Axis Kilisesi.
Esasen devlet dini sayılan Eris inancının gölgesinde kalmış, bu kasaba dışında adı sanı duyulmamış, son derece küçük bir tarikattı burası.
Yine de bu ufak tefek haline tezat oluşturacak kadar büyük bir şöhreti vardı. Yolda yürürken haydutların saldırısına uğrasanız, onlara sadece Axis Kilisesi üyesi olduğunuzu söylemeniz yeterliydi. Size saldıranlar neredeyse kesinlikle dehşet içinde arkalarına bakmadan kaçma yolunu seçerdi.
İnsanlar bu bağnazlardan o derece korkuyordu işte. İblis Kral ordusunun bile buraya mesafeli durduğu söylenirdi.
Ve tam o an...
"Lanet olsun! Buranın sorumlusu kim?! Gidip iki çift laf edeceğim!"
Axis tarikatının ana merkezi olarak hizmet veren kiliseye paldır küldür daldım.
"Aman Tanrım, ne bu telaş? Tarikata girmek için mi geldiniz? Vaftiz olmak için mi? Yoksa aradığınız ben miyim?"
Kilisenin içinde, elinde süpürgeyle yerleri süpüren tek bir kadın vardı.
Başka da kimseler görünmüyordu.
"S-siz... Şey..."
"Ah, hemen utanmayın, sadece şaka yapıyordum. Ne kadar da ciddisiniz. Yeni tanıştığınız bir kadından ne bekliyordunuz ki? Belki de gidip bir baş ağrısı uzmanına görünmelisiniz."
Karşımdaki bu Axis çatlağının tam ortasına yumruğu patlatmamak için kendimi zor tuttum.
"Ee, sizi buraya getiren nedir? Yüksek rahibimiz Peder Zesta ve diğer tüm tebliğcilerimiz şu anda dışarıda sürtmü... Şey, yani canla başla Leydimiz Aqua'nın adını yaymak için çalışıyorlar. Eğer birini arıyorsanız, belki de daha sonra..."
"Dur bir dakika, ciddi olamazsın. Tüm o sinir bozucu şeyleri resmen eğlence olsun diye mi yapıyorlar?! Neyse, boş ver. Buralara gözü bandajlı bir kızla açık mavi saçlı bir rahip uğradı mı? Benim arkadaşlarım olur kendileri."
Kadın yerleri süpürmeye devam etti.
"Aa, arkadaşlarınız mıydı onlar? İkisi de içeride."
Kilisenin daha da iç kısımlarında mı? Ne yapıyorlar ki orada?
Kadın başını yana eğdi.
"Bu arada, diğer arkadaşınız... Şu çocukların taş yağmuruna tuttuğu kız. İyi mi bari?"
"Ha? Hadi be! Hey, sizi gidi serseri herifler, ne yaptığınızı sanıyorsunuz siz?! Dağılın bakayım, hadi!"
Darkness, kilise kapısının hemen dışında, kendisine taş fırlatan çocukların ortasında iki büklüm olmuş, adeta ana rahmindeki bir bebek gibi büzülmüştü. Hemen koşup çocukları kovaladım.
"K-Kazuma, bu kasabadaki seviyeler çok yüksek... Küçük kızlar bile beni alt etti...! Hayatta kalabileceğimi sanmıyorum...!"
"Hepimizin iyiliği için sokaklardan uzak dur. Hem şu Eris tılsımını da ortalıkta taşıma artık."
"Hayır."
Eris'e tapan bu inatçı yoldaşımı da yanıma alarak kiliseye geri döndüm.
İçerideki kadın, göz ucuyla daha içerideki küçük bir odayı işaret etti.
Ana girişin hemen yanındaki ufak bir bölmeydi burası.
Bak sen. Bildiğimiz günah çıkarma kabini.
"Arkadaşlarınızdan biri orada. Şu an tüm rahiplerimiz dışarıda olduğu için, saygıdeğer rahip arkadaşınızdan günah çıkarma kabiniyle ilgilenmesini rica ettik."
Günahını bizzat bir tanrıçaya itiraf etmek mi? Ne büyük lütuf ama.
"Kazuma, ben Megumin'i bulmaya gidiyorum. Sen Aqua ile ilgilen."
Bunu söyleyen Darkness, binanın daha da iç kısımlarına doğru yöneldi.
Ancak elinde süpürge olan kadının yanından geçtiği an, kadın yerdeki tüm pisliği Darkness'ın üstüne doğru süpürdü.
Darkness olduğu yerde kalakaldı; ayakları toz toprak içinde kalmış, yanakları ise kıpkırmızı olmuştu.
"Ah, affedersiniz! Üzerinizdeki Eris sembolünü görünce çöp sandım birden. Gerçekten çok üzgünüm."
"Ö-nem-li... de-ğil..." diye fısıldadı Darkness, kendini tutmak için tir tir titreyen kas katı bir sesle. Ardından yan odaya geçerek gözden kayboldu.
Bu manzara, buradaki inananlarla kesinlikle hiçbir bağ kurmamam gerektiğine beni bir kez daha ikna etti. Ben de doğrudan günah çıkarma kabinine doğru ilerledim.
Kapıyı açmaya yeltendim ama içeriden kilitliydi.
Kapıyı çaldım fakat ses çıkmadı.
Uuyuyakalmış mıydı ne?
Yapacak başka bir şey olmadığından, normalde günah çıkartacak kişilerin girdiği diğer kapıdan içeri süzüldüm. İçeri girdiğim an kulağıma şu ses çalındı:
"Hoş geldin kaybolmuş koyunum... Şimdi, günahlarını anlat bana. Tanrıçan onları dinleyecek ve seni şüphesiz bağışlayacaktır..."
Bu, yeni rolüne ve odanın loş havasına kendini tamamen kaptırmış olan Aqua'dan başkası değildi.
Görünen o ki, şimdiden birkaç kişinin günahını dinlemiş ve bu işi epey sevmişti.
Aramızda bir paravan olduğundan yüzünü göremiyordum ama sırıttığına kalıbımı basardım.
"Ben senin koyunun falan değilim. Benim, ben! Hey, bu kasabada neler dönüyor böyle? Kafam kazan gibi oldu. Bu deliler yüzünden ağız tadıyla turistlik bile yapamadım. Bunlar senin müritlerin, o yüzden bir çare bul şunlara!"
Aqua bir an sessiz kaldı, ardından lafa girdi:
"Anlıyorum. Demek 'Benim, ben!' diye bağırıyorsun. Çünkü sen, yardıma muhtaç bir akrabaymış gibi davranarak tonton büyükanne ve büyükbabaları dolandıran bir sahtekarsın. Suçunu kabul etmeni memnuniyetle karşılıyorum. Günahların üzerine derin derin, olabildiğince derin düşünmelisiniz. Eğer bunu yaparsan, sonsuz şefkat sahibi tanrıça Aqua seni kesinlikle bağışlayacaktır..."
"Hayır, seni aptal, 'Benim' derken gerçekten benim demek istiyorum! Ne saçmalıyorsun sen? Bu işten keyif alıyorsun, değil mi? Nihayet gerçek bir rahip gibi davranabilmek hoşuna gitti tabii."
Bu sözlerim üzerine Aqua tekrar sessizliğe büründü. "İtiraf edeceğin başka bir günahın var mı? Yoksa kabinden çık ve geleceğe umutla bak..."
"Hey, şu rolü bırak da beni dinle artık. Bu kasabada sana tapıyorlar, değil mi? Doğru kişilere birkaç kelime etsen tüm bu çile bitecek. Biraz sorumluluk al artık!"
Aqua yine bir an sessiz kaldı. "İtiraf edecek başka bir şey yok mu? O halde bir sonraki kayıp koyunumu beklemek üzere burada olacağım... Şimdi, yoluna git."
"Sen ne...? Beni kovuyor musun yani...?"
"Evet, dışarı hadi! Günah çıkarma işin bittiyse arkadaki kişiye yer aç!"
Bu boş kafalı, insanların günahlarını dinlediği için kendisine sunduğu şükran selinden epey keyif almış olmalıydı.
Neden her şeyden bu kadar çabuk etkileniyordu ki bu kız?
.........
Sandalyede kendime çekidüzen verdim ve son derece pişman bir ses tonuyla, "...Aslında, saygıdeğer rahip, içimi dökmek istediğim bir konu var," dedim.
"?! Anlat, anlat hemen! Şimdi günahlarını itiraf et, ruhunu özgür bırak. Yoksa o şövalye arkadaşının çamaşırlarına duyduğun o derin ilgi mi? Ya da o büyücü kızın gür siyah saçlarına burnunu gömme arzun mu? Yoksa beceriksiz bir NEET olmana rağmen, o asil ve güzel rahip arkadaşına karşı beslediğin hayvanca arzular mı?"
Sesi öyle kendinden emin ve keyifli geliyordu ki.
Lafı hiç dolandırmadan yapıştırdım: "O rahip arkadaşımın çok sevdiği ve parti numaraları yapmak için kullandığı bardağı kırdım. Sonra da pirinç lapasıyla falan bir şekilde geri yapıştırdım."
"?!"
"Ah, bir de geçenlerde eline geçen harika bir şarapla övünüyordu. Ben de gerçekten övdüğü kadar var mı diye merak ettim. Sadece küçük bir yudum alacaktım... Ama tadı beklediğimden de güzel çıkınca yanlışlıkla hepsini içiverdim. Anlamaz nasılsa diye yerine ucuz bir içki koydum."
"?! Sen neden bahsediyorsun? Hey, Kazuma, ne demek istiyorsun sen?!"
Ama günah çıkartmam henüz bitmemişti.
"Ve o rahip... Bana sürekli bela açmaktan başka bir işe yaramıyor... Bu yüzden buraya gelmeden önce, maceracılar loncasındaki panoya partimize Eris mezhebinden bir rahip arandığına dair ilan astım."
"Üühüüü! Seni gidi iğrenç dinden çıkmış herif, ilahi gazabıma hazır ol!"
Aqua aramızdaki küçük pencereyi takır tukur açarak üzerime atılmaya, beni yakalamaya çalıştı.
"—Yahu bir sakinleş artık. Şaka yapıyordum diyorum işte. Hem Darkness hem de ben, senin bu çatlak müritlerin yüzünden gezemedik bile. Burası senin ana merkezin değil mi? Şunlara biraz mukayyet ol."
Sonunda ağlamasını dindirmeyi başardığım Aqua'nın tarafına geçmiş, yanına oturmuştum.
"Ne yapabilirim ki bu konuda? Bugün kendi müritlerimle ilk defa karşılaştım... Hem sen gerçekten yeni bir rahip aramıyorsun, değil mi?"
"İlk iki konuyu saymazsak, hayır. Yeni bir rahip falan aramıyorum."
"Bir dakika, 'ilk iki konuyu saymazsak' derken neyi kastettin sen?"
...Derken, günah çıkarma kabininin kapısı tıkırdatıldı.
Cidden günah çıkartmaya gelen biri olamazdı, değil mi?
Rahip olmadığıma göre muhtemelen burada bulunmamam gerekiyordu.
Kapı gıcırtıyla açıldı ve içeri biri süzüldü.
Yanımdaki Aqua'yı dürterek önce kendimi, sonra da yeri işaret ettim kafamla.
Burada kalabilir miyim?demeye çalışıyordum ama Aqua yüzüne son derece ciddi bir ifade takındı, ellerini dua eder gibi birleştirip gözleriyle odanın bir köşesini işaret etti.
Baktığı yere döndüğümde duvarda bir gölge gördüm ve bunun Destroyer'ın o emekleyen silüeti olduğunu hemen anladım...!
Bu aptal hayatta hiçbir şeyi doğru düzgün anlayamayacak mıydı?
"Hoş geldin kaybolmuş koyunum... Şimdi, günahlarını anlat bana. Tanrıçan onları dinleyecek ve seni şüphesiz bağışlayacaktır..."
Ben tam odadan çıkmaya yeltenirken, Aqua duvarda gölge oyunu yapma becerisini gururla sergilemeyi bırakıp yeni günahkarına doğru fısıldamaya başlamıştı bile.
Bir saniye ya...!
"Evet... Lütfen! Yalvarırım dinleyin beni! Ben yıllardır Leydimiz Aqua'ya gönülden bağlı bir Axis müridiyim! Ama...! Eris'in heykelleri... O dolgun göğüsleri...! Beni yoldan çıkarıyor! O göğüsler resmen şeytanın işi! Lütfen... Başka bir tanrıçanın cazibesine kapılmak gibi büyük bir günah işlediğim için beni bağışlayın...!"
Hadi canım oradan. İçeri girip sırf bu abuk sabuk şey için günah çıkartmaya gelen adamın kafasına bir tane patlatmak istedim.
Ancak Aqua, yüzünde en ufak bir alay belirtisi olmadan, son derece ciddi ve yumuşak bir sesle şöyle dedi: "Müsterih ol, günahların bağışlandı. İster dolgun olsun ister tahta gibi, tüm göğüsleri aynı sevgiyle kucakla. Axis Kilisesi'nde her şeye izin vardır. İster hemcinsine duyulan aşk olsun, ister bir insanın hayvan-kıza duyduğu sevgi, ister bir loli, ister bir NEET... İşin içinde bir hortlak veya iblis olmadığı ve hiçbir suç işlenmediği sürece, her şey kabulümüzdür."
Aqua'nın "veya bir NEET" kısmına geldiğinde göz ucuyla bana baktığını fark ettim.
"Ah! Ohhh!"
Günah çıkaran adam adeta şükran krizine girmişti. Sesinin titremesinden ağladığını tahmin edebiliyordum.
"Ey dindar mümin. Sana şeytanın tuzaklarına düşmemen için kutsal bir dua öğreteyim. 'Eris'in göğüsleri dolgulu.' Ne zaman nefsin körelecek olsa bu sözleri tekrarla. Ve eğer senin gibi bu zorlukla karşılaşan başkalarını görürsen, onlara da bu duayı bellet."
"'Eris'in göğüsleri dolgulu'... B-ben... Adeta gözlerim açıldı! Bu harika dua için size minnettarım! Şükranlarımı sunarım!"
Eski günahkar, ağzından şükran duaları dökülerek yoluna devam etti.
Yahu Aqua, alt devrin olan bir tanrıçayı böyle uluorta harcamak seni hiç mi rahatsız etmiyor?
Ne alakası var canım? Biz ilahlar için inananların sayısı ve bağlılık derecesi hayati önem taşır. Gücümüzü doğrudan etkiler bu durum. Benim takipçi sayım Eris kadarki kadar çok olmayabilir ama benimkiler son derece sadıktır. Onlara yardım etmek için elimden gelen her şeyi yaparım.
Yuh artık...
Günah çıkarma kabininden çıktığımızda, yanında bitkinlikten ayakta duracak hali kalmamış bir Megumin ile bekleyen Darkness’ı bulduk.
Kazuma... Geldin demek...
Sana ne oldu böyle? Berbat görünüyorsun.
Megumin bu soruma sadece başını iki yana sallayarak karşılık verdi.
Burası tekinsiz bir yer. Hemen, şimdi evimize dönelim. Burada bir an bile daha fazla kalmak istemiyorum.
Cidden ne oldu yahu? Merak edip üsteledim ama Megumin cevap vermeye hiç de niyetli görünmüyordu.
Yine de cebinden taşan üyelik formlarının çokluğu, bana durumu anlamam için yeterli ipucunu veriyordu.
Gidiyor musunuz, baş rahip hanımefendi? Gitmeden önce kilisemizin meşhur sıcak banyosunu denemek istemez miydiniz? Şehrin en iyisidir, bizzat Aksis Kilisesi’nin ana kaynağıdır. İnsana inanılmaz bir zindelik verir.
Girişte nöbet tutan kadın inananlardan biri yanımıza yaklaşıp bizi ikna etmeye çalışıyordu.
Kulağa hoş geliyor aslında, dedi Aqua. Ne dersiniz çocuklar? Bana katılmak ister misiniz?
Ben bir an önce otele dönmek istiyorum. Dönüp dinleneceğim. Hem Chomusuke de buradaki bir şeylerden korktu sanki. Kiliselerden hoşlanmıyor olabilir mi?
Diğer Aksis inananları geri döndüğünde başıma neler geleceğini kestiremiyorum. Bugünlük bu kadar macera bana yeter.
Megumin ve Darkness bu sözlerle müsaade isteyip ardından ne yapacağımı merak edercesine gözlerini üzerime diktiler.
Karma banyo mu peki?
Eğer bu kutsal mekanda böyle münasebetsiz şeyler söylerseniz, tanrıların gazabını üzerinize çekersiniz, diyerek beni uyardı kadın.
Bu cevaptan sonra ben de onlarla birlikte oradan ayrılmaya karar verdim.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.