Kızıl Büyü Irkının Karşılanması

“İki tane Kızıl Büyü Kabile üyesi buldum! Diğerleri de insan maceracıya benziyor. Hey, bu tarafa! Çabuk buraya gelin! İki tane küçük Kızıl Büyü veledi! Fırsat ayağımıza geldi, yaşadık!”

Kızıl kahverengi derili, sivri kulaklı ve zayıf yapılı canavarın üzerinde bir zırh vardı. Alnından tek bir boynuz çıkan bu iblis, parıldayan gözlerini dikmiş, doğrudan Megumin ile Yunyun’a bakıyordu.

Çalıların arasında gizlenen Aqua ve Darkness aniden ayağa kalktı ve…

“Ha? Düşük seviye bir iblis taklidi falan mı yapıyorsun sen? Çok komik görünüyorsun! İblis rütbelerinin en altına bile girememiş bir ezik misin yoksa? Her neyse! Ruh kovma büyüsü senin gibi acınası canavarlar üzerinde işe bile yaramaz. Bu kadar ezik olduğun için şanslısın! Seninle vakit kaybedemem. Tam teşekküllü bir iblis olunca tekrar gel. Seni görmemiş gibi yapacağım, hadi ikile! İkile bakayım!”

İblisle dalga mı geçiyordu yoksa gözünü mü korkutmaya çalışıyordu anlayamamıştım. Her halükarda iblis, Aqua’nın bu sözleri karşısında dişlerini gıcırdattı. Darkness ise tek bir kelime dahi etmeden devasa kılıcını çekip öne doğru bir adım attı.

Üzerindeki zırha bakılırsa bu yaratık, Kızıl Büyü Kabilesi ile savaş halinde olan İblis Kral’ın ordusuna mensuptu. Köye iyice yaklaştığımız için öncü askerlerle karşılaşmamız zaten sürpriz sayılmazdı. Elindeki kısa mızrağı sıkıca kavrayan yaratık, öfkeden kıpkırmızı kesilmiş yüzüyle bize dik dik bakıyordu.

Derken arkasında onunla aynı soydaşlardan oluşan büyük bir kalabalık belirdi. Hepsinde farklı ekipmanlar vardı ama silahlı oldukları aşikardı. Canavar askerler…

Bir dakika, bu hiç iyi olmadı. Biz sadece beş kişiydik, karşımdakiler ise sayamayacağım kadar çoktu!

“Beni salacağını mı sanıyorsun rahip? Tam karşımızda iki tane Kızıl Büyü veledi duruyor, bu fırsatı asla kaçırmayız! Doğrayın şunları çocuklar!”

Arkasındaki canavarların sayısı en az yirmiyi buluyordu. Ancak Yunyun istifini bozmadan öne doğru bir adım attı…

“Kılıç Işığı!”

Diye bağırarak elini havada çaprazlamasına savurdu. Hareketi takip eden keskin bir ışık huzmesi iblislerin arasından süzüldü. Işığın geçtiği yerdeki yaratıkların uzuvları bir anda koptu ya da cansız bedenleri olduğu yere yığıldı.

Aptalca atışıp durduğumuz iblis bu manzara karşısında neye uğradığını şaşırdı. “E-etraflarını sarın! Kuşatın şunları! Hepsine birden yetişemezler! Doğrudan Kızıl Büyü kahpesinin üzerine çullanın!”

Darkness, etrafını sarmaya çalışan canavarları defetmek için Yunyun ile düşmanların arasına girdi. Aqua ise Muhafız’ımıza güçlendirme büyüleri yapmakla meşguldü.

“Benim büyümeyle çocuk oyuncağı diye dalga geçmek neymiş göstereceğim sana Yunyun! O numara dediğin şeyin ne kadar güçlü olduğunu sana kanıtlamayalı uzun zaman olmuştu zaten!”

“Ne? Dur! Yapmayacaksın değil mi?!”

“Patlama!”

Megumin, panik içindeki Yunyun’un çığlıklarını zerre umursamadan büyüsünü uzakta izleyen canavar topluluğunun tam ortasına salladı. Devasa patlama sayısı belirsiz canavarı anında yuttu.

Diğer iblisler; ağaçların köklerinden sökülüp savrulduğu, yerin göğün inlediği bu yıkıcı gücü yakından görünce dehşetle donakaldı. Toz bulutu dağıldığında geriye devasa bir kraterden başka bir şey kalmamıştı.

“Gördün mü en yüce büyü tekniğimi?! Halen ona basit bir numara deme cüretini gösterebilecek misin? Nasıl buldun Kazuma? Kaç puan veriyorsun bu patlamaya?!”

“Eksi doksan! Büyünü kafana göre patlatacak kadar gerizekalı mısın sen?! Burada halen düşmanlar var! Seni sırtıma alıp kaçamam ki!”

“K-Kazuma Bey,” dedi Yunyun. “Siz konuşurken gürültüyü duyan bir sürü yeni düşman bu tarafa doğru gelmeye başladı!”

Söylenip dursam da Megumin’i yerden kaldırmak için hamle yaptım.

Sırf o sırada Aqua, neye güvendiğini anlamadığım bir özgüvenle öne atılmıştı.

“Ne yapıyorsun sen?! Gerçekten onlarla dövüşebileceğini mi sanıyorsun?!” diye bağırdım, bir yandan da Büyü Sömürüsü yeteneğimi kullanarak Megumin’e biraz MP aktarmaya çalışıyordum.

Aqua başını bana doğru çevirdi. Önce merakla baktığını sandım ama sadece boynunu kütletmeye çalıştığını anladım.

Yere birkaç kez vurup hafifçe eğildi ve yumruğunu sıktı. “Heh-heh! Benim kim olduğumu biliyorsunuz. İyileştirme büyüsünden başka bir işe yaramadığımı düşünmüyorsunuzdur herhalde? Ben ulu Aqua’yım! Bütün statlarım en üst seviyede! Birkaç düşük seviye iblis de neymiş? Tek elim arkamda bağlıyken bile o kalabalığı yok edebilirim. İzleyin de tanrıça görkemimle gözleriniz kamaşsın!”

...Bu durum çok kötüydü.

Neler olacağını kestirmek hiç de zor değildi. Megumin’e MP aktarımını hızlandırdım, kolunu omzuma atıp onu ayağa kaldırdım.

İblis Kral’ın askerlerine baktım. Patlamanın etkisiyle dehşete düşmüşlerdi ama çabuk toparlanıp etrafımızdaki çemberi daraltmaya başlamışlardı. Neyse ki Yunyun yanımızdaydı ama sayıca çok fazlalardı. Kaç kişi olduklarını bile kestiremiyordum ve büyüsüz kalmış Megumin’i taşırken ne kadar hızlı kaçabileceğimi hiç bilmiyordum.

“Aqua, gidiyoruz! Bırak şu saçma sapan pozları vermeyi, düşüyoruz yola!”

Düşmana doğru envaiçeşit garip pozlar vermeye devam ediyordu. Genel bir geri çekilme emri vermek üzere arkamı döndüğüm an Aqua’nın kendi kendine, “…Aaa,” dediğini duydum.

Hızla arkamı döndüm. Uzakta, İblis Kral’ın çok daha fazla askerinin son sürat bize doğru koştuğunu gördüm. Bize daha hızlı ulaşabilmek için ellerindeki silahları bile fırlatıp atmışlardı.

……?!

Kim olabileceklerini düşünürken…

…ansızın, siyah cübbeli dört kişi yoktan var olur gibi belirdi.

Yalnız hepsi cübbeli değildi. İkisi siyah motosiklet kıyafetine benzeyen şeyler giymişti. Birkaçının elinde kısa asa varken bazılarının hiçbir silahı yoktu. Yakınlarda gizlenen başkaları da olabilir ama benim görebildiğim sadece bu dört kişiydi. Kıyafetleri ve silahları uyuşmasa da hepsinin ortak bir özelliği vardı: Kıpkırmızı gözleri.

Siyahlar içindeki bu dört kişinin gözleri, tıpkı Megumin ve Yunyun gibi derin bir kızıla çalıyordu. Kızıl Büyü Kabilesi’nden geliyorlardı.

Kendilerini büyüyle gizlemiş olmalıydılar, yoksa birdenbire belirmelerinin başka açıklaması olamazdı. Bize doğru korkunç bir hızla koşan İblis Kral askerleri de bizi fark ettikleri için gelmiyorlardı; Kızıl Büyü üyelerini bizden önce fark etmişler ve topukları yağlamaya çalışıyorlardı.

Beni haklı çıkarırcasına, düşman askerleri aniden zınk diye durdu. Önce arkalarındaki Kızıl Büyü üyelerine, sonra da bizim dördümüze kafa karışıklığı içinde baktılar. Bizi yemesi daha kolay zannetmiş olacaklar ki yönlerini bize kırıp hücuma geçmeye hazırlandılar…!

Ama tam o anda…

“Ruhumun derinliklerindeki karanlık alevlerde… etleriniz tek bir iz bile bırakmadan yok olsun!”

“Ağgh! Olmuyor, artık kendimi tutamayacağım! İçimdeki yıkım arzusunu dindirecek kurbanlar olacaksınız!”

“Şimdi sonsuza dek uyuyun… buzlarımın soğuk kucağında…!”

“Bir sonraki hayata göç edin. Sizi asla unutmayacağım… Ruhumun hafızasına kazıyacağım sizi sonsuza dek…!”

Bunlar büyü sözleri falan değildi. Sırf havalı dursun diye uydurdukları zırvalıklardı. Kızıl Büyü büyücüleri fiziksel yeteneklerini artıran büyüler kullanmış olmalı ki göz açıp kapayıncaya kadar askerlerin tepesine bindiler. Ardından hepsi birebir aynı sözleri mırıldanmaya başladı. İblis Kral’ın askerlerinden biri elini uzattı…!

“L-lütfen— Durun— Bir dakika durun—!”

Bir şeyler söylemeye çalıştı ama Kızıl Büyü mensupları büyülerini çoktan tamamlamıştı.

“Kılıç Işığı!”

“Kılıç Işığı!”

“Işık!”

“Kılıç!”

Nida attıkları anda bıçak gibi tuttukları elleri parıldamaya başladı. Havayı yararak İblis Kral’ın piyadelerinin üzerine savurdular. Bir anlık sessizliğin ardından…

Meydanda et parçalarından başka hiçbir şey kalmamıştı.

Hadi oradan! Bu Kızıl Büyü Kabilesi harfiyen bir dehşet kaynağıydı!

Sayıca katbekat fazla olan İblis Kral askerleri canlarını kurtarmak için çil yavrusu gibi dağılmıştı. O kadar korkunçlardı ki, o karanlık alevlerin ve buz gibi kucaklaşmaların aslında ne kadar gereksiz ve alakasız kaldığına dair laf sokmaya bile cesaret edemedim.

Ardından Kızıl Büyü mensuplarından biri gözlerini bana dikti. Etlerin iz bırakmadan yok olmasından bahseden adamdı bu. “Patlamanın gürültüsünü duyunca İblis Kral’ın saldırı birimini buraya kadar takip ettik,” dedi. “Ama burada sizinle karşılaşacağımız hiç aklıma gelmezdi Megumin, Yunyun! Ne işiniz var burada?” Ses tonu tuhaf bir şekilde günlük konuşma havasındaydı.

Megumin de aynı tonla, sallana sallana ayağa kalkarak yanıt verdi. “Ayakkabıcının oğlu Bukkororii değil mi bu? Görüşmeyeli uzun zaman oldu. Köyün başının dertte olduğunu duyup hemen geldik.”

“Dertte mi?” dedi Bukkororii, Megumin’e şaşkın bir bakış atarak.

…Ha?

Diğer Kızıl Büyü üyelerinin de bana merakla baktığını fark ettim. Bukkororii denen adam sözüne devam etti. “Megumin, bunlar senin maceracı arkadaşların mı?”

Megumin gayet gururlu bir ifadeyle başını salladı. Bu durum Bukkororii’nin yüzünün sertleşmesine neden oldu, cübbesini havalı bir hareketle savurdu.

“Benim adım Bukkororii! Kızıl Büyü Kabilesi’nin en birinci ayakkabıcı oğlu! Üst düzey büyülere hükmeden bir Baş Büyücü…!”

Birdenbire patlatılan bu havalı tanıtım durup dururken nereden çıkmıştı şimdi?

Eski günlerde olsak bu zırvalıkları dinlemeyip kafamı başka tarafa çevirirdim ama Megumin ve Yunyun ile geçirdiğim zaman bana bu tarz şeylere karşı muazzam bir bağışıklık kazandırmıştı.

“Tanıştığıma memnun oldum,” diye karşılık verdim, ben de Bukkororii’ninkine benzer samimi ama teatral bir ton takınarak. “Benim adım Satou Kazuma. Axel Kasabası’nda birçok yeteneğin uzmanı ve zaman zaman İblis Kral’ın generallerinin belalısıyım.”

““““Ooooooh!””””

Dört Kızıl Büyü büyücüsü de bu cevaptan fazlasıyla etkilenmiş gibi görünüyordu.

“Mükemmel, kesinlikle mükemmel!” diye bağırdı Bukkororii. “İnsanların çoğu Kızıl Büyü isimlerimizi duyduğunda garip tepkiler verir ama sen…! Bir yabancının bize aynı dilden cevap vereceğini hiç düşünmezdim!” Diğerleri de onu onaylarcasına başlarını salladı.

“…Kazuma, Bukkororii ve diğerleriyle bayağı iyi anlaşıyor gibisin. Keşke ben kendimi tanıttığımda da böyle hevesli cevap verseydin!” Megumin’in sesinde tuhaf bir ima vardı ve nasıl yanıt vermem gerektiğinden emin olamadım. Normalde hafif bir kıskançlık ya da tatlı bir heyecan belirtisi olduğunu düşünürdüm. Ama kazık kadar adamla konuştuğuma göre, neyi kıskanmış olabileceğini bir türlü aklım kesmiyordu.

Kızıl Büyü Irkı'ndan olanların hassas damarları tutabiliyordu. Farkında olmadan yarasına basmış olabilirdim.

Yine de ne oluyordu böyle? Kıskanmış gibi durmuyordu ama halinden memnun olduğunu da söyleyemezdim. Durup dururken romantik komedi dizisine bağlayacak halimiz de yoktu ya.

Ben kafamda bu bilmeceyi çözmeye çalışırken…

“Benim adım Aqua! Yüce varlık, İblis Kral'ın sonunu getirecek olan kişi! Gerçek kimliğimse su tanrıçası!”

…Aqua hiç gereği yokken aniden kendini tanıtmaya başladı. Kızıl Büyü Irkı'nın bu garip adetlerini amma çabuk benimsemişti.

“Ha, öyle mi? Ne güzel.”

“Hey, bu ne biçim tepki? Neden herkes bana hep böyle davranıyor?!”

Kızıl Büyü mensupları, Aqua’nın mızmızlanmalarını duymazdan gelip beklenti dolu gözlerle Darkness’a döndü. Bizimki kekeleyerek söze girdi:

“B-benim adım L-Lalatina… A-Axel Kasabası’ndan F-Ford… Dusti… ne… ss… Şey… Imıııh…”

Herkesi memnun etmek istese de bütün dikkatlerin üzerinde toplanması konuşma yetisini yavaş yavaş elinden alıyordu.

Zorlama kendini, olan var olmayan var.

DarknessUtançtan göz pınarlarında biriken yaşlarla bir kenarda dikilip yüzü kıpkırmızı kendi kendine konuşurken, Bukkororii dişlerini göstererek gülümsedi ve yüksek sesle bir efsun okumaya başladı.

“Harika arkadaşlar edinmişsin Megumin,” dedi. “Köye hâlâ biraz yolumuz var. Gelin bakalım yabancılar, size rehberlik edelim. Işınlanma ile gidiyoruz!” Ardından büyü sözlerini haykırdı.

Bakış alanım ansızın bükülmeye başladı. Göz açıp kapayıncaya kadar çevre değişirken şiddetli bir baş dönmesi benliğimi sardı.

Kendimizi tam anlamıyla huzur dolu, küçücük bir köyün ortasında bulduk. Biz şaşkınlıktan küçük dilimizi yutmuş etrafı incelerken, Bukkororii tekrar genişçe sırıttı.

“Kızıl Büyü Köyü’ne hoş geldiniz yabancılar. Megumin, Yunyun… Sizler de evinize hoş geldiniz!”

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.