Geçmişin Kökleri ve Adaletin Kanatları

"Ağaç burada ağabey," dedi Karen. Beni peşinden sürükleyip getirdiği dojo binasının arkasındaki bir ağacı işaret ediyordu. Hanekawa olsaydı muhtemelen bir bakış atar atmaz cinsini teşhis ederdi ama ne yazık ki bahçecilikten de ormancılıktan da zerre anlamam; bu yüzden benim için o sadece bir "ağaç".

Bu konuda ne kadar bilgisiz olduğum bir yana, ağaç hakkında söyleyebileceğim tek şey yaşlı göründüğü ve neredeyse tamamen yapraksız olduğuydu.

"Ağaç bu mu yani?" Karen’ın sözlerine ilk tepkim bu oldu; başka nasıl bir karşılık vereceğimi bilememiştim. "Şey... kesinlikle bir ağaçmış. Beklediğimden daha... inceymiş. Anlattıklarından yola çıkarak kafamda daha heybetli bir şey canlandırmıştım."

"Ben öyle bir şey demedim ki."

"Ama ayak bağı olan ağaç bu, değil mi?"

"Onu da demedim, ne kadar ayıp! Ona ayak bağıymış gibi davrananlar o diğerleri; ben ise onun müttefiğiyim."

"Hı hı, öyledir..."

O "diğerleri" lafı nedense kulağıma beklenmedik derecede keskin gelmişti.

Bir de ağaçların gerçekten müttefikleri ve düşmanları olup olmadığını merak etmeden duramadım ama bunu bir kenara bırakırsak, büyük küçük kız kardeşim Karen'ın bu ağaçla inanılmaz bir empati kurduğu gün gibi ortadaydı.

Empati.

Benim bu aşırı duygusal kız kardeşlerim, özellikle de büyük olanı, fazla gelen duygularını önüne gelen her şeye akıtma eğilimindeydi. Eğer söylediklerinize dikkat etmezseniz, kendilerini bir anda herhangi birinin veya herhangi bir davanın destekçisi konumuna fırlatılmış bulabilirlerdi.

Tam da bu yüzden, Ateş Kardeşler'in bir kanadı (?) olarak bu çocuk, ortaokul camiasında halkın iradesiyle nam salmıştı; fakat tek bir yanlış adım, bu karakter yapısının ne kadar tehlikeli ve kırılgan olduğunu kanıtlamaya yeterdi.

İşte bu sebeple onun söylediği hiçbir şeyi olduğu gibi kabul etmem. Her zaman serinkanlılıkla dinlemem gerekir. Bunları düşünürken, karşımda duran ağacı bir kez daha süzdüm.

...

Eylül ayının sonlarıydı.

Kız kardeşim Karen Araragi ile birlikte antrenman yaptığı kasaba dojosuna gelmiştim. Burası karate eğitimi verilen özel bir dojo idi. Pratik dövüş karatesinde "usta" olmuş biri tarafından işletiliyordu ve Karen zaten uzun yıllardır kendini burada antrenmanlarına adamıştı.

Burada kazandığı yakın dövüş becerilerini ağabeyi üzerinde pek çok kez sergilemişti; bu anlamda o mekana adımımı atmak içimde ister istemez bir burukluk yaratıyordu... Ancak şartlar gereği başka seçeneğim yoktu.

Aslında o burukluğu bir an için kenara bırakırsak, dojonun eşiğinden geçmeyi ben de istiyordum. Çünkü her türlü görgü kuralı ve nezakete burun kıvıran Karen’ın "sensei" diye hitap ettiği kişinin nasıl biri olduğunu, kimin önünde saygıyla eğildiğini görmeye can atıyordum.

Bir yanım Karen ile ilgilendiği için teşekkür etmek istiyordu, diğer yanım ise "Kız kardeşime ne halt etmeye böyle tehlikeli numaralar öğretiyorsun?" diye hesap sormak niyetindeydi.

Nihayet Karen’ın koşarak bir saatten az sürede vardığı dojoya, bir buçuk saatlik bir yolculuğun ardından kalbim küt küt atarak ulaşmıştım. Fakat şansıma bak ki, sensei evde yoktu.

"Böyle sözleşmemiştik."

"Ne? Ben sana sensei ile tanıştıracağım diye bir şey de-me-dim. Dedim mi yoksa? Ne zaman? Hangi günün, hangi saatinin, hangi dakikasının, hangi saniyesinde? Dünya güneş etrafında kaç tur atmıştı o sırada?"

"..."

Kes sesini.

Kız kardeşim olmasaydı ağzının payını verirdim. Hayır, tam da kız kardeşim olduğu için bu çocuksu tavırlarından dolayı onu bir güzel silkelemek istiyordum.

"Karen, şu an sana bir tane patlatmıyorsam tek sebebi benden daha güçlü olman!"

"Öz ağabeyim nasıl bu kadar zavallıca bir şey söyleyebilir?"

Üzgün görünüyordu.

Bu bakışı, benden iğrendiği zamanki bakışından bile daha çok nefret ediyorum.

"Aslında ben de gurur duyduğum ağabeyimi sensei ile tanıştırmayı çok istiyordum. Bugün dojonun dersi olmadığı için mükemmel bir fırsat olur diye düşünmüştüm ama kimse yokmuş."

"İnsanların izin günlerinde dışarı çıkması gayet normal bir durum... Dur bir dakika, sen randevu almadın mı?"

"Sensei ile benim aramızdaki frekans aynı, bizim randevuya falan ihtiyacımız yok."

"Birincisi, uzay boşluğunda yaşamıyoruz ki telepati kuralım; ikincisi de görünen o ki bir randevuya bal gibi de ihtiyacımız varmış."

"Hahahah, bu işler beni aşar."

Her şeyi tane tane, hatta numaralandırarak açıklamama rağmen Karen gülüp geçti ve kapının üzerinden çevik bir hareketle atlayıverdi.

Kapı dediğime bakmayın, öyle bahçe kapısı falan değildi. Dojonun önünde devasa, heybetli ve insanın gözünü korkutan cinsten bir kapı vardı; ama Karen sanki bir ninjaymışçasına havalandı ve üzerinden tertemiz bir atlayış yaptı.

Vay canına, bu çocuğun özel efekte falan ihtiyacı yok.

Onu bugünün film endüstrisine karşı doğal bir panzehir olarak pazarlamayı düşünürken, kapıyı içeriden açtı.

"Tamam ağabey, hadi gel içeri, bu taraftan."

"Nesin sen, ninja mı yoksa hırsız mı? Kimse yokken öylece içeri dalamazsın."

Kız kardeşim gibi bir adalet savaşçısına bu kadar temel bir ahlak kuralını açıklamak zorunda kalacağımı hiç düşünmemiştim ama Karen’ın istifini bozmaya niyeti yoktu. Aksine, gururlu görünüyordu. "Sensei ile aramızdaki güveni küçümseme ağabey. Ben her zaman böyle kafama göre girip çıkarım, şimdiye kadar hiç sorun olmadı."

"Duyulmuş şey değil, sen alt tarafı bir öğrencisin..."

Tamamdır.

Bir dahaki sefere buraya ailemizle geleceğim. Resmen özür dilemek için.

"Aman be, evin içine girmiyorum ki. Sadece dojoya, aslında sadece arka bahçeye bakacağız."

"İyi güzel de..."

"Bu kadar mızmız olma. Biraz esnek olmalısın. İstersen bu konuda sana yardım edebilirim. Bundan sonra günlük esneme hareketlerimizi beraber yaparız."

"Senin yaptığın o hareketleri yapsam bütün kemiklerim kırılır. Esnemekten çok pestilim çıkar."

"Lay lay lom."

Sanki dünyada hiçbir derdi yokmuş gibi sekerek dojoya doğru ilerledi. Ben de onun bu gamsız hayatına imrenerek peşinden gittim ve sonunda beni o meşhur ağaçla tanıştırdı.

"Beklediğimden ince olsa da yine de bir ağaç işte, kendine has bir ağırlığı var," dedim.

Karen’ın ısrarla sorun yok demesine rağmen, o problemli ağaca tekrar bakıp sordum: "Emin misin? Yani şimdiye kadar kimsenin bu ağacın burada olduğunun farkına varmadığına?"

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.