Gece yarısını çoktan geçmiş olmalıydı. Claire, prensesle birlikte anlattıklarımı dinlemiş, bana öfkelenmiş, hırsını alamayıp bir kez daha köpürmüş ve en sonunda, değişiklik olsun diye yine bana patlamıştı. Oldukça yoğun bir gece geçiriyordu.
Ancak bunca gazap en sonunda onu tüketmiş olmalı ki prensesin oturduğu yatağa devrilip sızıp kalmıştı.
Prensesse anlattıklarımdan fazlasıyla etkilenmişti. Hiç uykusu gelmiş gibi görünmüyor, hâlâ büyük bir dikkatle beni dinliyordu. Aramızdaki resmiyet tamamen kalkmış, bayağı kaynaşmıştık. Ne var ki hem kendi başımdan geçen hikayeleri hem de arkadaşlarımınkileri tüketeli çok olmuştu.
"Gerçekten mi? Şu seninkilerin okul dediği yerdeki kültür festivalini biraz daha anlatsana!"
"Daha mı? Şey, sadece senin yaşındaki çocuklar için yapılan bir etkinlik aslında. Bir sürü gösteri ve sunum hazırlarlar. Mesela bazıları mış gibi yapıp geçici bir kafe kurar."
Laf dönüp dolaşıp geldiğim ülkeye dayanmıştı. Başka bir dünyadan geldiğimi gizleyerek sadece çok uzaklarda bir yer olduğunu söylemiştim. Prenses sadece okuldaki hayatımı dinlerken bile dehşet bir kıskançlığa kapılıyor, hiç görmediği Japonya'yı sanki kendi memleketiymiş gibi özlemle anıyordu.
Orada canavarlar yoktu. Onun yaşındaki çocuklar her gün huzur içinde okuyor, oyunlar oynuyordu. Bana zamanında ölesiye sıkıcı gelen bu hayat, onun gözünde...
"Ülken kulağa harika geliyor! Sanırsın bir rüya alemi. İnanması gerçekten güç... Ama senin yaşındaki çocukların kafe işletmeye çalışması da ne bileyim? Ya içeri eli sopalı bir serseri girip hesap ödemeyeceğini söylerse ne yapacaksınız? Hem tek bir mekanda o kadar insan çalışır mı hiç? Herkesin maaşını çıkartacak kadar kâr edebiliyorlar mı gerçekten?"
Belli ki gıpta edilmeye değer bir hayat sürdüğümü düşünüyordu.
Benden katbekat küçük olan bu kıza gülümsedim. "O kafenin amacı eğlenmek. Kimsenin derdi para kazanmak değil. Çocuk oyunu gibi bir şey işte. Herkes okul üniformasını giyer, müşteri çekmeye çalışır. Maksat gırgır şamata olsun."
Prensesin yüzündeki imrenme ifadesi derinleşti, ama hemen ardından bakışlarına hafif bir burukluk çöktü. Hak da vermek lazımdı aslında.
Asil kan taşıyordu bu kız. Hiç halktan arkadaşı olmamıştı, okula adım bile atmamıştı.
Bu dünyada, kendilerine has kültürleriyle bilinen şu aşırı zeki Kızıl Büyü Klanı dışında zorunlu eğitim diye bir kavram yok gibiydi. Büyük ölçekli olmasa da klan üyeleri küçüklükten itibaren herkesin okula gitmesini sağlardı. Bu açıdan bakınca belki de zamanlarının ötesindeydiler.
İşin içinde zırzop bir delilik olsa bile...
Prenses, sesinde derin bir özlemle, "Okul..." diye fısıldadı.
Ağzımın içinde öylesine yuvarladım: "Bu kadar çok özendiysen burada da bir okul açsanıza? Fena mı olur? Bütün ülkeye faydası dokunur hem."
Anlık bir duraksamayla bana bir şey söyleyecek gibi oldu ama sonra vazgeçip sustu.
Neydi şimdi bu?
Tam ne olduğunu anlamaya çalışırken, güm güm çalan bir çan sesi gecenin sessizliğini bıçak gibi kesti. Yatakta uyuyan Claire yerinden fırladı. Beceriksizce uyandırılmasına rağmen çabucak toparlandı.
"Öğğ, yine mi?" diye söylenerek yataktan fırladığı gibi odadan dışarı koştu.
Ne yani? Yine mi ne olmuştu?
Neler döndüğünü soramadan, kasabanın üzerinde yankılanan gür bir ses duyuldu. Axel'da arada sırada karşılaştığımız acil durum görev duyurularına benziyordu.
"İblis Kral ordusu saldırı uyarısı! İblis Kral ordusu saldırı uyarısı! Tüm şövalyeler derhal harekete geçsin. Bütün avcılar kamu düzenini sağlamakla görevlendirilmiştir. Kasaba merkezinde toplanıp canavar saldırısını püskürtmeye hazırlanın. Yüksek seviye avcıların iş birliği rica olunur!"
Bu duyuru, prensesin yüzünde buruk bir tebessüm yaratmıştı.
"Gördün mü? Okul işleriyle uğraşacak lüksümüz yok maalesef," diye mırıldandı.
İşte o an, Aqua'nın bu dünyaya gelmeden önce söyledikleri aklıma geldi.
Bana İblis Kral denen bir tip yüzünden buralarda işlerin bayağı kesat olduğunu anlatmıştı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.