Bir Rüyadan Kalan Pırlanta

Lain’in Işınlanma büyüsü sayesinde sağ salim Axel’e döndüğümüzde…

“Ahhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhh!”

Lüks dairemize girer girmez kendimi kanepeye attım ve bir çocuk gibi tepinerek kollarımı bacaklarımı savurmaya başladım.

Darkness bana bir bakış atıp koltuğuna yerleşti ve çayından bir yudum aldı. “Hey, kes şunu artık. Tüm mahalleye rezil oluyoruz. Eğer o kadar yüksek sesle çığlık atmak istiyorsan, kasaba dışına çıkıp orada bağır.”

“Senin yüzünden oldu her şey, aptal gerizekalı! Her şeyi mahvettin! Eğer İblis Kral mevzusunu açmasaydın, Iris eminim bambaşka bir dilek dileyecekti! ‘Kıdemli ağabeyimle kalmak istiyorum’ ya da ‘Kıdemli ağabeyimle randevuya çıkmak istiyorum’ ya da ne bileyim ‘Kıdemli ağabeyimle uyumak istiyorum’ falan diyecekti kesin!”

“Ağzından çıkanı kulağın duysun! Prenses Iris’in henüz on iki yaşında olduğunu sakın unutma! Zaten orada öyle şeyler söyleyeceği yoktu. En fazla ‘Onu saray soytarısı olarak işe alalım’ falan derdi. Hem zaten yanında bir haftadan fazla kalmadın ki, değil mi? Bu kadar kısa sürede karşı cinsten birine bu denli bağlanacak kadar kendine güveniyor musun gerçekten? Gerçeklerle yüzleş artık… Hadi gel, sana çay koyayım da sakinleş biraz.”

“Bana sakın gerçeklerden bahsetme! Bir rüyanın içindeydim ben, bir prensesle yaşıyordum! Ne mantığını istiyorum ne de tartışmanı. Ondan daha yeni ayrıldım, bırak da biraz daha hayal kurayım!”

Megumin, tartışmamıza sadece göz ucuyla bakıp yanıma çöktü.

“Ve sen Megumin!” dedim. “Senin ne kadar çabuk parladığını biliyorum ama nasıl olur da tam ayrılacakken kavga çıkarırsın?!”

“Ah, o iki kız kardeş tipi arasında yapılması gereken bir kavgaydı. Hem başkentte beraber gezmeye çıktığımızda onu az kalsın şahane bir kapışmanın ortasına sokuyordum. Sonunda o serserileri beraber pataklayamadık, bu da benden ona bir veda hediyesi oldu.”

Onun kız kardeş tipinden ziyade bir sübyancı tuzağı olduğunu ya da prensese böyle tuhaf şeyler öğretmemesi gerektiğini söylemek istedim ama fark ettim ki Megumin de Iris’le çoktan sıkı dost olmuştu. Belki de yaşları birbirine yakın olduğu için arkadaşlıkları hemen filizlenmişti ve Megumin ayrılmak zorunda kaldığında birbirlerine karşı güçlü görünmeye çalışıyorlardı.

Darkness hazırladığı çayı bana uzatırken Megumin bir kağıt parçası çıkardı ve büyük bir titizlikle üzerine bir şeyler yazmaya başladı. Omzunun üzerinden baktığımda bunun birine yazılmış bir mektup olduğunu gördüm. Kesin Iris’eydi. Çayımdan bir yudum alıp Megumin’in de böyle ince bir düşünceli tarafı olduğunu fark edince kendi kendime sırıttım.

Aqua, mutfaktan elinde bir kadeh ve başından beri sıkıca tuttuğu şarap şişesiyle çıkageldi. Sonra o da kanepeye oturdu.

“Megumin, ne yazıyorsun öyle?” diye sordu. “Anladım, prensese mektup gönderiyorsun, değil mi? Dün ziyafet bittikten sonra odada konuştuğunuzu hatırlıyorum. Birbirinize isimlerinizle hitap etmeye başlamıştınız bile.”

Megumin ciddi bir ifadeyle kağıdı karalamaya devam etti. “Yanılıyorsun. Bu bir hayran mektubu. Ne zaman karşılaşacağımız belli olmaz, o yüzden o maskeli hırsıza vermek üzere hazırda tutmak istiyorum.”

Darkness ve ben aynı anda içtiğimiz çayı püskürttük.

“Öhö! Öhö! M-Megumin, o adı çıkmış maskeli hırsızı o kadar çok mu seviyorsun? Yazdığın şeye hayran mektubu demek doğru mu sence? Unutma ki o adam bir suçlu.” Görünüşe bakılırsa Darkness hırsızın ben olduğumu açık etmeye niyetli değildi.

“Sevmek mi? Bir bakıma öyle sayılır sanırım. Bu devirde bu kadar gösterişli işler yapan pek kimse yok. Kızıl Büyü Klanı standartlarına göre bile böylesine sıra dışı biri, nasıl desem, epey sıra dışı kalıyor. Üstelik yanındaki tek bir suç ortağıyla kaleye sızmayı başardı ve kimse onları durduramadı. Onu desteklemek istemez miydiniz? Ona bir erkek olarak aşık falan değilim, daha çok bir tür kahraman hayranlığı bu.”

…Şimdi ne olacaktı? Kimliğimi açıklamak şu an pek de cazip gelmiyordu.

Tam o sırada kuru, patlayan bir ses duyuldu ve oturma odamıza enfes bir koku yayıldı. Aqua şarabı açmış olmalıydı.

“Hey, çok güzel kokuyor. Bana da versene,” dedim.

“Sihirli sözcükleri söyle bakayım. De ki: ‘Hanımefendi Aqua, lütfen şarabınızdan birazcık bana da ikram etme nezaketini gösterir misiniz?’”

…Aman, kalsın. Gidip kendim çalardım daha iyi.

Şişeyi almak için ayağa kalktığımda Aqua hızla kapağı kapattı, şişeyi çantasına geri tıktı ve bir kaplumbağa gibi büzüldü.

“Hey, benimle inatlaşma! Ver şunu işte!”

“Olamaz! Dur artık, bırak da şunu içeyim! Lütfen, ne istersen yaparım ama buna dokunma!”

Bizi dışarıdan gören biri Aqua’ya insanlık dışı bir şey yaptığımı sanabilirdi. Top gibi kıvrılmıştı ve ben de omuzlarından tutup onu sarsıyordum.

Darkness ise yüzü kıpkırmızı bir halde omuzlarıma vuruyor, vücudunun alt kısmını kıvırıyordu.

“Beni de… Hatta size para bile veririm; yeter ki beni de bu rol yapma oyununa dahil edin…”

“Bu bir oyun falan değil! Başkentte birkaç kez bayağı havalı takılıyordun; o Darkness nereye gitti?… Of ya. Hey, Aqua!”

Görünen o ki geri adım atmayacaktı, ben de bir orta yol bulmaya çalıştım.

“Gidip o Michael mıdır nedir, ondan sana şimdi en lezzetlisinden bir şarap alacağım. Sonra şişelerimizi ortaya koyup bir yarışma yapacağız. Bu sefer elinden geldiğince yardımcı oldun, o yüzden sana ödül olarak bir avans vereceğim.”

Bunu duyunca Aqua, ciddi olup olmadığımı kontrol etmek için isteksizce başını kaldırdı.

“…Gerçekten mi? Sırf benimle yarışmak için dışarı çıkıp şarap mı alacaksın? Bu gerçekten şaşırtıcı. Emin misin, altında bir bit yeniği olmasın?”

Demek o da arada sırada bir şeyler öğrenebiliyormuş.

Ama onu tam istediğim yere çekmiştim. Bir hamle daha yeterliydi. Sadece ikna edici bir sebep uydurmam gerekiyordu.

“Yani demek istediğim, her ne kadar istemeden olsa da başkenti kurtarmaya yardım ettin. Hepimiz sağ salim evimizdeyiz ve ben de sadece bunu kutlamak istedim. Zaten o şarap üç kişiye yetmez.”

“Bir saniye dur, beni yine meyve suyu içmeye zorlayacağın için mi saymıyorsun? Hem ne demek sağ salim? Sen koboldlar tarafından öldürülmemiş miydin?”

“O-o konu aramızda kalsın! Şimdi hayattayım ya, gerisi boş! Hem senin yaşın daha küçük. Sana buz gibi bir Neroid alırım, başka şeyler için yaşının büyümesini beklersin.”

Yaş mevzusunu açınca Megumin, yarım bıraktığı mektubu masaya çarptı.

“Evlenecek yaşa geldim ben bir kere! Birazcık şarabın üstesinden gelebilirim! Seni içki yarışmasına davet ediyorum!”

İşte alternatif dünya farkı. Vay canına, Megumin gerçekten de evlenecek yaşta mıydı?

“H-hey, bakın, alkolün size iyi geleceğini sanmıyorum,” dedi Darkness. “Ama sanırım bir kutlama yapıyoruz. Sonuçta kaba saba bir kötünün hain planlarında başarılı olmasını engelledik. Tamam, içkilerimizin yanına bir şeyler hazırlayayım. Sonunda evimizdeyiz. Sanırım bu gece bir ziyafet çekmeyi hak ettik.” Ayağa kalkıp mutfağa yöneldi.

Ziyafet kelimesini duyan Aqua’nın keyfi anında yerine geldi. “Bak Kazuma, neredeyse bir haftadır yoktun. Yarışmaya falan gerek yok. Sanırım şarabımı herkesle paylaşabilirim. Birazcık ama.”

Şişeyi masaya geri koydu. Direkten döndüğünü söylemeyi düşündüm ama ortamın havasını bozmak istemedim. Kısa bir süreliğine de olsa hep istediğim o kız kardeşe kavuşmuştum. Bir günlüğüne uyumlu biri olabilirdim.

“Öyleyse şarap almaya ben gidiyorum. Eğer Kazuma’yı gönderirsem, kendimi bir bardak Neroid’le baş başa bulacağımdan şüpheleniyorum!” diye ilan eden Megumin kapıdan fırlayıp çıktı.

Bir süre sonra mutfaktan yemek kokuları gelmeye başladı.

“Şarabımız ve atıştırmalıklarımız hazır,” dedi Aqua. “Gerçek bir ziyafet için şimdi tek ihtiyacımız olan bir parti numarası…”

Her şey o kadar normal geliyordu ki. Başkentte geçirdiğim zamanın gerçekten bir rüya olduğunu düşündürüyordu neredeyse. Sahiden bir prensesle mi yaşamıştım? Bana gerçekten ‘Kıdemli ağabey’ diye seslenip hayranlıkla mı bakmıştı? Tüm bunların bir rüya olmadığının kanıtı olan yüzüğü çıkarıp hüzünle ona baktım…

Tam o anda Aqua, numarası için kullanacak bir şeyler ararken yüzüğü fark etti.

“Aa! Hey Kazuma, o yüzüğü bana ödünç versene? Sana dünyanın en muhteşem sihirbazlık numarasını göstereceğim!”

Biraz merak ettiğimi itiraf etmeliyim ama numaralarında kullandığı yüzüklerin başına neler geldiğini çok iyi biliyordum.

Aqua yüzüğe doğru elini uzattı ama o daha yakalayamadan yüzüğü sakladım bile…!

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.