BAŞLIK: Sinsice Yaklaşan Gölgeler
İçimiz kıyıla kıyıla sokaklarda dolanırken, bir yandan da yol üstündeki tezgahların birinden aldığım şiş kebabı mideye indirip etrafı süzüyordum.
Şehrin dört bir yanını saran kanallar, buraya adeta el değmemiş bir doğallık, apayrı bir temizlik katıyordu. Yaşamak için hiç de fena bir yer sayılmazdı.
Derken, önümüzde kucağındaki ağır yükün altında sendeleyerek yürüyen genç bir kadın belirdi.
Yolunu açmak için Darkness ile birlikte kenara çekiliyorduk ki...
“Eyvahlar olsun! Ne yapacağım ben şimdi? Daha yeni almıştım bu elmaları!”
Tam yanından geçeceğimiz sırada kadın dengesini kaybetti ve elindeki alışveriş torbalarından biri patlayıp içindekiler sokağa saçıldı.
Kadın sağa sola yuvarlanan meyveleri toplamak için telaşla yere kapandı. Darkness ile ben de hemen diz çöküp ona yardım etmeye koyulduk.
“Çok teşekkür ederim! Hızır gibi yetiştiniz. Hakkınızı nasıl öderim hiç bilmiyorum!”
Kadın, az önce gözü gibi baktığı poşetleri umursamazca yere bırakıp birden koluma yapıştı.
Hah, tam oldu. Nerede görsem tanırdım bu bayrağı; resmen olay çıkacağının işaretiydi.
İçimde hiç de hayra alamet olmayan bir his vardı ama işin sonunun nereye varacağını da merak etmiyor değildim.
“Hemen şurada Axis Kilisesi’nin işlettiği bir kafe var,” dedi kadın. “Hadi oraya gidip biraz laflayalım.”
“Kalsın, istemez.”
Darkness ile arkamızı dönüp hemen oradan uzaklaşmaya yeltendik ama kadın ikimizi birden ensemizden yakaladı.
“Aceleniz ne canım? Hem ben falcıyım, biliyor musunuz? Teşekkür niyetine geleceğinize bakıvereyim?”
“Yo-yok, istemez... Biz almayalım, gerçekten... Bı-bırakın... gidelim!”
Kadının elini yakamdan zor bela sıyırıp kaçmaya yeltendim ama bu kez de belime sarılıverdi.
“Geleceğinizi gördüm bile! Böyle devam ederseniz başınıza çok ama çok büyük bir şanssızlık gelecek! Ama Axis Kilisesi’ne katılırsanız bu beladan kurtulabilirsiniz! Hemen şimdi üye olun! Ne dersiniz?”
“Benim en büyük şanssızlığım seninle karşılaşmak oldu zaten! Bırak beni! Darkness, yardım et!”
Darkness belime dolanan kadını kibarca tuttu.
Yakasından küçük bir muska çıkarıp kadına gösterdi. Bu herhalde onun Eris inananı olduğunu gösteren bir nişaneydi. Dünyadaki Hristiyanları simgeleyen haç kolyesi gibi bir şeydi sanırım.
“Kusura bakmayın ama ben zaten yüce Eris’in yolundan gidiyorum. Eğer bu adamı istiyorsanız, önce beni aşmanız gerek.”
“Tü!”
Kadın yere tükürdü. Sonra tek kelime etmeden beni bıraktı, poşetlerini topladığı gibi oradan uzaklaştı.
Hayatında hiç böyle bir muamele görmemiş gibi arkasına dönüp ters ters baktı.
“...Tü.”
Bir kez daha tükürüp yoluna devam etti.
Dur bir dakika...
“Ş-şey, Darkness. Eğer... Eğer Axis ve Eris Kiliseleri birbirine bu kadar düşmanca yaklaşıyorsa, o muskayı kaldırsan iyi olur... Yani, çok önemli olduğundan değil de...” derken, hala kaskatı kesilmiş duran Darkness’a karşı olabildiğince yumuşak davranmaya çalışıyordum.
“...Hıhh...!”
Hafifçe inleyip titredi.
......
“Sen bundan resmen haz alıyorsun.”
“Hiç de bile.”
Nispeten tenha sokaklarda yürümeye devam ederken, birdenbire eli yüzü düzgün, iri yarı bir adamla sevimli genç bir kadın bize doğru koşmaya başladı.
“İmdat! Kurtarın beni! Siz oradakiler, lütfen yardım edin! Bu ahlaksız adam beni karanlık bir ara sokağa çekmeye çalıştı! Kesin Eris’e tapıyordur bu herif...!”
“Ha! Hey, birader! Sen de Axis taraftarı değilsin, değil mi? Heh! Karşımda su tanrıçasının o azılı, baş belası müritlerinden biri olsaydı belki kaçardım. Ama madem değilsin, o zaman işim çok kolay! Bizzat Karanlık Tanrıça Eris’in kutsaması üzerimde, o yüzden yolumdan çekil, yoksa pişman olursun!”
“Ah! Ne korkunç! Benim de tam elimde Axis Kilisesi üyelik formları vardı! Keşke birisi şuraya adını yazıp imzalasa da şu lanet Eris müridini korkutup kaçırsa!”
.........
Hiçbir şey görmemiş gibi yapıp adımlarımı hızlandırdım.
“Ah, beyefendi, lütfen beni kaderime terk etmeyin! Merak etmeyin, sadece şu kağıdı imzalamanız yeterli. Leydi Aqua size öyle bir güç verecek ki... yani, öyle bir şeyler işte, acayip havalı olacaksınız! Bu Eris müridi de arkasına bakmadan kaçacak!”
“Kesinlikle kaçarım! Hem üye olursanız bir sürü gizemli ayrıcalığınız da olacak. Kimisi parti numaralarında uzmanlaşıyor, kimisinin de hortlaklar arasında aniden yıldızı parlıyor!”
Darkness yine muskasını çıkarıp onlara gösterdi.
“Gördüğünüz gibi, ben gerçek bir Eris inananıyım. O yüzden onun hakkında Karanlık Tanrıça diye bahsetmezseniz sevin—”
““Tü!””
Daha Darkness sözünü bitiremeden, adam da kadın da aynı anda yere tükürüp hızla gözden kayboldular.
Bu Axis insanlarının hepsi mi böyleydi?
Darkness bir an sessizce ve kaskatı durdu, ardından titremeye başladı.
......Eris’e tapanların genelini temsil etmediğini ummaktan başka çarem yoktu.
Ve bu kabus böylece devam etti.
“Tebrikler! Bu sokaktan geçen bir milyonuncu kişisiniz! Axis Kilisesi’nin sponsorluğunda hazırlanan bu anı hediyesini kabul edin! Sadece şuraya, ‘yeni üye’ yazan yere adınızı yazmanız yeterli.”
Darkness’ı kolundan yakalayıp daha o caddeye adım atmadan gerisin geri döndüm.
“...Aaa! Sen misin o? Vay canına, seni görmeyeli asırlar oldu! Benim ya! Nasıl gidiyor? Hadi ama, beni hatırlamadın mı? Okuldan? Aynı sınıftaydık ya? Gerçi beni tanımaman normal, Axis Kilisesi’ne katıldığımdan beri çok değiştim!”
Bir kere, ben bu dünyada okula falan gitmemiştim. Kendi dünyamda gittiğim okulda da benimle böyle samimi konuşacak tek bir kız arkadaşım bile olmamıştı. Bu yüzden sokaktaki kızın yanından hiç istifimi bozmadan geçip gittim.
“...Nasıl bir kasaba burası? Dahası, bu nasıl bir Axis Kilisesi böyle?”
Darkness ile nihayet peşimizdeki Axis asalaklarını atlatmış, yorgunluktan bitap düşmüş bir halde açık hava kafesinde soluklanıyorduk.
Karşımda oturan Darkness, boynundaki Eris nişanesi yüzünden az önce epey hırpalanmıştı. Yanakları hala alev alev yanıyordu.
Ben masanın üzerine yığılmışken garson siparişlerimizi getirdi.
Tabaklar içeceklerle birlikte masaya servis edildi.
Yemek yemek için doğruldum...
“Ha, bu da Eris’e inanan saygıdeğer müşterimiz için. Mekanın sahibinin ikramı, hürmetlerini iletiyor.”
Garson kız bunu söyleyerek Darkness’ın ayaklarının dibine metalik bir tıkırtıyla bir şey bıraktı.
...Bir kap köpek mamasıydı bu.
“Afiyet olsun!”
Garson kız gülümsedi ve eğilerek selam verdi.
Darkness kıpkırmızı kesilmiş, titriyordu.
“...Kazuma. Diyorum ki, hep birlikte bu kasabaya mı yerleşsek?”
“...Asla olmaz.”
Yemeğimi bitirip hemen ayağa kalktım, gözleri dolmuş, utançtan kıpkırmızı olmuş Darkness’ı peşimden sürükleyerek otele doğru yöneldim.
Bu kasaba her yönüyle baştan aşağı garipti.
...Lafı gelmişken, otele doğru yürürken, herhalde on yaşlarında bir kız çocuğu koşturarak yanımıza geldi.
Derken birden ayağı takıldı ve yere kapaklandı.
Darkness ile hemen yanına koştuk; kız canı yanmış bir halde, “Ah... Çok teşekkür ederim abla, ağabey,” dedi.
Sonra da gülümsedi. O an içimdeki o katı, her şeye şüpheyle bakan kalbimin yumuşamaya başladığını hissettim.
“İyi misin?” diye sordum. “Daha dikkatli olmalısın. Hadi bakayım, kalkabiliyor musun?”
Elini tutması için kıza uzattım, o da neşeyle elimi kavradı. O saf, masum gülümsemesi ruhuma ilaç gibi gelmişti resmen.
“Evet, şimdi daha iyiyim! Teşekkür ederim! ...Çok iyisiniz ağabey. Adınızı bağışlar mısınız?”
“Kazuma. Kazuma Satou. Bu yanımdaki korkutucu abla da Darkness.”
Darkness kafamın arkasına hafifçe vurdu.
Bunun üzerine küçük kız cebinden bir kalem ve bir kağıt çıkardı.
“Kazuma Satou mu? Nasıl yazılıyor peki? Benim için şuraya yazar mısınız?”
“Tabii, şöyle yazılıyor...”
Kağıdı elime aldım, tam yazacakken en üstte duran yazıyı fark ettim:
AXIS KİLİSESİ ÜYELİK FORMU
“Kahretsin, yerin dibine batsın yaaaa!”
“Ağabey! Ağabeyciğim!”
Kağıdı ortadan ikiye cart diye yırttım.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.