Axis Mezhebi’nin görkemli mülkiyetindeki o muazzam kilisenin hemen solunda, kasabanın bütün su ihtiyacını karşılayan devasa bir göl uzanıyordu.
Kilisenin hemen arkasında ise o berrak suların süzülüp geldiği sıra dağlar yükselmekteydi.
Kasaba muhafızlarından kurulu bir şövalye birliği, dağa çıkan keçi yolunu sıkı bir kordon altına almıştı.
“Yapmayın ama! Ben Axis Kilisesi’nin başrahibiyim! Bak, şuna bak diyorum! Hey, yüzüme baksana sen benim!”
Aqua, maceracı kartını muhafızlardan birinin gözüne sokmaya çalışıyordu.
Dağın girişinde önümüzü kesmişlerdi.
“Anlıyorum hanımefendi fakat yine de içeri girmenize izin veremem.”
“Evet, yukarıya sadece kaplıca yöneticisi çıkabilir.”
Muhafız, Aqua’nın bütün dökülen dillerine rağmen kartın yüzüne bakmaya bile tenezzül etmedi. İki şövalyenin de içindeki şüpheyi sözle ifade etmelerine gerek yoktu, hissettiğimiz şey apaçık ortadaydı.
Birileri bilek gücüyle şansını denemeye kalkışırsa diye tepeden tırnağa zırha bürünmüşlerdi. Yok öyle; nereden peydahlandığı belirsiz bir avuç çapulcu maceracı geldi diye koskoca dağa geçit verecek değillerdi.
“Ey benim sevgili Axis müritlerim… Beni iyi dinleyin, zira bu dediğim hak ve elzemdir. Bırakın geçelim ki bu kasaba kurtulsun—”
İkisi birden aynı anda lafını kesti. “Biz Eris inananıyız.”
“Ne-ee?! Bu kasabada yaşayıp da Eris’e tapmak nasıl bir akıl tutulması?! Lütfen diyorum, yalvarırım bırakın geçelim! Ana kaynaklar büyük tehlike altında! Hepimizin iyiliği için bu! Ben… Ben sadece bu kasabayı kurtarmak istiyorum!”
Muhafızlardan birinin zırhına tutunmuş, gözyaşlarına boğulmuştu.
Aklıma bir çare gelmişti gelmesine ama bu tiyatroyu izlemek hoşuma gittiğinden biraz daha uzamasına izin vermeyi tercih ettim.
“Kurallar nettir! Şimdi evlerinize dönün!”
“Aah! Bir dakika! Şey… Sen bayağı yakışıklıymışsın aslında. Profilin bana… şey, Kırmızı Bir Ejderhayı anımsattı!”
“Bana kertenkele suratlı mı demek istiyorsun sen?”
Tatlı dil sökmeyince rotayı iltifata kırmıştı anlaşılan.
“…Peki, öyle olsun. Madem beni gerçekten geçirmeyeceksiniz, ben de şu arkadaki kiliseye sümüğümü çeke çeke giderim. Oradaki çirkin, huysuz Eris müritlerinin bana ne kadar kötü davrandığını tek tek anlatırım!”
“Hayatımda duyduğum en aptalca tehdit bu!”
“Yahu, işte bu yüzden kimse Axis müritlerini sevmiyor! Hem senin o mavi saçlarınla mavi gözlerin ne nesi öyle? Dün bütün kaplıcaları normal sıcak suya çeviren tipe acayip benziyorsun sen…!”
“I-ıh! O… O arındırmaktı bir kere!”
“Yani sendin! Bak, içeri almamanın bir sebebi daha çıktı işte. Hadi başka kapıya, evine dön!”
Tehditleri de sökmedi. Muhafızlar onu tavuk kışkışlar gibi başlarından savdı.
“Böyle olacağını biliyordum. Gel bakalım Darkness. Katkı sağlamak için eline pek fırsat geçmez ama bu tam senlik.”
“Ge-geçmez mi?! Ben her zaman yardımcı oluyorum bir kere— Hey, itmesene!”
Yanımdaki Megumin neyin peşinde olduğumu çoktan kavramıştı.
“Haddinizi bilin! Karşınızda kimin durduğunu sanıyorsunuz?! Yüce ve soylu Dustiness ailesinden Leydi Lalatina Ford Dustiness duruyor karşınızda! Acil durum bu, kasabanın kaderi pamuk ipliğine bağlı!”
“Ne?!”
“Evet! Bunu Dustiness ailesinden bir emir sayın. Dünkü kaplıca zehirlenmesi hengamesinden sonra, her bir havuzu tek tek zehirlemektense doğrudan su kaynağını kirletmenin çok daha mantıklı olduğu anlaşıldı. Küçük Hanım’ın talimatıyla burayı incelemeye geldik.”
Darkness’ı öne doğru ittik. Kızcağız boynundaki madalyona çaresizce sarılmıştı.
“Ben de acil durum olduğunu kabul ediyorum ama… Bunun için adımı kullanmak…”
Darkness bir şeyler mırıldanmaya çalışıyordu ama kollarını arkadan kıskıvrak yakalamıştık.
“Hadi ama Küçük Hanım, sakladığınız şu madalyonla kanıtlayın şunlara. Lütfen… Direnmenin… Bir âlemi yok… Küçük— Yahu uzatma da çıkar artık şunu Küçük Hanım!”
“Kazuma, sıkı tut şunu! Ben alacağım— Ah! Darkness, acıttı ama! Wiz! Megumiiin! Çabuk tutun şunun elini! Kapın şu madalyonu!”
“Wiz, sağ kolunu tut! Aqua, sen de solunu! Küçük Hanım, direnmeniz… Nafile…!”
“Çok özür dilerim! Leydi Darkness, gerçekten çok özür dilerim!”
“Bırakın dedim size—! Dustiness ailesinin adı böyle ayaklar altına— Ha?!”
Megumin nihayet madalyonu parmaklarının arasından söküp almayı başardı ve gururla muhafızlara uzattı. “Nasıl? Şimdi geçmemize izin verirsiniz herhalde!”
“K-kusura bakmayın!”
“Çok özür dileriz! Saygısızlığımızı bağışlayın lütfen!”
Muhafızların bir anda değişen bu tavrı Megumin’in koltuklarını kabartmıştı. İki şövalye telaşla kenara çekilip bize yol açtı.
“…Şunu bir süreliğine ödünç alabilir miyim acaba?”
“Tabii ki hayır! Ver onu bana!”
Darkness madalyonu elinden çekip alınca Megumin’in bütün havası söndü.
Tam o sırada muhafızlar ezile büküle yanımıza sokuldu.
“Şey… Leydi Dustiness, su kaynağını incelemeye geldiğinizi söylediniz fakat işin aslı, ana kaynaklardan sorumlu kişi zaten şu anda yukarıda.”
“Kendisi incelemesini yaparken kimseyi içeri almamamız konusunda kesin talimat aldık…”
Bakıştık.
Tam da sırasıydı yani.
Belki de yönetici her kimse, o da kaynağın zehirlenmiş olabileceğinden şüphelenip yola koyulmuştu.
…Yine de emin olmak için şövalyelere sordum: “Yukarı çıkan adam hafif esmer, kısa kahverengi saçlı biri miydi acaba?”
“Hayır, sarı saçlı, yaşlıca bir adamdı. Çok uzun zamandır bu su kaynaklarının bakımını o üstlenir.”
Yanılmışım… İyi de, o kahverengi saçlı adam nereye kaybolmuştu o zaman?
Fark edilmeyecek gibi biri de değildi; üstelik kasabadaki bütün otellere eşkalini bırakmış, uyarıda bulunmuştuk. Şimdiye kadar birinin onu görmüş olması gerekirdi.
“Bir de… Bu dağlarda canavarlar barınır Leydi Dustiness. Eğer yukarı çıkmakta kararlıysanız, lütfen temkinli olun.”
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.