı kışı da pek sevmezdim.
...İşte bu, daha geçen zamana kadarki bendim.
Arkadaşlarımla tanışmadan önceki.
Peki ya şimdi, derseniz?
Çalar saate kurduğum alarmın çalmasına yaklaşık beş dakika kala, gözlerimi şıp diye açtım.
Hafta sonu tatili bitti ve nihayet bugün itibarıyla Aralık ayına girdik. Bu yılın bitmesine bir ay kalmış olsa da, şehirde Noel, yılbaşı gecesi ve ardından yeni yıl hazırlıklarıyla yılın en telaşlı ayı olacak.
Yayınevinde çalışan annem Maehara Masaki için de bu ay, işe gidiş ve dönüş saatleri arasındaki farkın en çok açıldığı, dolayısıyla anne-oğul olarak yüz yüze görüşme süremizin en kısaldığı ay olacak.
Telefonuma baktığımda, benim uyanmamdan yaklaşık bir saat önce,
' (Anne) İş'
şeklinde, sadece üç harften oluşan bir mesaj bana gönderilmişti.
Her zamanki gibi, işinde kolay gelsin.
"…Hava soğuk ama artık kalkayım mı?"
Alarmın çalmasına daha biraz var ama dün gece geç yatmadığım ve yeterince uyuduğum için şaşırtıcı bir şekilde zihnim dinçti.
"Biraz daha" diyen tatlı fısıltıları zar zor savuşturup doğrulduğumda, tam zamanlamayı tutturmuş gibi telefonum çaldı.
Ekrana baktığımda, orada 'Asanagi Umi' diye tanıdık bir isim belirmişti.
"…Alo?"
"Oo, tek çalışta açtın. Günaydın, Maki. Sesinden anladığım kadarıyla, düzgünce uyanabilmişsin. Aferin, aferin."
"Şey, dün iyi uyudum da. …Bu arada, uyandırma çağrısı için teşekkürler."
"Ehehe, rica ederim. Biraz erken ama seni almaya geldim bile. Birlikte okula gidelim mi?"
"Evet. Yoksa yakına mı geldin?"
Ben bunu sorduğum an, "Din don" diye evin interkomu bir ziyaretçiyi haber verdi.
Görünüşe göre zaten apartmanın birinci katına kadar gelmiş.
"Kapıyı açtım, direkt içeri gel. Ben yüzümü yıkıyorum."
"Hım, tamam."
Yataktan indim, giriş ve ana kapıyı açtıktan sonra direkt lavaboya yöneldim, yüzüme soğuk su çarparak üzerime yapışan uykuyu attım.
"…Saçım o kadar da dağınık değilmiş."
Havluyla yüzümü sildim, aynadaki kendi yüzüme baktım ve tarakla saçımı hafifçe düzelttim.
Eskiden su çok soğuk diye yüzümü doğru düzgün yıkamaz, saçım dağınık olsa bile umursamazdım ama bu davranışım da artık alışkanlık haline gelmeye başlamıştı.
"Rahatsız ediyorum~. Oh be, bugün bir kat daha soğuk sanki. Hey Maki, ben kahve istiyorum."
"İçeri girer girmez ne kadar da rahatsın. Gerçi ben de içeceğim için sorun değil."
Kahküllerimin yerini hafifçe düzelttikten sonra, Umi'nin beklediği oturma odasına gittim.
Üşüdüğü için mi bilinmez, Umi çoktan kotatsunun içine girmiş, masadaki mandalinayı yerken kumandayla televizyon kanallarını karıştırıyordu. Umi'nin beni böyle sabahları almaya gelmeye başlamasının üzerinden henüz çok geçmemiş olsa da, ne diyeyim, Maehara ailesine tamamen alışmıştı bile.
"Günaydın, Umi. Buyur, sipariş ettiğin kahve."
"Teşekkürler. Oo, bugün şaşırtıcı bir şekilde düzgün görünüyorsun. Pijamaların hâlâ demode olsa da."
"Bu en sıcak olanı. Hem sen de geçenlerde bunu giyip uyumadın mı?"
"Fufu, sahi, öyleydi değil mi? Sayende ben de Maki'yle aynı kıyafetten bir tane aldım. Hey, sorumluluk alacak mısın?"
"Ne sorumluluğuymuş o?"
"Hım… Tazminat? Aldığımın karşılığı olarak."
"O kıyafet bin yen küsur bir şeydi ama sorumluluk için ucuz bir tazminat olurdu."
"Ha? Kim ucuz kadın dedi ki?"
"O kadarını söylemedim ama…"
Saçma sapan şeyler konuşarak, evden çıkana kadar kalan kısa süreyi Umi ile birlikte geçirdik.
Normalde ağzımdan laf çıkmazdı ama Umi ile birlikteyken, aklıma aniden gelen kelimeleri olduğu gibi söyleyebiliyorum.
Muhtemelen Umi'nin konuşma ve dinleme şekli çok iyi. Onunla sohbet ederken, zaman gerçekten de su gibi akıp gidiyor.
"Ah, olamaz, saat ne kadar da ilerlemiş. Maki, artık çıkmazsak geç kalacağız. Hadi, seni bekliyorum, git de üniformanı giy. Ah, istersen sana yardım edebilirim?"
"O kadar çocuk değilim ben… Hemen dönerim, sen kotatsu ve televizyonun fişini çek."
"Tamam. O zaman kapıları da kilitlerim."
Umi'ye evin işlerini bırakıp, ben odama döndüm ve hızla üniformamı giydim.
Odasının kapısının ardında bir kız beklerken üniformasını giyen ben—iyice düşününce, pek de olası olmayan bir durumdu bu.
Böyle yakın olsak da, Umi ile ben henüz 'resmen' sevgili değiliz.
"Kendi hızımızda yavaş yavaş ilerleyelim… diye konuşmuştuk ikimiz ama bir cevabı eninde sonunda vermem gerekiyor, değil mi?"
Arkadaş olduk, sonra okul festivali oldu, Amami-san ile olan meseleler de vardı.
Bunları birer birer hallederken, kalplerimiz arasındaki mesafe giderek azaldı.
"Maki~? Giymeyi bitirdin mi? Çabuk olmazsan seni bırakıp giderim~."
"Ah, kusura bakma. Hemen geliyorum."
Aklımda bitmek bilmeyen düşünceler olsa da, Umi ile ilgili meseleyi biraz daha erteleyebilirim sanırım.
Sorun değil, bu ay Aralık. Etkinliklerin ardı arkasının kesilmediği bir mevsim. Cevabı vermek için bolca zamanım olacak.
"Beklettiğim için kusura bakma. Bu arada bugün Amami-san nerede?"
"Yuu zaten evden çıkmış, yolda buluşuruz dedi."
"Anladım. O zaman acele etmeliyiz."
Hiçbir şeyi unutmadığımızdan emin olduktan sonra, birlikte apartmandan çıktık.
"…Şey, Maki."
"Ne oldu?"
"Şey, bugün hava soğuk, değil mi?"
"Evet, soğuk. …O zaman el ele tutuşalım mı? Amami-san ile buluşana kadar."
"…Hım."
Bugünün özellikle soğuk bir gün olduğunu bahane ederek, Umi ile ben gizlice parmaklarımızı kenetledik.
Şimdiye kadar yapayalnız olan bana, bir arkadaş gelmişti.
Üstelik benim için fazla güzel bir kız.
Herkes onu hâlâ 'ikinci en güzel' diye adlandırsa da, benim için…
Arkadaşlarla geçireceğim ilk kış, resmen başlamak üzereydi.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.