Epeyce yol katetmiştik ama neyse ki izleyeceğimiz güzergâhı şaşırmak imkânsızdı. Kaynaktan çıkan suyu kasabaya taşımak için dağın yamacı boyunca uzanan devasa altı boru vardı. Yani kaynağa ulaşmak istiyorsan sadece bu boruları takip etmen yetiyordu.
Yine de karlı dağı tırmanmak tam bir dayanıklılık testiydi. Parti üyelerine şöyle bir göz attım, herkesin pestilinin çıkmış olacağını düşünüyordum...
"Hey, Wiz. Sen bir Liçsin, değil mi? Şöyle işimizi kolaylaştıracak bir Liç büyün yok mu? Mesela uçma büyüsü falan?"
"Aqua Hanım, 'Liç büyüsü' diye bir şey yoktur. Kendi geliştirdiğim birkaç büyü var elbette ama hepsi saldırı amaçlı..."
"Oho, kendi geliştirdiğin mi?" dedi Megumin. "Bu yorumu öylece geçiştiremem. Hiçbiri Patlama büyüsünden daha güçlü değildir herhalde, değil mi?"
"Öf ya... Buralarda canavarlar olduğunu söylediğinde çok heyecanlanmıştım ama tek bir tanesi bile saldırmadı. Bu ne biçim iş...?" diye sızlandı Darkness.
Maşallah, herkesin keyfi gayet yerindeydi.
"Ş-şey, millet! B-biraz yavaşlasak mı? Bir düşmanla karşılaşırsak bu şekilde—nefes nefeseyken—nasıl—savaşacağız?" Bense çoktan tıkanmış, nefes almaya çalışıyordum.
Aqua başını yana eğip bana baktı. "...İstatistiklerinin pek iç açıcı olmadığını biliyordum Kazuma dostum ama bu kadar da vahim durumda olduğunu tahmin etmemiştim."
İşte bu koydu!
"Hem senin Dayanıklılık istatistiğin kaç ki? Eğer bir Baş Büyücü'nünkü kadar düşük çıkarsa bir daha yüzüne bakamayabilirim." Megumin'in sesi oldukça rahatsız görünüyordu.
Nefesimi toplamaya çalıştığımdan konuşacak halde değildim, sadece kartımı çıkarıp Megumin'e gösterdim.
"......Eh, yani. Şey... Buradaki en düşük seviye sensin sonuçta. Hemen moralini bozma. Sadece birkaç seviye daha atlaman gerek, hepsi bu."
Megumin beni teselli etmeye çalışırken gözlerini ısrarla kartımdan kaçırıyordu.
"Hey, benim istatistiklerimin de seninkiler kadar berbat olduğunu mu söylemeye çalışıyorsun?"
"Belki de biraz dinlenmeliyiz!" diye seslendi arkaya doğru. "O kadar yürümeme rağmen yaşlı adama yetişemedik. Onu bulduğumuzda tam gücümüzde olsak daha iyi olur."
"H-hey! Benim istatistiklerimin seninkinden bile kötü olduğunu mu ima ediyorsun? Güç veya CP bakımından senden daha düşük olmama imkân yok, değil mi?!"
Megumin cevap vermedi, olduğu yere pıt diye oturverdi.
Seviye... Seviye atlamam lazım...
Mola bittikten sonra tekrar yola koyulduk. Çok geçmeden borulardan birinin sonuna ulaştık. Az ilerideki ana kaynaktan şakır şakır su akıyordu ama...
Bir dakika...
"Hey, bu su kapkara!"
"?! Bu zehir! Bu kesinlikle zehir!" diye çığlığı bastı Aqua ve elini dosdoğru o kirli suya daldırdı.
"Çok sıcak! Anam anam! Kaynıyor bu! Elim yandı!"
"Aptal, elini niye kaynağın içine sokuyorsun? Çıkarsana elini!"
"A-ama çok sıcak!"
Aqua feryat figan etmeye devam ediyor ama elini o bulanık sudan bir türlü çekmiyordu.
Hemen yanına koşup elimi uzattım ve büyüyü mırıldandım.
"Donma!"
Başlangıç seviyesi bir büyüydü ama en azından kaynağı...
...Aslında hiçbir şeye dönüştüremedi. Büyü gücüm yetersiz kalmıştı.
"Donma!"
Wiz fırlayıp aynı büyüyü yaptı.
Aradaki büyü gücü farkından mı yoksa Liç olmasından mı bilemiyorum ama Wiz'in büyüsü suyun sıcaklığını anında düşürdü.
"Oh be... Sağ ol Wiz. Sana da teşekkürler sevgili Kazuma. Sayılır yani."
"Ne demek sayılır?"
Wiz, Aqua'nın elinin etrafındaki suya Donma büyüsü yapmaya devam etti.
Bulanık, koyu renkli su yavaşça berraklaşmaya ve temizlenmeye başladı.
"Bu kadarı yeterli... Ama borunun içindekini arıtmak daha zor, bu yüzden kaynağın tekrar kullanılabilir hale gelmesi epey zaman alacak... İyileştirme!"
Arıtma işi bitince Aqua kendi elindeki yanıkları iyileştirdi, ardından tamamen kendi salaklığı yüzünden başını belaya sokmuş olmasına rağmen burnunu çeke çeke melül melül bakmaya başladı.
Hatta onun bu zavallı halini görmek benim bile içimi cız ettirdi...
Her neyse, böylece birilerinin kaynağı zehirlediğinden kesin olarak emin olmuştuk. İşletmeciyle o gördüğüm adam arasındaki bağlantı neydi bilemiyordum ama ilerlemeye devam edersek muhtemelen öğrenecektik.
Yol boyunca, diğer borulara bağlı kaynakların da zehirlenmiş olduğunu gördük.
Aqua, altı kaynaktan dördünü temizleyene kadar tek tek hepsini arıttı.
Tabii ki suların yeniden içilebilir hale gelmesi epey zaman alacaktı.
Sonunda dağın yaklaşık yüzde seksenini tırmanmış olmalıydık. Tam pes edip geri dönmeye karar vermek üzereydim ki uzakta bir insan karartısı seçtik.
İkinci Duyu becerimi kullanarak daha dikkatli baktım.
"...Ha? O adam bu, evet."
Şövalyelerin bahsettiği altın saçlı yaşlı adam değildi; banyoda gördüğüm adamın ta kendisiydi.
"Ne oldu? Neden durdun?"
Aqua'nın kafası karışmıştı.
İleriyi işaret ederek hedefimizin tam orada durduğunu söyledim.
"Ah, evet, bir insan silüeti görüyorum," dedi Darkness. "Orada ne yapıyor acaba? Ana kaynaklardan biri orada mı başlıyor?"
"Muhtemelen," dedi Megumin. "Baksanıza, boru orada bitiyor... Bir dakika, bu demek oluyor ki adam az önce...!"
Suçüstü yakalamıştık!
Hep birlikte öne doğru atıldık. Sonunda bizi fark etti. Yanına yaklaştığımızda yüzünde tuhaf bir ifade belirdi.
"Siz de kimsiniz? Kaplıca işletmecisinden başka kimsenin bu dağa çıkmasına izin verilmez. Buraya nasıl geldiniz?"
Sesi son derece sakindi. Aqua parmağını adama doğrulttu.
"Bir de soruyor musun! Bu şehrin banyolarını kullanılmaz hale getirmeye nasıl cüret edersin! İşin bitti senin!"
"Kullanılmaz mı? Bu kaynakların göz kulak olanı benim. Saçmalamayı bıraksanız iyi edersiniz..."
Adam bilerek kafa karışıklığı yaşıyormuş gibi yapıyordu. Ne yapacağını bilemeyen Aqua, yardım istercesine bana baktı.
Madem ne yapacağını bilmiyorsun, öyle bodoslama atlama o zaman.
"Aptala yatmak seni kurtarmaz," diye gürledi Megumin. "Burada ne arıyorsun? Kaplıcaları tek tek zehirlemekten sıkılıp ana kaynağı mı kirletmeye geldin? Dünkü curcuna da kasabadaki banyoların bu suya bağlı olup olmadığını teyit etmek için miydi?"
"Yol boyunca karşılaştığımız tüm ana kaynaklar zehirlenmişti. Megumin'in de dediği gibi, burada ne halt karıştırdığının hesabını vereceksin. Ben Lalatina Ford Dustiness. Soylu Sınıfı'nın bana verdiği yetkiyle seni muhafızlara teslim edeceğim."
Megumin ve Darkness adama doğru adım attı ama adam istifini bozmadan başını yana eğdi.
"Size diyorum ya, neden bahsettiğinizi bilmiyorum. Üstümü başımı arayabilirsiniz. Yanımda hiçbir şekilde zehir... olmadığını... göreceksiniz...?"
Büyük bir özgüvenle başladığı cümlesinin sonunu getirememişti. Gözlerinin takıldığı yere baktım...
"Hmm...? Siz de kimsiniz? Yüzünüz hiç yabancı gelmiyor..." Wiz elini çenesine koymuş, gözlerini dikmiş adama bakıyordu.
Adam bunu fark eder etmez arkasını dönmeye çalıştı.
"Ş-şey, ben sadece bunca patırtının ne olduğunu anlamak için geldimdi. Yani..."
"Aman tanrım! Bay Hans! Sizsiniz, değil mi Bay Hans?!" diye bağırdı Wiz.
"H-Hans mı? O da kim? Ben... ben buralardaki kaplıcaların işletmecisiyim..."
"Bay Hans! Görüşmeyeli uzun zaman oldu! Benim, Wiz! Liç olan?"
Adam, Wiz'in peş peşe patlattığı "Hans" lafları karşısında kimliğini titrek seslerle reddetmeye çalışıyordu ama Wiz tanıdık bir yüz görmenin heyecanına kapılmıştı bir kere.
Hans, gözlerini üzerinden ayırmayan Wiz'e kaçamak bir bakış attı.
"Liç mi? Şu korkunç hortlak canavarlardan mı? Söylediklerinden tek bir kelime bile anlamıyorum. A-ayrıca görüyorsunuz ya, üzerimde zehir falan yok, yani elinizde hiçbir kanıt..."
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.