Dağdaki Gölge

Bitki örtüsünün tamamen sardığı, yer yer kaygan karların geçit vermediği yamacı dikkatle tırmanıyorduk.

Zihnimde su kaynağı olan bir dağı her zaman sarp, çorak bir kaya kütlesi olarak canlandırırdım ama karşılaştığımız manzara bambaşkaydı.

"Aman Tanrım, Leydi Darkness! Dustiness ailesinin bir ferdi ha! Lütfen şimdiye kadar yaptığım tüm görgü kuralları ihlalleri için beni bağışlayın!"

Biz tırmanırken Darkness’ın soylu geçmişinden habersiz olan Wiz, ikide bir başını eğip duruyor, ağzından bu tür lafları eksik etmiyordu.

"Saçmalama Wiz, bana her zamanki gibi davranmaya devam et. Hepimiz için en hayırlısı bu olur."

"Emin misiniz? Şey, siz nasıl isterseniz leydim..."

Gülümsedi. Darkness ona bakıp içini çekti.

"Aklı başında biri tam olarak böyle söylerdi işte... Bir bakıma içime su serpildi. Yoldaşlarımın geri kalanının ne kadar saygısız birer hödük olduğunu bana bir kez daha hatırlattı..."

Yüzündeki ifade, kafasının epey karışık olduğunu ele veriyordu. Önümüze geçip çalıları yara yara yol açmaya başladı.

"Amma dert çıktın sen de. Soylu muamelesi mi görmek istiyorsun yoksa ekipten biri gibi mi takılacaksın? Bir karar ver artık. Hem soylu sınıfı gibi muamele görmek istiyorsan sinirlendiğinde konuştuğun üsluba dikkat edeceksin. Bir de şu inatçılığı bırakacaksın."

"Dert mi?! Kazuma, bu dünyada milletin konuşma tarzını eleştirecek en son kişi sensin! Hatırladığım kadarıyla benden küçüksün. Ama herkese, bana bile sanki akranınmışım gibi hitap ediyorsun..."

"Bu sadece seni bir dost olarak gördüğümü gösterir. Yaşça büyük bir soylu olan Lalatina’yı değil, her zaman sırtımı yaslayabildiğim Avcı Darkness’ı görüyorum karşımda."

"...Anlıyorum... Şey, madem öyle diyorsun, sanırım..."

Utançtan yanakları kızarmış, tavrı bir anda yumuşamıştı. Yeniden öne atılıp yolu açmaya koyulduğunda kısık sesle mırıldandım: "Çok saf bu ya."

"Zaten hemen kanıyor," diye onayladı Megumin.

"Aynen, saf işte!" diye papağan gibi yineledi Aqua.

"Siz... Siz var ya...!"

"..."

Wiz ayıplar gibi dönüp bize bakarken Darkness neşeyle önümüzden yürümeye devam etti.

Ilıman havada adımlarımızı sürdürürken, "Bayağıdır yürüyoruz sanki," dedim. "Nöbetçi buralardaki canavarlardan bahsetmiyor muydu? Bizden önce içeri giren adama bir şey olmamıştır umarım. Yaşlı bir adam buradaki yaratıklarla baş edebilir mi ki?"

Öyle öylesine sormuştum ama sanki bir cevapmış gibi, uzaklardan gelen bir dövüş sesi kulaklarımıza çalındı.

"Kazuma!" diye bağırdı Aqua. "Böyle konuştuğun için oluyor işte! Resmen felaketi çağırdın!"

"Aptal, ben bir şey yapmadım ki! Sadece soru sordum...!"

"Kavga etmeyi bırakın ikiniz de, haydi gidelim!"

Wiz’in ısrarıyla sesin geldiği yöne doğru koşturduk.

Gözlerimizin önüne oldukça garip bir manzara serildi.

"B-bu da ne böyle?" diye sordu Megumin şaşkınlıkla.

Vardığımızda işletmeciden zaten bir iz yoktu ama...

"Bu... Bir Çaylak Katili olabilir mi?"

Darkness yerdeki siyah karaltıya doğru sinsice yaklaştı, dikkatle inceledi.

Burada çetin bir dövüş yaşandığı kesindi.

Ancak etraftaki bitkilerin ne bir kılıçla kesildiğine ne de büyüyle yakıldığına dair en ufak bir iz vardı. Mücadeleden geriye kalan tek şey, siyah bir kürk ve Çaylak Katili’ne ait devasa bir azı dişinden ibaretti.

Cesetten geriye neredeyse hiçbir şey kalmamıştı; sanki güçlü bir asitle eritilmiş gibiydi...

"Wiz dün o Çaylak Katili’ni zorlanmadan defetti ama normalde bunu devirmek için orta seviye avcılardan oluşan bir ekip gerekir, değil mi?"

Sözlerimin nereye varacağını herkes anlamış gibiydi. Yaşlı bir adam tek başına böyle bir şey yapabilir miydi?

Başka bir deyişle...

"O yaşlı adam acayip güçlü olmalı! Çabuk olalım da onu bulup bizi korumasını sağlayalım!" diye çığlığı bastı Aqua.

...Güzel, demek ki grupta ne demek istediğimi anlamayan bir kişi varmış.

"Hiçbir yaşlı adam bir Çaylak Katili’ni tek başına yenecek kadar güçlü olamaz! Bunu yapan bir insan olamaz."

"N-nasıl yani?" diye sordu Aqua. "Axel’daki o orta yaşlı kasap tek başına kurbağa ve Ateş Ejderhası avlıyor! Neden Çaylak Katili ile dövüşebilen yaşlı bir adam olmasın ki?"

"Onlar bunun yanında çerez kalır! Hem cesede baksana. Bu hiç de normal bir ölüm değil."

Eriş şekli son derece tuhaftı. Bunu bir büyü yapmış olabilir miydi? Eğer öyleyse... Gerçekten mide bulandırıcı bir büyüydü.

"Olay ne olursa olsun tedbiri elden bırakmamalıyız. Karşımızdaki sıradan bir yaşlı adam değil."

Aqua hariç herkes sessizce başını salladı.

O ise aksine, moral bozukluğuyla mırıldandı: "Zamanında vahşi bir timsahı canlı canlı şişe dizen bir aşçı olduğunu söylerlerdi ama..."

Bir türlü kabullenemiyordu.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.