“Sen iflah olmaz, imkansız, çekilmez bir adamsın! Neden her zaman böyle olmak zorundasın ki?!”
“Ben mi?! Asıl sen neden her zaman böylesin? Bir tek bana karşı bu kadar öfkelisin! Bendeki hangi şey seni bu kadar çileden çıkarıyor? Bir saniye, yoksa dikkatimi çekmeye mi çalışıyorsun? Hani şu bir sıcak bir soğuk davranan tipler gibi mi? Eğer bana aşıksan, açıkça söyle gitsin zaten!”
Koltukta boylu boyunca uzandığım yerden Darkness’a lafımı yapıştırdım. Kaşları tehlikeli bir şekilde yukarı kalktı.
“Senin gibi tembel, evden çıkmayan bakir birine aşık olacağımı sana düşündüren ne acaba?! Hayatımda duyduğum en ahmakça, en saçma şey bu ve bunu yüzüne söylemekten hiç çekinmiyorum!”
“Aman, rahat bırak beni! Şurada yüzüğümü parlatıyorum! Bu yüzüğü bana Iris verdi. Biz kavga ediyoruz diye kaybedersem ne yapacağım ben? Yerinin asla doldurulamayacağını biliyorsun!”
Bu durum benim için bilhassa endişe vericiydi çünkü tam o sırada Darkness yakama yapışmıştı.
“Ben de tam olarak buna sinirleniyorum! Bu, sana verene kadar Prenses Iris’in uyanık olduğu her an yanında taşıdığı bir ulusal hazine! Onu öyle kirli bir mendille parlatamazsın!”
“Kalbimi kırıyorsun! Benim de bir gururum var. Bu mendilin pek gösterişli olmadığını kabul ediyorum ama yüzüğe kendimce gayet iyi bakıyorum. Bu yüzük paha biçilemez, Iris ile olan tüm anılarımın mihenk taşı!”
“O çaputun fiyatını taktığımı mı sanıyorsun?! Daha az önce burnunu ona sildiğini gördüm! Hemen şimdi git ve adamakıllı, yeni bir cila bezi bul!!”
Son bir öfkeli haykırışın ardından beni nihayet yere bıraktı. Bir saniye sonra da tüm enerjisi çekilmiş gibi kendini kanepeye bıraktı.
“Sabır... Senin yanında olmak dünyanın en yorucu şeyi,” dedi. “Nihayet eve döndük ama doğru dürüst dinlenemiyorum bile.”
“Sen mi dinlenemiyorsun? Bana dert açmak senin hobin haline gelmişken karşıma geçip bana ders vermeye mi kalkıyorsun? Gerçi senin sosyeteliğin de ancak bu kadar olur ama sözde asilzadesin, değil mi? Birazcık daha incelikli davransan, hani şöyle biraz daha soylu gibi takılsan ölmezsin herhalde.”
“‘Ancak bu kadar’ mı?! İnsanların krallığın sırdaşı dediği koca Dustiness ailesi ‘ancak bu kadar’ mı soylu yani?! Şu koca dünyada beni bu kadar kusursuzca aşağılayabilecek tek adam sensin herhalde!”
“Bak, eğer beni övmeye çalışıyorsan pek beceremiyorsun. Birini överken daha açık ve net olman lazım.”
“Seni övmüyorum!” Darkness koltuğa yaslanıp masadaki siyah çaydan bir yudum aldı. “Biliyorum, biliyorum. Sen hep böyleydin. Gerçekte kim olduğumu söylediğimde bile ailemden çok ismime takılmıştın. Bu açıdan gerçekten tuhafsın.”
“Oha, bu da ne demek böyle Lalatina? Bana tuhaf demeye hakkı olmayan biri varsa o da sensin. Hem el bebek gül bebek büyütülmüş zengin kızı, hem maceracı, hem mazoşist... Ne kadar sıfat varsa hepsini toplamışsın, doyumsuz kadın seni.”
Darkness çayı masaya geri bıraktı. “Görünen o ki seninle bir ara hesaplaşmamız gerekecek.”
“Tabii, bakarız. Bir ara yine düello yaparız, leydim.”
Pişman gibi bir hali vardı ama pek oralı olmadım. Ben de çay bardağına uzanıp bir yudum aldım. “Hey, bu bayağı iyiymiş. Beceremediğin o kadar şeye rağmen çay demlemeyi iyi biliyorsun.”
Bu sözler Darkness’ı biraz yumuşatmış gibiydi. “Heh-heh! Yemeklerim pek beğenilmez ama çay demleme konusunda kendime güvenirim. İyi bir çayın sırrı, önce bardağı ısıtmak, sonra da çayı son damlasına kadar dökmektir. Bana söylediğin o çirkin sözler için özür dilersen sana bir fincan daha koyabilirim belki.”
“Tamam, tamam. Seninle dalga geçtiğim için özür dilerim. Şöyle yapalım, bunu telafi etmek için ailenden kalan her şeyi kaybettiğinde seni kendi hizmetçim olarak işe alırım.”
“Her şeyimi kaybetmek mi?! İnanılmazsın. Seni çözmek gerçekten imkansız. Tam işe yaramaz bir tembel olduğunu düşündüğüm anda bir parça cesaret gösteriyorsun. Bazen insanlara yardım ediyorsun, bazen de en tuhaf tiplerle sabahlara kadar alem yapıp onaylamadığım binbir türlü işe kalkışıyorsun. Tanrı aşkına, senin gerçek halin hangisi?”
“Gerçek halim mi? Boş versene. Herkes keyfi yerindeyken arada bir iyilik yapar. Ama morali bozulunca da gidip bir duvarın dibine işeyiverir. Ben de öyle sıradan bir insanım işte. İstediğin o havalı, ciddi kahraman olamadığım için kusura bakma artık.”
“Hmm? Kusura bakacak bir durum yok. Prensler veya kahramanlar yerine sıradan adamları daha çok severim zaten. Tıpkı senin gibi adamları...”
“H-hey, ne ima ediyorsun sen? Ne demeye çalışıyorsun? Önce Megumin, şimdi de sen... Kızlar olarak bu ucu açık laflarınız ne böyle? Açık açık konuşmazsanız bakir bir adam sizi nasıl anlasın?”
Sözlerim Darkness’ın dudaklarında sadece ince bir tebessüm oluşturdu. “Hmm. Acaba ne demek istedim...?”
Ardından oldukça memnun bir ifadeyle çayından bir yudum daha aldı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.