Dükkândan çıkıp köyün içinde biraz daha dolandık. En sonunda küçük bir tepenin üzerindeki çalılıkların arasına uzanıp dinlenmeye koyulduk.
"Manzara da harikaymış," dedi Aqua. "Keşke yanımıza öğle yemeği de alsaydık."
Megumin parmağıyla ileriyi işaret etti. "Manzaranın tadını çıkarmak istiyorsan şu dağın tepesinde bir gözlemevi var. Orada çok uzakları bile görmeyi sağlayan büyülü bir eşya bulunuyor. Bu sayede dilediğimiz zaman İblis Kral'ın şatosunu gözetleyebiliyoruz. Du hissettiğime göre Hazretlerinin kızının yatak odası en popüler izleme noktasıymış."
"Siz gerçekten ıslah olmazsınız!" diye çıkıştım. "İblis Kral'ın şatosundan bile para kazanmaya mı çalışıyorsunuz yani?"
Aqua çimenlerin üzerine serilmiş halde seslendi. "Hey, Megumin. Buralar güzel hoş da... Hani beni atmosferi olan bir yere götürecektin?"
"Burada atmosferin alası var bir kere! Buraya 'Şeytan Tepesi' derler. Burada birbirine sonsuz sevgi yemini eden çiftler, şeytanın lanetine uğrar ve sonsuza dek asla ayrılamazlar. Âşıklar arasında çok popüler, gayet romantik bir turizm noktasıdır..."
"Bunun neresi romantik lan?!" diye bağırdım. "Korkunç bu! Bayağı basıcı! ...Hey, o da ne?"
Tepeden bakınca bütün köy ayaklarının altındaydı. Girişin hemen yanında, Megumin'in evinin yanındaki ahşap çitlerin biraz ötesinde kara bir karaltı kımıldıyordu. Düzgünce bakabilmek için Gece Görüşü becerimi devreye soktum ve...
"Oha! Megumin, İblis Kral'ın adamları orada! Senin evin dibindeler sanki?!"
Megumin'in evi köyün bir köşesinde, diğer evlerden biraz uzaktaydı. Ahşap çitin hemen arkasında, İblis Kral'ın ordusuna mensup olduğu her halinden belli olan şüpheli bir grup toplanıyordu. Köyde hiçbir uyarı alarmı çalmadığına göre Al Büyü Klanı henüz onları fark etmemişti.
"Nerede, nerede? Gerçekten de çok yüzsüzler. Onları o kadar hezimete uğratmamıza rağmen yine mi geldiler... Amaçları ne ki acaba? Böyle gizli saklı süzüldüklerine göre millete saldırmak gibi bir dertleri yok sanki. Belki de köydeki binalardan birine sızmaya çalışıyorlardır."
Binalardan birine mi...?
"Hani şu içinde karanlık bir tanrının mühürlü olduğu bir türbeden bahsetmiştin ya? İblis Kral'ın ilgisini çekecek türden bir şeye benziyor. Ama o mühür zaten kırıldı dememiş miydin?"
"Maalesef evet. O yüzden bizim... Bir dakika! Yoksa Kedi Kulaklı Tapınak'taki tanrıçaya mı ulaşmaya çalışıyorlar?!"
"Eğer İblis Kral'ın hayattaki en büyük gayesi o şeyse, ordusu da kendisi de bu köy de yerin dibine batabilir, umurumda değil."
Peki o zaman neyin peşindeydi bu herifler?
"Şu dünyayı yok edebilecek güçteki silaha ne dersin?" diye ortaya bir fikir attım.
"Hiç sanmıyorum. Diğer binaların aksine orası özel bir mühürle korunuyor. Hem zaten o silahın nasıl çalıştığını kimse bilmiyor ki."
Böyle tehlikeli bir şeyi neden hâlâ buralarda barındırıyorlardı ki zaten?
"Aman, her neyse. Kimse orada olduklarının farkında değil gibi. Bu gidişle köye sızacaklar! Gidip herkesi uyarmamız lazım!"
"Klasik Kazuma işte," dedi Aqua dalga geçer gibi. "Dövüşü başkası yapacağı sürece her zaman pek bir cesur, pek bir yürekli."
Umrumda bile değildi. İstediği kadar konuşabilirdi!
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.