Korkaklık oyunu.
Son sürat bir uçuruma ya da ölümcül bir engele doğru koşup tam çarpacakken, son salisede durma mücadelesi.
Şu anda bu ölümcül oyunun hedef tahtası ise...
Kazuma! Kazuma, üzerime geliyorlar! Geldiler bile! Mahvoldum! Her şey bitti! Ayak altında ezilip gideceğim!
...eli kolu, ayağı sımsıkı bağlanmış Darkness'tan başkası değildi.
Çılgın şahinler kafalarını öne eğmiş, yerde debelenen Darkness’a doğru son sürat atılıyor, onu çiğneyip geçmek üzere yaklaşıyorlardı. Ancak beklenen olmadı. İçlerinden biri tam üstüne geldiği an, havada estetik ve inanılmaz hızlı bir ters takla atarak yoluna devam etti.
Yaratık yanımızdan rüzgar gibi geçip gitti.
Bir sonraki de neredeyse kadını ezecekken ön takla attı. Ardından gelen havada bacak açtı, diğeri ise yan dönerek süzüldü. Her biri Darkness’a temas etmelerine ramak kala havaya sıçrayıp üstünden geçiyordu.
Kazuma! Bu nasıl bir heyecan dalgası böyle?! Bu his, tam sınırda ölümden dönmek... Ah, bu erkekler başımın üstünden ne kadar da tutkuyla atlıyorlar...!
Bir sus artık! Rezil rüsva olduk!
Hemen yanı başımda duran Aqua, övgü almak için can atan bir edayla göğsünü kabartmış, zafer kazanmış gibi kasılıyordu.
Tamam, tamam, aferin. İşimiz bitince yerlerimizi değişiriz.
Bu sözüm üzerine Aqua yumruğunu havaya kaldırıp sevindi.
Az önce ona, Darkness’ın üzerine kutsama büyüsü yaptırmıştım. Hedefin şans değerini geçici olarak artıran bir güçlendirme sayesinde, en azından canavarların ayakları altında ezilme ihtimalini biraz olsun düşürmüştük.
Biz orada öylece dikilirken, koruma görevlisi maceracılar da harekete geçmişti.
Fiziksel saldırılar için çok hızlılar! Büyü kullanın!
Büyücüler hep bir ağızdan haykırmaya başladı:
Şimşek!
Rüzgar Bıçağı!
Ateş Topu!
Ellerindeki tüm büyüleri üzerlerine gelen canavarlara fırlattılar.
Büyü darbelerini alan canavarlar kendilerinden geçseler de hızlarından hiçbir şey kaybetmeden arabalara ve maceracılara çarpmaya devam ediyordu. Devasa hızları yüzünden kazandıkları momentum o kadar yüksekti ki onları durdurmak neredeyse imkansızdı.
Kontrolden çıkıp savrulan şahinlerin çarptığı insanlar ve arabalar ağır hasar aldı.
Sürünün Darkness’ın üzerinden atlayarak hayatta kalan kısmı ise hız kesmeden geniş bir kavis çizerek geri dönmeye başladı.
Onları izleyen tüccarlar ve maceracılar panik içindeydi. Tekrar bu tarafa mı geliyorlardı?
Gözüm hâlâ yerde çırpınan ve canavarların tek hedefi olan Darkness’taydı.
Tam o anda aklıma bir fikir geldi.
Neler olduğunu şaşkınlıkla izleyen arabacının yakasına yapıştım.
Hey, usta! Buralarda yakınlarda hiç uçurum falan var mı?
Darkness’ı yem olarak kullanıp sürüyü kendi silahıyla vurabilirdik.
Darkness’ı uçurumun tam kenarına çeker, aşağı düşmesin diye de bir iple bağlardık. Onun üzerinden atlayan şahinler ise kendilerini bir anda boşlukta bulurdu!
Yok, buralarda öyle bir yer yok... Sadece aniden bastıran yağmurlardan kaçmak için sığınılacak bir mağara var, o kadar.
Adamı dinlerken içimden, her zaman işlerin bu kadar kolay çözülmesini beklememek gerek diye geçirdim.
Bir dakika, mağara mı?
Usta, o mağara yakın mı?! Arabayı hemen oraya sür! Megumin, Aqua, atlayın içeri!
Talimatları verdikten sonra koşarak Darkness’ın yanına gittim. Üzerindeki ipi çözmeye çalıştım ama...
Bu da ne?! Düğüm falan yok ki bunda! Nasıl çözeceğim ben bunu?!
İpi çözmenin hiçbir yolu yoktu!
Darkness’a bağlama büyüsü yapan adama döndüm.
Ç-Çok özür dilerim! O beceri, süresi dolana kadar hedefi tamamen hareketsiz bırakır. Tek çare ipleri bir hançerle tek tek kesmek...
Şaka yapıyor olmalısın.
Şahin sürüsüne doğru baktığımda, liderlerinin neredeyse tepemize bindiğini gördüm. Zamanımız tükeniyordu!
Kazuma, ne planlıyorsun bilmiyorum ama beni öylece sürükle! Bu ip çok sağlamdır, kesmek ömür sürer! Öylece dikilme, ne yapacaksan yap artık!
Haklısın ama bütün bunlar senin suçun olduğu için çeneni kapatsan çok daha iyi olacak!
Araba hareket etmeye hazırdı. Oldukça ağır olan Darkness’ı arkamdan sürükleyerek arabaya doğru ilerledim.
Çılgın şahinler üzerinize geliyor! diye bağırdı birisi.
Aynı anda arkamdan büyü patlamalarının sesleri yükseldi.
Kulaklarımda çınlayan bu seslerle arabaya tırmanmaya çalıştım.
Ben şimdi ne yapacağım? Seni içeri alamıyorum, çok ağırsın!
Ne demek çok ağırsın?! Ağzından çıkanı kulağın duysun, zırhım ağır de bari! Beni arabaya iple falan bağla gitsin! Başka çaremiz yok, acil durum bu! Hadi, durma, bağla beni!
Yüzündeki o aşırı hevesli ifadeye bakılırsa ona Darkness yerine Sapıklık Abidesi demek daha doğru olurdu.
Hey, ip lazımsa bunu kullanın! Sebep olduğum zorluk için kusura bakmayın!
Bağlama büyüsünü yapan maceracı bana doğru kalın bir halat fırlattı.
Asıl bizim kusura bakmamanız gerek... Böyle bir sapıkla uğraştırdığımız için.
Darkness’ı arabanın arkasına sıkıca bağladım.
Beyim, daha fazlasını taşıyamayız! Araba parçalanacak! diye bağırdı arabacı, sesindeki panik net bir şekilde duyuluyordu.
Korkma! Devam et! Darkness, arkada işler çok kötüye giderse bağır! Hemen çözeceğim seni!
Ancak Darkness beni duyacak durumda değildi. Başına geleceklerin heyecanıyla yüzü kıpkırmızı kesilmiş, iplerin arasında debelenip duruyordu.
Ahhh... At beni yerlerde sürükleyecek...! O aç canavarlar da arkamdan kovalayacak...!
Onu orada öylece bağlı bıraksam muhtemelen dünyalar onun olurdu.
Araba son sürat yola koyulurken, Darkness arkada sürüklenmenin tadını çıkarıyordu.
Kazuma, Darkness gidiyor...! Senin bir canavar olduğunu biliyordum ama bu kadarı da fazla!
Bu... Bu gerçekten çok acımasızca...
Hayır! Bu benim fikrim değildi! Darkness kendisi istedi...!
Ben arabada oturmuş, arkadaşlarımın asılsız suçlamalarına göğüs germeye çalışırken arabacı feryat etti.
Ne yapacağız beyim?! Bu tarafa geliyorlar! Doğrudan bize doğru! Nereye kırayım dümeni?!
Eminim o an bizi arabadan aşağı atmak için can atıyordu ama parasını çoktan peşin aldığı için bizden öyle kolayca kurtulamazdı.
Mağaraya! Az önce bahsettiğin mağaraya sür!
Çılgın şahinler, kaçan arabamızın arkasından hızla yaklaşıyordu.
Bizden çok daha hızlıydılar. Kahretsin. Bu gidişle bizi yakalayacaklardı!
Dipsiz Bataklık!
Arabanın içinden berrak, tınlayan bir ses yükseldi.
Aynı anda, arabamızla üzerimize gelen canavarların arasında devasa bir bataklık belirdi.
Sürünün en önündeki şahin anında çamura saplanıp dibe çökmeye başladı.
Bu büyülü sesin sahibi Wiz’den başkası değildi.
Yetişeceklerini anlayınca hiç vakit kaybetmeden büyüsünü yapmıştı.
Ancak geri kalan canavarlar bataklığın etrafından dolanarak hızla arayı kapatmaya devam etti.
Şahinler neredeyse ensemizdeydi ve hedefleri olan Darkness ise...
Ahhh! Tanrım! Zırhım gıcırdıyor! Üzerimdeki her şey parçalanacak, bir soylu sınıfı üyesine asla yakışmayacak bir halde kalacağım...! D-Dur! Kazuma, sakın arkana bakma, beni bu kadar rezil bir halde görmeni istemiyorum!
Yüzü kıpkırmızı olmuş, bakmamamı söylerken bile adeta zevkten dört köşe oluyordu.
Arada bir kafasını çevirip bize bakıyor, bizim ona baka kaldığımızı gördükçe daha da coşuyordu.
İçindeki o gerçek kişilik yine ortaya çıkmıştı işte.
Vanir’i yok etmek için kendini feda etmeye hazır olan o asil, havalı şövalyeye ne olmuştu böyle?
İyileştirme! İyileştirme!
Hemen yanımdaki Aqua, panik içinde Darkness’ın üzerine sürekli yenilenme büyüleri yapıyordu.
Kazuma! Mağara göründü! Büyümü her an yapmaya hazırım!
Harika! İşaretimi bekle!
Sarsılan arabanın içinde Megumin’e talimatları verdikten sonra yayımı çekip bir ok hazırladım.
Usta, mağarayı gördün mü? Arabayı tam girişinde durdur! Aqua, bana bir fiziksel güçlendirme ver! ...Hadi bakalım! Tam İsabet! Tam İsabet! Tam İsabet!
Çılgın şahin sürüsüne doğru dönüp pencereden dışarı sarktım ve yayımı olabildiğince hızlı ateşledim.
Kullandığım beceri sayesinde oklarımın neredeyse hepsi hedefini buluyor, şahinleri tam kafalarından vuruyordu.
Yoldaşlarının tek tek düştüğünü gören geri kalan şahinler, kanatlarını açıp tiz çığlıklar atarak koşmaya devam ettiler.
Demek isimlerindeki şahin kelimesinin hakkını bu sesle veriyorlardı.
Ben bu gizemi çözmenin gururunu yaşarken arabacı bağırdı:
Beyim, mağaraya geldik! Bu kuraklıkta içeride kimsenin olmadığına garanti veririm! Ne yapacaksanız yapın artık! ...Sert bir fren yapıyorum, sıkı tutunun!
Herkes bulduğu ilk yere tutundu ve araba mağara girişinin hemen önünde acı bir frenle durdu.
Şahin sürüsü hemen arkamızdaydı.
Bizim aksimize, onların durmaya hiç niyeti yoktu. Hatta saldırıya uğradıkları için öfkeden daha da hızlanmışlardı.
Aqua’nın büyüsüyle artan gücümü kullanarak arabadan fırladım. Darkness’ı arabaya bağlayan halatı kavrayıp onu sanki bir çekiç fırlatacakmış gibi kafamın üstünde hızla döndürdüm ve mağaranın girişine doğru savurdum.
Ne...?! Fena değil! Bu gidişat çok hoşuma gitti! Beni böyle döndürüp canavarların önüne fırlatmak ancak senin aklına gelirdi Kazuma... Ah!
Mağaranın girişinde yüzüstü toprağa çakıldı ve sesi soluğu kesildi.
Tam o esnada...
Çılgın şahinler çığlıklar atarak doğrudan ona doğru atıldı.
Kafalarını neredeyse sıfır noktasına kadar eğdiler ve Darkness’a çarpmalarına milim kala manevra yaptılar.
Ön takla, ters takla. Havada dönüşler, bacak açmalar.
Tek bir vücut gibi hareket ederek sırayla üzerinden atlayıp doğrudan mağaranın karanlığına daldılar.
Son canavar da içeri girdiği an...
Megumin! Şimdi!
Büyüsünü çoktan hazırlamış olan Megumin’e işareti verirken, Darkness’ın ipini hızla çekerek onu mağara girişinden uzaklaştırdım.
Patlama!!
Megumin en güçlü büyüsünü doğrudan mağaranın içine doğru saldı.
Asasından çıkan tek bir ışık huzmesi, içeri kaçan canavarları kovalarcasına mağaranın derinliklerindeki karanlığı delip geçti.
Derinlerden gelen boğuk bir gürültü kulaklarımızı tırmaladı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.