Sonsöz ya da belki de bu hikayenin can alıcı noktası.
Neticede, o dolandırıcının ortaokullu kızlar arasında o tılsımları yaymak için ne tür yöntemler kullandığını asla tam olarak çözemedik. Bu açıdan bakınca toplantımız meyvesiz kapandı denebilir. Sanırım modern toplumdaki popüler kültürün durumu gibi ağır bir konuyu ele almak için Sengoku henüz biraz toydu.
Biz hâlâ laflarken Karen ve Tsukihi eve geldi ve toplantı sona erdi. Sonra, uzun zaman sonra ilk kez dördümüz birden vakit geçirdik. Aslında Sengoku’dan bir yaş büyük olan Karen, ilkokuldayken onunla pek takılmamıştı; yani bu özel dörtlünün ilk kez bir araya geldiğini söylesem yalan olmazdı.
Sengoku’nun utangaçlık beceri seviyesi tavan yapmıştı ama Karen’ın kusursuz ve aşırı cana yakın sosyal becerileri sayesinde bu durum bir şekilde dengelendi. Neyse, konumuz bu değil.
Dolandırıcının yöntemleri hakkındaki gerçeği öğrenmem biraz zaman alacaktı. Tam olarak Ağustos ayının ortasında.
On dört Ağustos.
Peki bu nasıl mı oldu? Adamın bizzat kendisiyle karşılaştım; tıpkı bir trafik kazası gibi, kaçınılmaz ve sarsıcı bir karşılaşmaydı bu.
Bizim kasabaya bir daha asla dönmeyeceğine yemin etmiş olmasına rağmen, sanki hiç söz vermemiş gibi geri dönmüştü. Sabır verin, çek git artık be adam.
O anki asıl konumuz onun meslektaşı olan birkaç uzmandı ama laf arasında ona bu meseleyi sordum.
“Hmm,” dedi. “Rüzgarın nereden eseceğini bilme yetenek ya da rüzgarı kontrol etme yetenek... Yok, bu kadarı beni aşar. Tabii bu söylediğim de bir yalan olabilir.”
“...”
Bu adama zerre güvenilmez.
Sormak bile hataydı diye düşünürken devam etti: “Bana sorarsan, rüzgarın nereden eseceğini bilmek o kadar da mühim değil. Çünkü bir salgının yayılması için en elverişli ortam, havanın durgun olduğu andır.”
“D-Durgun mu?”
“Araragi, bence bir salgına sebep olmak için hayati olan şey budur.”
“Durgunluk derken yani, rüzgarın olmamasını mı kastediyorsun?”
“Bir şey popülerken başka bir şey popüler olamaz. Teknik olarak konuşursak, başka bir şey aradan sıyrılmaya çalışsa bile başarılı olamaz diyebiliriz. Bu yüzden, eğer özel bir şeyi yaymak isteseydim, hedef kitleyi seçemesem bile doğru zamanı ve mekanı seçtiğimden emin olurdum.”
“...”
“Söylentilerin ömrü yetmiş beş gündür. O yetmiş beş gün boyunca yeni bir akım yaratma sevdasından vazgeçmelisin. Bu kasabayı ele alalım mesela. Bahar tatili boyunca hiçbir şey yapamazdım çünkü vampir söylentileri herkesin hayal gücünü esir almıştı. Ezici bir numarayla, o devasa hit ile aşık atmanın alemi yoktu. Ezici derken şunu kastediyorum: O virüs, karşısına çıkan her türlü diğer virüsü yutup yok ederdi. Bu yüzden o söylenti vadesini doldurunca, geride bıraktığı o boşluğa, o açığa kendi zehrimi enjekte ettim.”
Anlattığında kulağa çok bariz geliyordu.
Başka bir deyişle, bir salgın ancak bir vakumun, bir boşluğun olduğu yerde patlak verir. Ya da en azından orada şansı daha yüksektir.
“Hayalet hikayeleri, sokak dedikoduları, şehir efsaneleri ve asılsız söylentiler; hepsi insanların duygusal olarak çöktüğü anlarda azar. Bu da insanların hayatlarında tutunacak dalları kalmamasıyla aynı şeydir. Yani akımların olmadığı o ölü zamanlar. Şimdi Araragi, sence bir dolandırıcı kimi hedef alır, kurbanı kimdir? Bir düşün bakalım.”
“D-Düşünmek mi? Üzerine kafa yormak isteyeceğim bir şey değil bu.”
“Hadi ama, kırma beni.”
“Bu sorunun eğlenceli hiçbir yanı yok. Her neyse... Zenginler mi? Mal mülk sahiplerinin peşine düşmez misiniz?”
“Tam da dürüst bir insandan beklenecek bir cevap. Ancak tatmin olmuş insanları kandırmak şaşırtıcı derecede zordur. Maddi imkanı olanların duygusal ferahlığı da olur. Bu yüzden dolandırıcılar hayatından memnun olmayanları, nefes alacak alanı kalmamış olanları hedefler.”
“Geçen sefer buraya geldiğinde ortaokullu kızları hedef almanın sebebi bu muydu yani?”
Veya.
Daha da eskiye gidersek, kızlarının hastalığı yüzünden perişan olan Senjougahara ailesini...
“Aynen öyle. Endişe dolu bir zihin, kandırılmaya en müsait zihindir. Çünkü o kişinin, karşısındakinin yalan söyleyip söylemediğini dert edecek hali kalmamıştır,” dedi dolandırıcı, en ufak bir pişmanlık belirtisi göstermeden. “Vaktiyle benim dolandırıcılığıma zemin hazırlamak için insan ilişkilerini yozlaştıracak tılsımları popüler hale getirdiğimi söylemiştin ama aslında durum tam tersiydi. Onların ilişkileri zaten yozlaşmıştı, bu yüzden tılsımlarıma dört elle sarıldılar.”
Durgun bir ortam, mutlaka temiz bir ortam demek değildir.
Hatta dolandırıcıya göre, patlamaya hazır bir salgına yol açacak virüs, her zaman yüzeyin hemen altında uykuda bekler.
“Yani, kandırılmaları kendi suçları mı diyorsun?”
“Böyle söyleyince kulağa çok hoş gelmiyor. Biz buna zamanın ruhu diyelim mi? ‘Bu neden bu kadar popüler oldu?’ ya da ‘Böyle bir şey nasıl bu kadar tuttu?’ diye merak ettiren o kaotik durumları anlamak istiyorsan, asıl o kaostan önceki vakumu düşünmelisin.”
“Vakumu...”
“Karanlık da diyebilirsin. Sana bir tavsiye vereyim: Eğer açıklanamaz bir şey moda olursa, zamanın ruhuna dikkat et. Bastığın toprağı gözle. Bir şeylerin ters gittiğini, durumun kritik olduğunu varsay. İster bir insan tezgahı olsun ister doğal bir hadise; bu ancak karanlığa gömülmüş bir çağda yaşadığın için başına gelir.”
“Karanlığa gömülmüş...”
“Bir modanın patlak vermesi için gereken koşullar, bir isyanın çıkması için gerekenlerle hemen hemen aynıdır. Ayakların yere sağlam basmadığında, akıntıya kapılıp gidersin. Ah, ama benim gibi bir adam için bundan daha kolay bir zaman olamaz,” dedi Kaiki uğursuz bir tavırla. Sonra ekledi: “Şimdi Araragi, sana bu kadar önemli bir sır verip meslek sırrımı öğrettiğime göre, ek bir ücret talep etmem gerekecek.”
“...”
Belli bir uzman ikilisi hakkındaki bilgiler için bu adama zaten ödeme yapmıştım. Ama aptal gibi soru sorduğum için ek bir seçenek devreye girmişti.
“Ceketinin iç cebindeki acil durum paran olduğunu biliyorum.”
İçimi okumuştu.
Hmm.
Rüzgar bugün benden yana esmiyor.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.