Axel kasabasına dönmemizin üzerinden birkaç gün geçmişti ki Maceracılar Loncası’ndan çağrı mektubu elimize ulaştı.
Danışma masasındaki görevli kızlardan biri, elindeki ağır para torbasını tutarak yüzüme gülümsedi. "Şimdi, Maceracı Satou Kazuma... Sizi buraya çağırma nedenimize gelecek olursak..."
Kız neşeyle devam etti: "Bu seferki miktar fazlasıyla yüksek olduğundan parayı bir araya getirmemiz biraz zaman aldı. Ancak İblis Kral’ın generallerinden Sylvia’yı alt ettiğiniz için hak ettiğiniz ödül işte burada; tam üç yüz milyon eris! Bay Satou, böylece alt ettiğiniz İblis Kral generali sayısı dörde ulaştı! Artık loncamızın gerçek bir kıdemlisi oldunuz. Lütfen bu ödülü kabul edin!"
Etrafta toplanmış maceracılardan aynı anda gür bir uğultu koptu. Cömert bir edayla sırıtarak ağzına kadar dolu, gerçekten de oldukça ağır olan para torbasına uzandım.
"Sakin olun çocuklar," dedim havaya girerek. "Sanki ilk defa büyük bir kelle avı yapmışım gibi davranıyorsunuz. Üç yüz milyon eris dediğin bu kadar tantanaya değecek bir şey değil hani... Şey, pardon hanımefendi, torbayı bırakabilirsiniz artık. Gayet sıkı tutuyorum, düşürmem merak etmeyin. Hey, bıraksanıza! Çeksenize elinizi yahu!"
Danışma görevlisi kız parayı bırakmaya pek niyetli görünmüyordu.
O sırada koca bina diğer maceracıların fısıldaşmalarıyla yankılanmaya başladı.
"Vay be, Kazuma ve partisi dördüncü generali de hakladı demek! İlk başladıklarında hepsi hemen nalları diker diye düşünüyordum. Şunların geldiği yere bak!"
"Harbiden öyle. Eskiden birkaç kurbağayla bile baş edemiyorlardı, şimdiyse Kazuma Axel’ın en zengin adamlarından biri oldu çıktı. Bu dünyada bazı şeylere akıl sır ermiyor."
"Ben baştan beri diyordum ama, Kazuma kritik anlarda her zaman iş bitiren bir heriftir."
"Daha geçen gün partilerinin ne zaman toptan silineceğine dair bahse girelim diyen sen değil miydin? Gerçi ne olursa olsun yaptıkları gerçekten etkileyici. Kazuma bir Maceracı; sözde en zayıf sınıf. Üstünde doğru dürüst ekipman bile yok ama hâlâ İblis Kral’ın generalleriyle kafa kafaya çarpışıyor!"
Sonunda para torbasını görevli kızın elinden koparıp almayı başardım ve bağrıma basıp korumaya aldım. Ardından arkamdan konuşan dedikoducu kalabalığa doğru döndüm.
Yüzümdeki ciddiyeti olabildiğince korumaya çalışarak konuştum: "Vay canına. Böyle yağ çekerek benden bir şey koparabileceğinizi mi sanıyorsunuz?"
Sonra da sesimi yükseltip haykırdım:
"Haklısınız! Buradaki herkese benden mekânın en kaliteli şarabı!"
Lonca bir anda coşkuyla inledi. "Harikasın! Ka-zu-ma! Ka-zu-ma! Ka-zu-ma!"
"Kazuma, sen mükemmel bir adamsın! Benimle evlen! Hayatımın sonuna kadar bana bak!"
"Axel’ın gördüğü en kral sonradan görme!"
"İşte Şans Kazuma dediğin böyle olur!"
Kahkahayı bastım. "Hahaha! İstediğiniz kadar övün beni çocuklar, ama başka bir şey koparamayacaksınız... Hey! Kim dedi lan bana Şans Kazuma diye?! Benim şanstan başka yeteneklerim de var bir kere!"
Buraya geleli neredeyse bir yıl olmuştu. Uzun ve meşakkatli bir yoldu ama sonunda gelip çatmıştı işte:
Benim anım.
"Sen iğrenç birisin! Kazuma, sen tam bir pisliksin! Ben burada eve geç kalıyorsun diye meraktan kıvranayım, meğer sen arkamızdan gizlice parti veriyormuşsun öyle mi? Gelip ne haltlar karıştırdığına bakmakla ne kadar doğru yapmışım!"
Aqua, normalden yüzde yirmi daha gürültülü olan lonca salonunda tam karşımda oturuyordu.
"Tamam, geç kaldığım için özür dilerim ama partimiz loncaya çağrıldığında altından hep kötü bir şey çıkıyor deyip beni buraya tek başıma gönderen de sendin. Bak ne diyeceğim, soğuk bir Kızıl Bira söyledim sana. Hadi, keyfine bak."
Kendime söylediğim buz gibi birayı masanın üzerinden Aqua’ya doğru sürdüm.
"Beni iki yudum alkolle kandırabileceğini sanıyorsan çok yanılıyorsun," diye homurdandı. "Megumin evde sinirli bir ayı gibi volta atıp beş dakikada bir 'Hâlâ dönmedi...' diye mırıldanıyordu. Darkness ise kafasını tutup 'Önceki olay yüzünden mi acaba?! Leydi Iris hırsızın gerçekte kim olduğunu anlamış olmalı! Ah ne yapacağım ben?!' diye dövünüp durdu... Lıkır, lıkır. Oh be! Bana baksana sen, bir Kızıl Bira daha getir!"
Aqua birasını tek dikişte bitirdi. O kadar heyecanlıydı ki neredeyse masayı yumruklayacaktı. Hemen yeni bir bira daha sipariş edildi.
Yanı başımdaki Megumin içeceğinden küçük bir yudum alıp konuştu: "Yine de ilk defa iyi bir şey için çağrıldığımızı görmek içimi rahatlattı. Aqua haberin iyi mi yoksa kötü mü olacağına dair iddiaya girmemizi istemişti. Korkunç bir suç işlediğin ve şu an loncada gözaltında tutulduğun üzerine üç bin eris yatırmaya hazırdı."
Bak sen şu işe.
"Hatta başına bir bela geldiyse hemen kaçabilmemiz için eşyalarımızı toplamamızı bile söyledi," diye ekledi Darkness. "İnanmıyorsan ayağının dibindeki sırt çantasına bakabilirsin."
Aqua keyifle bir bira daha söylerken yerdeki sırt çantasının içine göz attım ve ardından doğrudan ona patladım.
"Ulan bir de oturmuş benim için endişeleniyormuş gibi numara yapıyorsun! Bu çanta neyin nesi be?! Hey, o gelen sıradaki bira benim!"
"Olamaz, git kendine söyle! Hem birazcık endişelendiğim doğruydu bir kere! Sensiz hayatımın ne kadar zorlaşacağını bir düşünsene! Mesela... Şey olurdu... Yani sonuçta... Şey, Darkness, Kazuma ortadan kaybolursa ne gibi sorunlar yaşardık bir hatırlatsana bana?"
"Seni gidi nankör! Sizin yüzünüzden nelere katlandığımdan haberin var mı senin?! Seni şuracıkta boğmamak için kendimi zor tutuyorum, gel bakalım seninle şöyle dışarı çıkalım!"
"Üstüme başıma ne asılıyorsun be kaba herif?! Kutsal elbisemi sündüreceksin! Bırak beni! Bırak diyorum sana!" Ben onu kapıya doğru sürüklemeye çalışırken Aqua, tüylü cübbesini kavramış olan elime yumruklar indiriyordu.
Aqua’nın yanında oturan Darkness kadehinden derin bir yudum alıp bıkkın bir sesle konuştu: "Leydi Iris böylesine kaba ve olgunlaşmamış bir adamda ne buldu, hiçbir zaman anlayamayacağım... Belki yabancı olmasının getirdiği bir çekim, biraz da anlık bir akıl tutulmasıydı..."
Başkentte pek çok şey yaşanmıştı. Diğer bazı maceracılarla birlikte İblis Kral’ın ordusunun saldırısını püskürtmüştük ve ben de şehrin soylularını bir hırsızdan korumuştum. Kimse bilmese de koca bir ülkeyi büyük bir krizin eşiğinden kurtarmıştım. Hepsinden önemlisi, Iris adında dünya tatlısı bir kız kardeş kazanmıştım.
"Acaba Iris şimdi ne yapıyordur?" diye düşündüm sesli bir şekilde. "Bazen geceleri yalnızlıktan ağlıyor mudur diye endişeleniyorum... Aklıma bir fikir geldi! Vanir’den tıpkı bana benzeyen bir oyuncak bebek yapmasını isteyeceğim. Geceleri kahkaha atan Vanir bebeklerinin çok sattığını söylemişti. Geceleri gülen bir Kazuma bebeğine ne dersiniz? Onu Iris’e gönderirim, böylece hiç yalnızlık çekmez."
"Sakın kıza öyle tuhaf hediyeler göndermeye kalkma Kazuma! Sadece mektup yaz. Benim ulak aracılığıyla ulaştırırım. Başka bir şeye yeltenirsen seni terörist ilan edip zindana tıkabilirler!"
Loncadan ödülü almamın üzerinden bir hafta geçti. Son zamanlarda yolculuk yapmaktan helak olmuştuk, bu yüzden bir süre Axel’da pineklemek fazlasıyla iyi gelmişti.
"Bunu kim yaptıysa çabuk buraya gelsin! Bu yemeği pişiren şefi bulun ve son günlerde zenginliğiyle dillerden düşmeyen süper zengin maceracı Satou Kazuma’nın kendisini çağırdığını söyleyin!"
"Evet! Baş Rahip Aqua’nın da kendisini çağırdığını iletin!"
Yeni kavuştuğumuz servet sayesinde Aqua ile ben kısa sürede Axel’ın en seçkin lokantalarının gediklisi haline gelmiş, her gün gurme lezzetlerin tadını çıkarır olmuştuk.
Restoranda kendi bölgemiz ilan ettiğimiz köşeye doğru şef olduğunu tahmin ettiğim genç bir adam yaklaştı.
"B-bir kusurumuz mu oldu saygıdeğer müşterilerimiz? Bir sorun mu var?" Aniden çağrıldığı için resmen tir tir titriyordu.
"Yok canım," dedim rahat bir tavırla. "Yemek tek kelimeyle enfes olmuş, sadece şahsen teşekkür etmek istedim. Son zamanlarda başkentteki kalede epey vakit geçirdim ve benim gibi seçici bir damak tadını bile memnun etmeyi başarmış olman beni gerçekten etkiledi."
"Ç-çok teşekkür ederim efendim," diyerek önümüzde eğildi şef.
Aqua peçetesiyle dudaklarını silip lafa girdi: "Bu yahninin sırrının şarap olduğuna kalıbımı basarım, öyle değil mi? Bu zengin lezzet ancak kırmızı şaraptan gelebilir. Tahminimce otuz yıllık bir Romanée-Conti kullandınız, doğru mu?"
"Sadece sirkeydi hanımefendi. Az önce ucuza denk getirmiştim."
"Vay canına. Ucuz bir sirkeden böylesine enfes bir tat çıkarılabileceğini kim bilebilirdi? Harika bir iş çıkarmışsınız."
"Çok naziksiniz, teşekkür ederim." Şef Aqua’nın önünde tekrar eğildi. Kendisine bağırmayacağımızı anlayınca sonunda rahat bir nefes almıştı.
Şef orada tebessümle dikilirken çatalımın ucundaki et parçasını ona doğru salladım. "Yahni güzeldi ama asıl dikkatimi çeken şey buydu. Bu yumuşak dokulu şey. Bir şeye benzetmem gerekirse... Hmm. Hoşlandığın kızın odasına kalbin küt küt atarak gizlice sızmak ve gardırobunu açtığında içeride bir Mimic ile karşılaşmak gibi. İnsanı dengesiz yakalayan, öyle sarsıcı bir etkisi var. Ne demek istediğimi anlıyor musun usta?"
"Tek bir kelimesini bile anlamadım efendim."
"Anlıyorum. Neyse, asıl mesele şu ki bu yemek tek kelimeyle harika. Maceracı Satou Kazuma bu restorana üç yıldız veriyor."
"Ben de bu restorana üç yıldız veriyorum," diye ekledi Aqua.
Şefin yüzünde kocaman bir gülümseme belirdi. "Çok teşekkür ederim. Gelecekte bu dükkânı dört yıldıza layık kılmak için elimden gelenin en iyisini yapacağım."
Cebimden birkaç eris banknotu çıkarıp uzattım. "Hahaha, işte duymak istediğim azim bu! Gerçekten çok lezzetliydi, yine geleceğiz. Bu paralar da harika bir yemeğe duyduğumuz minnetin göstergesi. Üstü kalsın, bahşişin olsun. Tekrar eline sağlık."
"Evet, ellerine sağlık!" dedi Aqua.
"Tam denk geldi aslında. Yine de sizi tekrar ağırlamaktan mutluluk duyarız. Çok teşekkürler!" Şef bizi kapıya kadar aynı neşeyle uğurladı.
Sylvia’nın kellesine konan ödülle taze bir zengine dönüştüğümden beri günlerimi işte böyle, lüks içinde yüzerek geçiriyordum. Üç yüz milyonu aramızda dörde bölmüştük, üstelik Vanir ile yaptığım ticari anlaşma sayesinde bana kişisel olarak düzenli para akışı da sağlanıyordu. Artık hayatımın sonuna kadar biraz savursam bile bir daha asla çalışmama yetecek kadar param vardı.
Hayatın gerçek kazananı olmak tam olarak böyle bir şeydi işte. Çile çekmiş, sürünmüş ve nihayetinde başarılı maceracıların arasına adımı altın harflerle yazdırmıştım.
Şişkin göbeklerimizi sıvazlayarak bizim gibi birinci sınıf maceracılara yakışır lüks dairemize döndük. Bir yandan da akşam yemeğinde nereye gideceğimizi neşeyle tartışırken kapıyı araladık…
"Biz gel..."
"Off, sen sahiden akılalmaz derecede sapık bir Haçlısın! Al bakalım, istediğin bu değil miydi? Güçlü görünmeye çalışmayı bırak artık. Pes et de ben de... A."
"Bunun beni yıldıracağını mı sanıyorsun? Bir Haçlı olarak gururum üzerine yemin ederim ki bir saat de dayanırım, iki saat de, hatta... Ah!"
Antrede, bir futona sarılıp boylu boyunca yere bırakılmış Darkness ile hemen önünde çömelmiş, elindeki buzu onun yüzüne doğru alaycı bir edayla sallayan Megumin ile karşılaştık. İkisinin de yüzü sıcaktan al al olmuştu, Darkness ise kesik kesik soluyordu.
Gözlerimiz bir anlığına kesişti. Sessizce kapıyı geri kapattım.
Kapı anında gümbürtüyle tekrar açıldı ve telaş içindeki Megumin dışarı fırladı.
"Lütfen kapıyı kapatmayın! Düşündüğünüz gibi bir şey değil, inanın bana!"
"Yok canım, hiç dert etmeyin, biz gayet iyi anladık. Aqua ile dışarıda güzel bir yemek yeriz, siz de işinize bakın. Hatta isterseniz bu gece kalacak başka bir yer bile buluruz."
"Axis Kilisesi eşcinsel aşkı tanır, biliyorsunuz değil mi? Büyülü bir kutsama ister misiniz?"
"Hiçbir şey anladığınız yok! Açıklamama izin verin! Darkness şey..."
Megumin ikimizin de koluna yapışıp bizi çaresizce içeri sürükledi.
Darkness hırladı. "Demek bana bir de aşağılama saldırısı düzenleyeceksiniz! Kazuma ile Aqua'nın beni bu son derece uygunsuz vaziyette görmesinin pes etmeme yeteceğini mi sanıyorsun?!"
"Durmaksızın çene çalman işimizi hiç kolaylaştırmıyor, Darkness! Kapa çeneni!"
Yerdeki tutsaklığından yaygara koparmaya devam eden Darkness beni sadece bir anlığına oyalamıştı. Açık kapıdan dışarıya doğru dalga dalga yayılan sıcağı ancak o an fark edebildim.
Neredeyse yaz gelmişti ama bu ikisi şöminede harıl harıl ateş yakmıştı.
"Bu öyle sapıkça bir oyun falan değil," dedi Megumin. "Darkness dayanıklılık çalışmasında ona yardım etmemi istedi. Bu kasabanın her yıl düzenlenen Dayanıklılık Şampiyonası'nı her sene kazandığını iddia ediyor." Yanakları kızarmış hâlde, elindeki buzu kendisi gibi kıpkırmızı kesilmiş Darkness'a doğru uzattı.
"Rahatlamalı mıyım yoksa hayal kırıklığına mı uğramalıyım bilemedim," dedim. "Fakat böyle şeylerin provasını yapacaksanız gidin Darkness'ın ailesinin konağında falan yapın. Salonumuzu saunaya çevirmeyin."
Megumin buzu tenine bastırdığında Darkness rahatlamış bir nefes verdi. "Aslında babamın sağlığı son zamanlarda pek iyi değil. Evde böyle bir şey yaptığımı görseydi, bekar genç kızının ne işler çevirdiğini düşünüp endişelenirdi. Ona saygımdan ötürü burada yapıyorum."
"Adamın, senin evdeki şömineye habire odun yığmandan ötürü hastalanmadığına emin misin?"
Buzun serinliği Darkness'ı biraz yatıştırmış, havadaki o tuhaf gerilimi de bir nebze dağıtmıştı.
"Oh be..." dedi Darkness. "Siz de evinize döndüğünüze göre artık her şeyi anlatabilirim sanırım. Megumin'in yardımıyla gördüm ki seviyem geçen yıla göre daha yüksek olduğu için sıcağa karşı direncim de gelişmiş. Bu yıl da tacı kimseye kaptırmayacağımdan eminim. Hey Kazuma, beni buradan çıkarır mısın?" Futonun içinde kıpırdanarak kendini belli etti.
Bir an duraksadım.
"Alderp'in lüks dairesinde Bağlama büyüsü yediğim zamanki hâlimi fena hâlde andırıyorsun."
Darkness bana sorgulayan gözlerle baktı. "Öyle mi? Şimdi düşününce sahiden de öyle bir şeyler olmuştu. Neyse, sonra konuşuruz bunu. Gel de çöz beni. Bu futonun altında terden sırılsıklam oldum. Bir an önce banyo yapmak istiyorum."
Ne demek istediğimi anlayan Aqua ve Megumin, Darkness'ın yanına çömeldi. İkisinin de yüzünde sinsi bir sırıtış vardı.
Darkness üçümüze baktığında yüzünde nihayet bir tedirginlik belirdi. Parmaklarımı havada tehditkâr bir edayla oynattım. "Uzun zamandır beraberiz, Darkness. Artık nasıl biri olduğumu çok iyi biliyorsundur. Mesela bana yapılan bir haksızlığın karşılığını her zaman misliyle veririm. Şimdi söyle bakalım Darkness... Başkentte kıpırdayamaz hâldeyken bana eziyet etmekten hiç çekinmemiştin, hatırladın mı? Bak sen şu işe, şimdi ne kadar da ilginç bir vaziyettesin!"
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.