"Hayır, bu yanlış!"
Tüm özgüveniyle ortalığı çınlatan bu ses Aqua’dan başkasına ait değildi.
Böyle bir anda en büyük kozumun o olacağı kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi.
"Ağızlarının payını ver Aqua! Masum olduğumu hepsinin gözüne sok!"
"Ha? Sen neden bahsediyorsun? Elimde kanıt falan yok. Sadece öylesine içimden gelen bir şeyi söylemek istemiştim."
"Eşlikçiyi derhal salondan çıkarın!"
"Özür dilerim! Avukatım adına gerçekten çok özür dilerim!"
"Ah, acıyor! Kafam, kafam!"
Devamlı özür dilerken bir yandan da Aqua’nın kafasını sıktım.
Seni gidi aptal, kafasız pislik!
Tartışmamızı bölen şey salonda yankılanan başka bir ses oldu.
"Bu kadar tiyatro yeter! Bu adamın İblis Kral ile ortak çalıştığı apaçık ortada! Onun adamlarından biri o! Benim lüks daireme patlayıcı yerleştirdi! Öldürün şunu! Kesi kafasını!"
O ana kadar sessizliğini koruyan kurban, Yani Lord Alderp, söyleyecek söz bulamayıp öylece kaldığım sırada parmağıyla beni göstererek bağırmaya başladı.
Güzel, ihtiyar... İşte şimdi elime düştün!
"Hepiniz yanılıyorsunuz! İblis Kral için çalışmıyorum! Terörist de değilim! Borç yüzünden sinirlendiğim doğru ama kimsenin evine bilerek Koronatit göndermedim! O küçük sihirli oyuncağınıza iyi bakın, çünkü tek bir söz söyleyeceğim: Ben İblis Kral’ın adamı, ajanı veya başka bir şeyi değilim!"
Zil en ufak bir ses bile çıkarmadı. Zili pürdikkat izleyen Alderp ne diyeceğini bilemez haldeydi.
Sena ise kaşlarını çatmış, alt dudağını ısırarak zile bakıyordu.
Eğer o zili bir kanıt olarak kullanabiliyorsa, pekala ben de kullanabilirdim.
Sözde mağdur olan bu soylunun aniden patlaması, benim kurtuluşum olmuştu.
Yargıç başını yavaşça iki yana salladı.
"Gördüğümüz üzere, büyülü eşya yardımıyla doğruyu ve yanlışı ayırt etmek kesin bir bilim dalı değildir. Bu durum karşısında, zilin tepkisini kanıt olarak kabul edemem. Savcılığın bu tepkiye dayanarak çıkardığı sonuçları da onaylamam mümkün değil. Elimizde çok az veri var. Bu sebeple, sanık Kazuma Satou, hakkındaki şüphelerin inandırıcı olmadığına kanaat getirip..."
Tam kararını açıklamak üzereydi ki...
"Size düşmanla bağlantılı olduğunu söyledim. O herif İblis Kral’ın adamı. Onu idama mahkûm etmelisiniz!"
Ayağa kalkan Alderp, aynı şeyleri papağan gibi tekrarlamaya başladı.
Bu kez cevap veren Sena oldu.
"Olayda hiçbir yaralanma veya ölüm yaşanmadı. Ceza olarak idam verilmesinin uygun olduğunu..."
Lord, gözlerini dikip Sena’ya öyle bir baktı ki...
"...düşünmüyorum desem yalan olur. Değil mi?"
...Ne?
"H-hey, bir dakika! Burada ters giden bir şeyler var!"
"Haklı! O da neydi öyle? Savcı cümlenin ortasında fikrini değiştirdi!"
Megumin ve benim saldırılarımız karşısında Sena, adeta acı çeker gibi görünüyordu. Oysa biz sadece söylediği şeyi yüzüne vurmuştuk.
İşte tam o anda Aqua parmağını sırayla yargıca, Sena’ya ve Lord Alderp’e doğrulttu.
"Bir an önce kötücül bir güç hissettim! Buradaki birisi gerçeği saptırmak için karanlık güçler kullanıyor!"
Aqua’nın bu akılalmaz iddiası mahkeme salonunu derin bir sessizliğe gömdü.
Ne yazık ki daha önceki saçmalıkları yüzünden herkes ondan bıkmış gibi bakıyordu.
Tüm dikkatler yeniden zile çevrildi. Fakat zil çalmayınca salondaki hava belirgin şekilde değişti.
Ama sonuçta Aqua bir din görevlisiydi, bir Başrahip idi.
Yargıcın yüzü renkten renge girdi. Bu iddianın arkasında bir şey olabileceğini düşünmeye başladığı her halinden belliydi.
"Kötücül bir güç mü...? Kutsal duruşmamızda adil olmayan işler çeviren birinin olduğunu mu söylüyorsunuz?"
"Evet, tam olarak bunu söylüyorum. Benim gözlerim sizin şu sihirli zımbırtınızdan çok daha keskindir. Bu dünyada on milyondan fazla inananı olan su tanrıçasından hiçbir şey saklanamaz! Çünkü ben tanrıça Aqua’m!"
Çııııng.
Zilin berrak sesi, sessiz mahkeme salonunda yankılandı.
"Ne?! Durun bir dakika! Yalan söylemiyorum!"
"Sanık. Kendine daha düzgün bir eşlikçi seçmeni tavsiye ederim."
"Özür dilerim Sayın Yargıç. İnanın ben de en az sizin kadar hayal kırıklığına uğradım."
Megumin, söylediği gerçeğe kimseyi inandıramadığı için feryat eden Aqua’yı sakinleştirmeye çalışıyordu. Ancak her ne hikmetse Lord Alderp, kireç gibi olmuş yüzüyle alt dudağını ısırarak Aqua’yı pürdikkat izliyordu.
"Tamam, birazcık abartmış olabilirim! Sihirli zil verdiğim inanan sayısı yüzünden çaldı. On milyon değil de... Daha çok 9,8 milyon falandı."
Kendi kendine mırıldanan Aqua’ya bin kişi bile dese o zilin yine çalacağını söylemeyi çok isterdim ama hiç sırası değildi. Yargıç son kararını vermek üzereydi.
Boğazını temizledi.
"Sanık Kazuma Satou. Karıştığın sayısız ahlaksız eylem ve toplum güvenliğini hiçe sayan sosyopatça tavırların göz önüne alındığında..."
İşler kesinlikle az önceki olumlu gidişatında ilerlemiyordu.
"...savcılığın ceza talebini uygun buluyorum. Suçlu olduğuna..."
Ne?
"...ve idam edilmene karar verilmiştir."
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.