Bu hikayenin sonsözü mü desem, yoksa can alıcı noktası mı bilemiyorum.
Hanekawa’yı o meşhur kalıbını söyleyeceği bir duruma sokmamış olmam bile başlı başına ters köşe bir son sayılır ama neyse, olan biteni anlatayım. Doğrudan sonuca bağlayacak olursam; Karen’in korumak istediği o yaşlı ağaç kesilmedi.
Tabii ağacın yumruklanarak veya tekmelenerek devrilmediğini de belirtmem gerek. Şu an biz konuşurken bile yerinde sağ salim duruyor. Sonsuza kadar orada kalacağının garantisini veremem ama şimdilik fırtınayı atlatmış gibi görünüyor.
Peki, ne mi yaptık?
“Bir salgın veya panik dalgası, varacağı yere ulaştığında sona erer.”
Yani hedefine ulaştığında durur.
Temelde, herhangi bir virüs o kadar geniş bir alana yayılır ki artık yayılacak yer bulamaz; enfekte edecek kimse kalmadığı için de salgın kendiliğinden biter.
Besin zinciri bu şekilde dengede kalır. Tabii bizim durumumuzda, bu paniğin varacağı son durak yaşlı ağacın ortadan kaldırılması olduğu için, olayların doğal akışına kapılıp oraya varmasına izin veremezdik.
“Bu yüzden yapmamız gereken tek şey kale direklerinin yerini değiştirmek. Şu aşamada herkes ağacın tekinsiz olduğunu düşünüyor, değil mi? Ya da bir tık ötesi, korkunç buluyorlar. Genel farkındalık seviyesi bu. Ürkmüşler, dehşete düşmüşler. Bizim tek yapmamız gereken onları merdivenin bir üst basamağına taşımak. Hedefi tam oraya koymalıyız.”
“Bir üst basamak mı?”
“Huşu diyelim mi?”
Huşu. Sadece basit bir korku değil.
Korkuyla karışık bir saygı duyma hali.
Ertesi gün Karen, dojo arkadaşlarına şunları anlattı:
Bu yaşlı ağaç, kutsal dojomuzun inşasında kullanılan ağaçlarla aynı türdenmiş ve görünüşe bakılırsa zamanında arka bahçeye dojonun koruyucu ilahı olarak dikilmiş.
Hepimizin yaşadığı o gizemli doğaüstü olayların sebebi de işte tam olarak buymuş.
Onlara olayı bu şekilde açıkladı.
Hikayeyi onlara böyle pazarladı.
“Onlarca yıl boyunca bu dojonun öğrencilerini görünmez bir şekilde izleyen dövüş sanatları tanrısı, sonunda tüm enerjisini tüketerek kendini gösterdi. Onu kesip atmak akıl kârı değil...”
Hanekawa’nın uydurduğu masalı neredeyse olduğu gibi kabullendi. Karen, abisi hariç kimseye yalan söyleyecek biri değildir, bu yüzden önce onu kandırmam gerekmişti.
Aslında ucube türü varlıklara inanacak biri de değildir ama birkaç ay önce yaşadığı bazı tuhaf hadiseler sağ olsun, görünmez bir dövüş sanatları koruyucu ilahı temalı bu ruhani hikayeyi kabul etmesi bir dövüş sanatçısı olarak pek de zor olmadı.
Sadece akıntıya kapılanlar da dahil olmak üzere dojonun diğer öğrencilerine gelince; mesele, onların fikirlerini veya hislerini hiçe saymadan, hatta bu hislerden yola çıkarak bir gerçeğe bağlandığı için panik dalgası son durağına ulaşmış oldu. Başka bir deyişle, olay daha fazla büyümeden kapandı.
Ve şurası kesin;
Eğer anlatılanlar gerçekse, o ağaca zarar vermeyi rüyalarında bile göremezlerdi.
Bu kurgu, dojonun ustasını, yani Karen’in senseisini kandıramazdı elbet. Emin olmanın bir yolu olmasa da dojonun yapımında kullanılan kerestelerin bizim yaşlı dostumuzla aynı türden olmadığı aşikardı.
“Ama bu konunun açılacağını hiç sanmıyorum. Sensei durduk yere ortamın huzurunu bozmak istemeyecektir. Sonuçta Karen söz verdiği gibi herkesi ikna etti.”
Görünüşe bakılırsa işler gerçekten de böyle yürüdü.
Hanekawa’nın, işletmesi gereken bir dojosu olan senseinin, sonunda yatışmış bir paniği yeniden alevlendirecek kadar budala olmadığı yönündeki öngörüsü tam isabet çıkmıştı. Ve böylece...
Şimdilik ağacın ömrü uzadı. Karen sorumluluğu üstlenerek kendi bulduğu bu ağacı korumuş oldu.
“Yine de yalan söylediğim için kendimi kötü hissediyorum...”
Hanekawa’nın bilgeliğine sığınmış biri olarak o böyle dediğinde moralini düzeltecek pozisyonda değildim ama yine de onu teselli etmeden duramadım.
“Söylediklerin illa ki yalan olmak zorunda değil.”
“Ha?”
“Belli mi olur, belki de o ağaç gerçekten bir ucubedir. Koruyucu ilah mıdır bilemem ama... Belki de başından beri varlığını gizlediği için kimsenin fark etmediği bir varlıktır. Dojonun da aynı ağaçtan yapılmış olması imkansız değil. İstatistiksel olarak böyle bir ihtimal var.”
“Haha. Tabii, istatistiksel olarak yok sayılabilecek kadar küçük bir ihtimal.”
“Yok sayılabilecek ihtimaller bile hala birer ihtimaldir. Ayrıca...”
Pekala.
Her ne kadar teselli etmek için söylesem de bir sonraki cümlem biraz ileri gitmiş olabilir.
“Olayı bu şekilde sunduğumuz için, o ağaç gerçekten bir ucube haline gelmiş olabilir. Antrenman yapan öğrencileri izleyen bir varlığa dönüşmüştür belki, kim bilir?”
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.