“Yalvarırım, Hanekawa!”
“İşin içinden çıkamayınca hemen bana mı yıkıyorsun?”
O gece Hanekawa’yı aradım. Ona yaşlı ağaç ve Karen’ın dojosu hakkında her şeyi en ince ayrıntısına kadar anlatmaya, engin bilgisinden faydalanmaya karar vermiştim.
“Elimden gelen her şeyi yaptım ama duvara tosladım. Lütfen, Karen için bir şeyler yap. Bana yardım et Hanekawa, tek umudum sensin.”
“Bu kadar çabuk pes etmiyor musun sence de?”
İç çeker sesini duydum.
Son zamanlarda Hanekawa, bana karşı duyduğu hayal kırıklığını gizleme gereği bile duymuyordu.
“Lütfen. Eğer yardım edersen memelerinle dilediğim gibi oynamama izin verirsin.”
“Memelerim bana ait, kalsın... Ama neyse. Senin için değil Araragi, Karen’ın hatırına yardım edeceğim. Olayı böyle düşünürsem kendimde o motivasyonu bulabilirim.”
“Eee, ne düşünüyorsun peki?”
“Hmm? Ne hakkında?”
“Yani, her şeyden önce bu konudaki fikrini merak ediyorum. Sen kimin tarafındasın? Karen mı, yoksa geri kalan herkes mi?”
“Karen tabii ki. Geçerli bir sebep yokken canlı bir ağacı öylece kestirip atamazsın. Sen de aynı fikirde değil misin Araragi?”
“Şey... İçgüdülerim öyle diyor ama işin içinde bizzat olsaydım ne yapardım bilemiyorum. Kendi hislerim ne olursa olsun, muhtemelen çoğunluğun fikrine uyardım.”
“İşte mesele de bu ya.”
“Ha?”
“Karen dışındaki herkes de böyle hissetmiş olmalı. Yani demek istediğim, çoğunluğun aslında senin ve kız kardeşinin sandığı gibi o ağaçtan kurtulmak istediğini sanmıyorum. Sadece fikir önderlerinin düşüncesini değiştirebilirsen her şey çözülecektir.”
“Hmm...”
Hanekawa yine yapacağını yapmıştı.
Ona olan güvenim asla boşa çıkmıyordu.
“Ayrıca bence o ağacın bugüne kadar neden kimsenin dikkatini çekmediği konusundaki tespitin çok doğruydu Araragi. Mesele fark edip etmemek değil, sadece kimsenin o ağacın bilincinde olmamasıydı. Ama bir kez aklına takılınca, her şeyden daha çok göze batmaya başlar. Tıpkı senin şu yataktan fırlamış gibi duran saçların gibi.”
“Saçlarım demek...”
Madem göze batıyor, söylesene be kadın.
Vaktinde söyle yani.
“Yeni bir kelime öğrendiğinde her yerde karşına çıkmaya başlar ya, onun gibi bir şey mi?”
“Evet, sanırım öyle,” dedi Hanekawa. “Ya da her gün yürüdüğün bir sokaktaki her bir dükkanı tek tek hatırlamaman gibi.”
“Senin dışındaki herkes için geçerli bu.”
“Ahaha, abartma,” diyerek güldü Hanekawa.
Muhtemelen gerçeği gizlemek için yapıyordu bunu.
“Az önce konuştuğumuz konuya dönecek olursak; acaba dojo öğrencilerinden bazıları ağacı daha önceden fark etmiş olabilir mi diye merak ediyorum. Ama herkes 'kimsenin fark etmediği gizemli ağaç' hakkında konuşmaya başlayınca, seslerini çıkaramamış olabilirler. Sence de ihtimal dahilinde değil mi?”
“Ortamı bozmak istemedikleri için mi? Kesinlikle mümkün görünüyor.”
“Ancak bu durum fenomenin kendisini açıklasa bile, konuyu nasıl sunacağımızı bulmamız lazım. İnsanların bunu gizemli bir olay, ağacı da gizemli bir varlık olarak görmesi çok doğal.”
“Yani bu tesadüfler zinciri, gelecek nesillere bir tuhaflık efsanesi olarak aktarılabilir. Hangi hikayelerin nasıl popüler olacağını kim bilebilir ki...”
Bunun üzerine teoriler üretebilirdik.
Ancak teori, sadece bir teoridir.
Asla daha fazlası olamaz.
“Netleştirmek için soruyorum Araragi, şu an dojoyu kasıp kavuran bir panik salgını var, değil mi?”
“Panik demek biraz abartı kaçabilir ama evet, bir şeyler patlak vermiş durumda.”
“O zaman tek yapmamız gereken buna bir son vermek.”
“Ha? Tabii, orası öyle. Ama salgınlara karşı önlemler etkisiz kalmaz mı? Asıl sorun da bu zaten.”
“Hayır, bu her zaman doğru değil. Bir salgını durdurmanın bir yolu vardır.”
“Nasıl?”
“Durmanın bir yolu ya da durdurulmasının bir yolu...”
Sanırım bu sefer başka çare yoktu.
Hanekawa’nın ses tonu, sanki başka bir yol olmasını tercih edermiş gibi geliyordu; paylaşmak üzere olduğu o 'bilgeliği' duyduğumda nedenini anladım.
Bu sefer ben bile o cümleyi kurmaya kendimi ikna edemedim: "Her şeyi biliyorsun, değil mi?"
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.