Yalanlar ve Efsaneler

Yolda rastladığımız herkesi toplayıp Megumin’lerin evine getirdik. Ama vardığımızda duyduğumuz şey...

"Ne yapıyor bu kız?! Nereden çıktı birden? Derdi ne bunun?!"

"Leydi Sylvia! Bu kadının yardım çağıracağı yok, güçlü bir saldırısı da yok... Neden burada olduğunu bile anlamıyorum. Tuzak olabilir. Lütfen geride durun!"

İblis Kralı’nın ordusu çiti yarıp geçmişti ama şimdi Darkness, devasa kılıcıyla dimdik karşılarında duruyordu.

"Gözlerim gördüğü sürece," diye kükredi, "buradan geçiş yok! İçeri girmek istiyorsanız ancak cesedimi çiğnersiniz... Ama sizin gibilere yenilecek değilim, o yüzden şansınıza küsün!"

"Ne baş belası bir şey çıktı bu kız ya! Saldırısı yok ama taş gibi sert! Pes edip kaçsa ya işte! Leydi Sylvia, boş verelim bu kaşarlanmışı da geliş sebebimize bakalım!"

Anlaşılan Darkness eve bizden önce varmış, düşmanın içeri daldığını duyunca da bize zaman kazandırmaya çalışmıştı. Onun inadı sayesinde İblis Kralı’nın adamları çiti aşsa da köye sızmayı başaramamıştı. Darkness'tan böyle bir hareket beklemezdim doğrusu; içimden hafif bir takdir duygusuyla gerçekten de biraz büyüdüğünü kabul etmek zorunda kaldım.

"İyi dayandın Darkness! Yardıma geldik!"

"K-Kazuma?! Ayy, geldin mi hemen...?" Sesi resmen hayal kırıklığıyla kısılmıştı.

Etkilendiğim için bana da yazıklar olsun.

"Önce orkların hepsi dişi çıktı, şimdi de bu civardaki İblis Kralı generali bir kadın çıktı!" diye bağırdı. "Pekala, dinleyin! Gerçekten İblis Kralı'nın hizmetkarlarıysanız kanıtlayın bakalım! Ezip geçin beni! Bana Usta falan dedirtin!"

"Hey, tadında bırak," diye seslendim. "Bir saniyeliğine gerçekten çok havalı görünmüştün oysa."

Darkness'ın karşısındaki İblis Kralı müritlerinin benzi, arkamda getirdiğim Kızıl Büyü Klanı kalabalığını görünce sarardı. Derken generalleri... Sylvia mıydı neydi? Onları korumak istercesine öne çıktı.

"Etkileyici... Saldırılarını bilerek ıska geçtin, seni tehlikesiz görmemizi sağladın... Ve tüm bu esrada arkadaşlarının gelmesini bekledin. Şu ana kadar sergilediğin savunma ve dayanıklılığa bakılırsa epey yüksek seviye bir Haçlı olmalısın... Adamlarımdan tek birini bile vuramaman da gerçek gücünü anlamayalım diye kurulmuş bir tezgahtı demek? Seviyenin bu kadar yüksek olduğunu bilseydik çoktan geri çekilirdik... İyi iş çıkardın."

"...Iıı... şey, evet. B-Beni tam olarak... çözdün galiba..."

Yalan söylemekte tam bir fiyasko olan bizim küçük prenses, düşmanın bu hatasından faydalanmaya çalışırken yardım dilenircesine gözlerini bana dikmişti. Arkamda koskoca bir güçlü Kızıl Büyü birliği duruyordu. Hazır Darkness'ı yanlış anlamışlarken belki bu avantajı sonuna kadar kullanabilirdim.

"Sylvia'ydın, değil mi? Şu gördüğün Haçlı benim yoldaşımdır. Tam bir canavardır kendisi; Vanir ile yaptığımız savaşta devasa bir patlamayı bile banamısın demeden atlattı. Onun gerçek gücünü bu kadar kısa sürede kavradığına göre... Vay be, takdir ettim doğrusu..."

"Megumin, Kazuma neden böyle tuhaf tuhaf konuşuyor?"

"Şşşt! Eğlenceli görünüyor. Bakalım nereye varacak. Belki bizden de bahseder."

Yanımda Aqua ile Megumin fısır fısır fısıldaşıyordu.

Pekala. Megumin'in hevesini kursağında bırakacak değildim.

Sylvia'nın yüzüne sarsılmış bir ifade oturdu. "...Vanir mi? Axel Kasabası'na gittiğini ve bir daha dönmediğini duymuştum. Yani siz...?!" İblis Kralı'nın ordusu bir adım geri çekildi.

"Aynen öyle. Son darbeyi vurup işini bitiren de işte bu Megumin." Bu söz sadece Sylvia'yı ürkütmekle kalmadı, Kızıl Büyü Klanı mensupları arasında da bir uğultu kopardı. Megumin'in dudaklarına alaycı bir gülümseme yayıldı.

"Hepsi bu kadar da değil," diye devam ettim. "Dullahan Beldia. Zehirli Slime Hans. Hatta o meşhur ödüllü Yürüyen Kale Yıkıcı...! Hepsini kendi ellerimizle toprağa gömdük!"

"N-Ne dedin?!... Beldia'nın devrildiğini duymuştum ama Hans mı? Ne zaman—? Ama doğru ya, Arcanletia'dan gönderdiği düzenli raporlar yakın zamanda kesilmişti, demek ki doğru...!"

Bu köy Arcanletia'ya sadece birkaç günlük mesafedeydi. İletişim halinde olmaları gayet doğaldı. Sözlerimde gerçeklik payı sezen Sylvia, sıkıntıyla alt dudağını ısırmaya başladı.

"...Partinin lideri sen görünüyorsun. Bana adını bağışlar mısın?"

A-Adım mı? İblis Kralı'nın ordusunun adımı öğrenmesine kesinlikle gerek yoktu. En kısa sürede aranıyor posterlerimi basacaklarını tahmin etmek zor değildi.

"...Benim adım Kyouya Mitsurugi! Bu ismi aklına iyi kazı."

"Mitsurugi!... Evet, şimdi oturdu işte. Büyülü kılıcın ustası Mitsurugi. Adını duymuştum. Yanında da epey garip bir kılıç taşıyorsun. O olmalısın. Her ne kadar seni son derece yakışıklı bir kadın avcısı olarak tarif etseler de, sen... Şey, dürüst olmak gerekirse tam benim tarzımsın... Ama yanındaki Kızıl Büyücülerin üzerine bir de sen eklenince başım gerçekten belada demektir. Bugünlük kaçmama izin vermenin bir yolunu bulamaz mıyız acaba?"

Kılıcımı görüp de Mitsurugi'nin silahı Gram sanacak kadar saf olması ne büyük incelikti. Mitsurugi'ye gelince, bir iki aranıyor posterinin üstesinden gelebilirdi herhalde. Canı cehenneme, İblis Kralı'nın ordusu adını zaten ezbere biliyordu nasılsa.

"...Kritik anlarda asla bekleneni veremiyor, değil mi? Bir de kalkmış başkası gibi davranıyor!"

"Bu kadar Kızıl Büyücüyü arkasında görünce götü kalktı tabii. Biraz endişeleniyorum..."

Ulan arkamdaki parazit sürüsü, bir susun artık.

"Demek öyle," dedim kasıla kasıla. "Hepsini şurada gebertip işinizi bitirebilirdik elbet ama o zaman da 'Kızıl Büyü Klanı'nın sırtından geçindi' derler. Şanıma leke sürülmesine izin veremem. Bugünlük gidebilirsin... Tabii Kızıl Büyücü dostlarım da onaylarsa?"

Yüzüme kendinden emin bir gülümseme yerleştirdim ve...

"Çok naziksin Mitsurugi, bir dahakine görüşürüz! O zaman kozlarımızı paylaşırız! Adım Sylvia, İblis Kralı'nın generali! Pekala adamlarım, geri çekiliyoruz!"

Kızıl Büyü Klanı üyeleri bağırarak arkalarından fırladı:

"Kaçmasına izin vermeyin! Şimşek Çarpması!"

"Kılıç Işığı!!"

"Yakalayın şunu, büyülü deneylerimizde kullanırız!"

Sylvia ve müritlerinin gözden kayboluşunu izlerken içimi derin, alabildiğine duygusal bir derinden çekiş kapladı.

"İblis Kralı'nın generali Sylvia, ha...?"

"Hey Kazuma," diye gürledi Darkness. "Ne zamana kadar sürdüreceksin bu aptal tiyatroyu?"

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.